Anayasa 'Velev ki ibneyim' için ne diyor?

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın, koronavirüs salgınından LGBTQI bireyleri sorumlu tutan imasına tepkiler devam ediyor.

Erbaş, Ramazan ayının ilk cuma günü verdiği hutbede zina ve eşcinselliğin "hastalıkları da beraberinde getirdiğini" ve kuşakları "çürüttüğünü' savunmuştu.

Gazete Duvar yazarı Aydın Selcen de, 29 Nisan tarihli, "Velev ki i.neyim" başlıklı yazısında, Erbaş'ın söylemlerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna dikkat çekiyor.

"Bu ülkenin bir anayasası halen var. Anayasada devletin laik ve yurttaşların da kanun önünde eşit oldukları yazılı. Diyanet İşleri Başkanı, dünya Sünni Müslümanlarının ruhani lideri filan değil. O devletin bir memuru. Ağzından çıkanlar, cumhurbaşkanının dün kabine toplantısının ardından iddia ettiği biçimde, ona inanana göre bağlayıcı, inanmayana göre görüş olamaz" yorumunu yapan Selcen, AKP'nin bu konuda önünde iki seçeneği olduğuna işaret ediyor:

"Dolayısıyla, AKP ya utangaçlığından sıyrılıp anayasayı değiştirmeyi önermeli, ya diyanet işleri başkanı devlet memuru olmamalı. Siyaseten hem AKP, hem CHP’nin önüne ödevler koyuyor sözkonusu tartışma: AKP açısından post-Erdoğan mirasın ne olacağının biçimlenmesi, CHP açısından ise “dinle, dindarlıkla kavga etmeden” dedikleri yaklaşımla nasıl bir demokrasi istediklerinin takiye yapmadan seçmene anlatmaları.

Erbaş’ı “yanlız” bırakmayan iktidarın düşünür/sözcü üçlüsü Çelik, Altun, Kalın için de (Ünal henüz ses vermedi sanırım) benzeri sorular akla gelebilir. Örnekse, velev ki adaylıktan vazgeçen Pete Buttigieg ABD Başkanı seçileydi,  Kalın da, Altun da, Çelik de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardı sıra dizilip ceketlerinin önlerini ilikleyerek, el sıkma sırası kendilerine geldiğinde, belden kırmalı malûm (benim de bihakkın vakıf olduğum) memur selâmını vermeyecekler miydi ilk Vaşington ziyaretlerinde? Yine Erdoğan’a göreyse, Diyanet İşleri Başkanı’nın ifadelerine eleştirel yaklaşmak, onun gibi “görüş belirtmek”, devlete saldırı demek oluyormuş. Başka deyişle, ancak vergi mükellefi yurttaş tarafından sağlanan devlet maaşını ve sırmalı cüppesini çıkardığında eşitlik geçerli olacak."

Salgın üzerinden ötekileştirme, dışlama ve toplumun azınlık kesimlerini hedef alan nefret söylemini ironik bir dille eleştiren Selcen, Bilim Kurulu üyelerine salgın ile eşcinsellik arasındaki bağın ne olabileceğinin sorulması gerektiğini belirtti.

Ardından AKP iktidarı tarafından ötekileştirilen bir başka grup olan Kürtlere sözü getiren Selcen, "Ne bileyim, “salgın Kürtler arasında daha hızlı mı yayılıyor, yoksa Kürtlerin fıtratı daha dirençli mi çıktı?” diye devam da edilebilir, bir kere o yola girilirse" satırlarıyla tehlikenin boyutuna dikkat çekiyor.

Selcen yazısını bir pankartta yazanlara örnek vererek noktalıyor:

"Velev ki i.neyim' diye pankart yazıp, başının üzerinde taşımak bu ülkede nereden bakarsanız yürek ister. Ve Tienanmen Meydanı’nda elindeki pazar torbasıyla tankların önünde kalem gibi duran adsız demokrasi kahramanıyla aynı panteona layıktır benim indimde. Bazen tek bir satır, tüm bir demokrasi serüvenini damıtır. Göğsünü gererek “velev ki i.neyiz” diyebilmek, “arkadaşıma dokunma” demektir, “faşizme inat, kardeşimsin Hrant” demektir, “Allah Türkçe bilmiyor mu?” demektir, “jin-jiyan-azadi” demektir. “Velev ki i.neyiz” diyebilenler, “bizler eşit anayasal yurttaşlarız, tebaa değiliz” diyebilenler ve mutlak özgürlüğü, kamu düzeni denilen amorf boğuntunun üzerine koyanlardır. “Devlet nedir” gibi gayet basit bir sorunun yanıtı üzerinde uzlaşamadığımız takdirde demokratik rejimde yaşadığımızı iddia etmek de bana göre güç hatta olanaksızdır."

Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar