Bihter Okutan
Haz 10 2018

Gözaltına alınan gazeteci Ece Sevim Öztürk 'hangi kovana çomak soktu'?

Çağdaş Ses haber sitesinin yayın yönetmeni gazeteci Ece Sevim Öztürk, 8 Haziran gecesi 02.30 sularında bir baskınla gözaltına alındı. 

Bir gazetecinin (daha) gözaltına alınışına giden süreç, tam da Türkiye’nin en kırılgan süreçten geçtiği ve tarafların ağır bedelleri ödeyeceği bir kavgayı yeniden gün yüzüne çıkardı.

Bu 'geceyarısı gözaltı' hadisesine küçük bir parantez açmakta fayda var. 

AKP’nin kindarlığının bir dışavurumu olarak, tüm muhaliflere operasyon ya gece yarısı ya da şafak vakti düzenleniyor. Evlerin kapıları pencereleri kırılıyor, çocuklara torunlara anne babaları, nine ve dedeleri ile ilgili hayatları boyunca unutamayacakları travmalar yaşatılıyor. 

Peki bu gazetecinin hikayesinde dikkat çekici olan ne?

Öztürk, 15 Temmuz darbe girişimine dair, bir kısmı kamuoyuna yansıyan bir kısmı ise hiç yansımayan tutarsızlıklara odaklanarak sorular soruyor ve darbe girişiminden tutuklu bulunan sanıkların mahkemedeki ifadeleri üzerinden, AKP’nin inşa ettiği 'darbe miti'ndeki boşluklara, karanlık köşelere, bulanık noktalara ışık tutmaya çalışıyordu.

Bu çabanın bedeli de 'FETÖ'cü olmakla suçlanmak olarak geri dönecekti Öztürk'e. 

‘FETÖ’nün, bu dönemin en kullanışlı etkisizleştirme ve muhalifleri yok etme aracı olduğu, toplumun bu yapıya karşı en husumetli kesimleri tarafından bile artık iyice anlaşılıyor. Siyasi ve ideolojik yelpazenin neresinde durduğunuzun bir önemi yok; iktidara muhalif olmak bu yaftanın üzerinize yapıştırılıp derdest edilmeniz için fazlasıyla yeterli.

Tıpkı ABD’nin McCarthy dönemi gibi. Wisconsin eyaleti Cumhuriyetçi Parti senatörü olan McCarthy’nin komünistleri hedef alan cadı avı, 1950'lerde ülkenin en değerli düşünürlerini, sanatçılarını ve aktivistlerini kamusal hayattan silmiş, bireysel yıkımlara, trajedilere yol açmıştı.

O günlerde 'komünist' suçlamasıyla akademisyenler kıyımdan geçirilmiş ve üniversitelerden atılmıştı. Sendikacılar, yazarlar mahkeme mahkeme süründürüldü. Charlie Chaplin de bu kötücül senatörün icraatlarından nasibini almıştı. Bu karanlık dönemde, yine komünistlere yardım ve yataklık suçlamasıyla elektrikli sandalyede idam edilenler de olmuştu.

‘FETÖ’cülük ile suçlanan Öztürk’ün siyasi çizgisine göz atmakta fayda var. 

16 yaşında üniversite okumak için Zonguldak’a giden Öztürk’ün yolu daha ilk günlerden Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ile kesişiyor. Yine o dönemde CHP Milletvekili Tuncay Özkan ile tanışan Öztürk, Tuncay Özkan Ergenekon davası dolayısıyla Silivri Cezaevi’ne konulana kadar şehir şehir onun peşinden geziyor.

Özkan, AKP Hükümeti ile - Gülen Cemaati mensubu bazı savcıların işbirliği ile yürütüldüğü anlaşılan, bazı kanıtlarının uydurma olduğu belirlenen Ergenekon Davası’nda müebbet hapis cezasına çarptırılmış, cezaevindeki altı yıl tutukluğun ardından 2014 yılında serbest bırakılmıştı.

Ergenekon davalarını yakından izleyen genç bir öğrenci olarak o günlerde  protestolarda da yer alıyordu Öztürk. Sonrasında da Özkan ve CHP ile bağları sürdü. 

Yeni Şafak Gazetesi’nin, 3 Haziran’da işaret fişeğini çaktığı, Oda TV yazarı Nihat Genç’in sadece bir gün sonra 'pası alıp gole çevirdiği' hedef gösterme sürecinde, iki birbirine benzemezin böylesine hızlı bir işbirliği içinde hareket ederek gazeteci Öztürk’ü hedef almaları işte bu yüzden son derece dikkat çekiciydi.

Yeni Şafak, AKP’nin ‘darbe hikayesi’nin yara almasını engellemek için gazeteciye yaylım ateşi açarken, Genç’in derdi de bir takım ‘paşalar’ı savunmaktı. 

