Şub 27 2018

“Ana akım medyada savaş dili var, Türkiye’de gazetecilik yok oluyor”

Türkiye’de ana gündem 20 Ocak’tan bu yana Afrin harekâtı.

Operasyon öncesi Başbakan Binali Yıldırım’ın ‘direktif’ olarak yorumlanan talepleriyle tek bir ses hâline gelen ve ‘ordu gazeteciliği’ne bürünen Türkiye medyasının yayın politikası eleştiri konusu.

40 yıla yaklaşan gazetecilik hayatında kültür-sanat editörlüğünden toplum editörlüğüne, siyasi editörlükten genel yayın