İki farklı amaç ama aynı sonuç: Bir gazeteciyi daha bertaraf etmek ve yazıp çizemeyecek hale getirmek! 

Bunun da Türkiye’de tek bir anlamı var: Cezaevine atılmak!

Tam da burada altının çizilmesi gereken nokta şu: Hem Yeni Şafak hem de Genç, 15 Temmuz’da AKP’nin yarattığı mite zarar verebilecek alternatif bir bilgi/dosya/soru işareti ile ortaya çıkan gazetecilere yönelik bu denli ağır eleştirilerin bir gözaltı ile sonuçlanacağını biliyor. 

Peki sahiden de istenen tam olarak bu muydu?

İşkence, taciz ve kötü muamele iddialarının ayyuka çıktığı Türkiye cezaevlerine bir gazetecinin daha gönderilmesine giden yolun taşlarını döşemenin vicdani bir karşılığı olur mu Genç ve Yeni Şafak için bilinmez; ancak Öztürk’ün, ‘dokunursan yanarsın’ kovanına çomak soktuğu ve bundan dolayı ona kin besleyenlerin bedel ödetmek için pusuda beklediği de gün gibi ortada.

ece

Şimdi yeniden Öztürk’ün siyasi eğilimine ve 'kovana çomak' kısmına dönelim: 

Eşinin de CHP kadrolarında yer aldığını, CHP cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ye yakın olduğunu belirtmekte fayda var. 

Zaten, Genç’in yazısının başlığı da, “Muharrem İnce bu sızıntılara dikkat etmeli.”

Hem Yeni Şafak hem de Genç bir kez daha aynı çizgide buluşuyor ve ‘FETÖ’-CHP’ bağı kurarak CHP’yi ve İnce’yi hedef tahtasına oturtuyor  olması, ayrıca dikkate değer. 

Her ne kadar Genç, 8 Haziran’daki ikinci yazısında gözaltından rahatsız olduğunu ifade etse de, Yeni Şafak-istihbarat ağında pişirilen yemeği fırından çıkarıp servis etme işi, belki de farkında olmadan, Genç’in üzerine kalmıştı.

Ancak sonraki tweetlerinde bu yaklaşımından da geri atmış görünen Genç, Öztürk için, ‘FETÖ’nün bohçacı yazarları’ yakıştırması yapıyordu:

Yeni Şafak ise ‘Başarılı operasyonu’ ‘haber’ olarak duyurmayı da ihmal etmiyordu.

Bir şeye- bu örnekte TSK’daki belli ideolojiye sahip bir grup rütbeli subay- tutku derecesinde sempati beslemek bir zaafiyet olarak tutku sahibini hataya sürükleyebiliyormuş.

Genç yazısında, “Balyoz'dan içeri atılmış kahraman Türk subayı ve bugün çok yakın arkadaşımız Mustafa Önsel için güya o gece darbeyi desteklemiş ve işkence yaptığı gibi iftiralar atıyor” diye yazıyordu Öztürk için. 

Cezaevinden Öztürk'e mektup gönderen bir gizli tanık ise, Önsel'le ilgili olarak “15 Temmuz saat 21.15 – 22.00 arasında Mustafa Önsel tarafından arandım. Önsel Albay bana ‘darbe başladı, başarılar dilerim’ dedi” diye yazıyordu.

Öztürk, avukatı arayıp ifadeyi doğrulatınca Önsel'i arayıp sormuş. 

Sonrasını şöyle anlatıyor Öztürk:

"Peki, ne oldu da Mustafa Önsel'in kuyruğuna basmıştım? Onu da anlatayım hemen: Önsel çok kızdı, hakaretamiz cümleler kurdu, agresifti, neden bu soruyu sormuştum, nasıl sorardım! “Hayır ben gizli tanıkla görüşmedim” demiyordu, “gizli tanık öyle dememiştir” diyordu. Bana gizli tanığın adını ver dedi, dava açacağını düşündüğüm için özel mesajlaşarak ismini verdim. Meğer zaten kim olduğunu gayet iyi biliyormuş!"

Genç’in ididalarına aynı gün yanıt verdiği tweetinde Öztürk, “Ha bu arada Mustafa Bey Nihat Bey'e yazıyı yazdırırken bir "işkence" meselesi anlatmış.. Nihat Bey, Önsel kandırmış sizi, ben kendisine "Gizli tanıkla neden görüştün, ne görüştün" diye sormuştum, işkence filan konuşmadık. Ama anlatırsa onu da dinleriz. :)” yanıtını veriyor ve bir ekran görüntüsü paylaşıyordu.

Ancak garip bir biçimde Öztürk’ün darbe gecesi bulundukları durum ve konumlarla ilgili sorgulamaya giriştiği komutanların önemli bir bölümünün ucu Balyoz davasında yargılanan, cezaevinde yatan subaylara çıkıyor.

Neden Balyoz albay ya da generallerinin darbe gecesi bu kadar aktif oldukları ya da neden o geceki rolleri bu kadar dikkat çekiyor, ki bu da başka bir muamma. 

Hatta bu isimlerin Erdoğan’a açık açık desteklerini ilan etmeleri de şaşırtan başka bir nokta.

Öztürk de bir gazeteci refleksiyle haklı olarak bu sorulara yanıt arıyordu.

Bir gizli tanığın iddialarını mahkeme tutanaklarını haberleştirmek ve buradan hareketle iddiaların peşine düşmek gazetecilik değil de neydi ki?

Şu soruları soruyordu Öztürk: 

Bu darbeye katılan herkes FETÖ’cü müydü? 

FETÖ ile mücadele dedikleri operasyonlarda kimler tutuklanıyordu, ne aşamadaydı? 

Araştırdıkça, kilitli kapıları açtıkça AKP’nin darbe hikayesiyle uyuşmayan pek çok şey karşısına çıkıyordu Öztürk’ün, ve bu durumu şöyle anlatıyordu:

“Bir asker darbeye hiç katılmadığını ispatladığı halde tutuklanırken, bir başka asker darbeye katıldığına dair hakkındaki şüphe sayısız ifadeye ve raporlardaki çelişkiye rağmen ortadayken soruşturma konusu dahi edilmiyordu. Bu Deniz Kuvvetlerinde de böyleydi, Karada da Havada da…”

Öztürk, bu kuyuyu kazarken yine 15 Temmuz ile ilgili şüphelerini dile getiren ve Öztürk'ün, "15 Temmuz’a dair soru işaretlerini katıldığı tv programında anlatan ve benim de bu süreçte tanıştığım avukat arkadaşım" dediği avukat Kemal Uçar 2018 Mart'ında tutuklandı. 

Yine dokunan yanıyordu.

Darbe gecesi, Özel Kuvvetlerde, Genelkurmay Karargahında, Moda Deniz Kulübünde olup biteni kendi penceresinden ulaştığı bulgularla izleyicisine ulaştırıyordu Öztürk; soru işaretleriyle beraber.

Misal hayli rahatsız edici şu soruyu soruyordu Öztürk: 

Marmaris'te Erdoğan'a suikaste giden gizli suikast timi hala görevde mi?

Öztürk, Genç ve Yeni Şafak’ın iddia ettiği gibi, bir grubun ‘maşası’ olmadığını şu sözlerle anlatıyordu:

“Denizde neler yaşandığına ilişkin bir belgesel hazırladım ve gemilerin seyre kaldırılması noktasında soruşturmalar açısından adil davranılmadığı gibi, amirallerin de emirleri verirken belli başlı isimlerle görüşerek karar verdiğini mahkeme kayıtlarından anlattım.

Daha sonra 15 Temmuz’da Marmaris’te ve Dalaman’da gizlenen üç helikoptere dair bir çalışma yayımladım ve Erdoğan ile Berat Albayrak’ın mahkeme kararıyla yalancı duruma düşürüldüklerini, ancak helikopterlerle ilgili doğruyu söylediklerini anlattım, soruşturmaların yeniden açılması gerektiğini belirttim. Yandaş gazeteciler suikastin üstünü örterken, CHP’li bir gazeteci olarak Erdoğan’ın yaşam hakkını savunduğumu söyledim.”

İlginç bir detay daha ortaya çıkıyordu meseleyi deştikçe.

Genç, Ocak ayında Öztürk’ün CHP-Amerikan ilişkilerini yazdığı bir haberi Ulusal Kanal’daki programında referans göstermiş ve yazılarıyla da destek vermişti!

Demek ki, bir gün referans verilen birisi ertesi gün 'dokunulmazlar'a dokununca 'FETÖ'cü olabiliyordu! 

Cezaevinden avukatı aracılığıyla selam gönderen Öztürk’ün bir de çağrısı var: 

“Savcılar Mustafa Önsel’in devlete 'FETÖ’cüdür' diye verdiği isimleri mutlaka yeniden gözden geçirmeli.”

Türkiye'de bağımsız medya namına pek bir şey de kalmadığı; kalanların da bu tür incelenmeye muhtaç hikayelerin üzerinde gitme imkanı iyice daraldığı için, kendisini cezaevinde bulan Öztürk'ün başına gelenler ilgiye muhtaç.

Bu nedenledir ki, Öztürk’ün soruşturma ve muhtemel yargı süreci hem yerel hem de uluslararası meslek kuruluşları tarafından çok sıkı takip edilmeli.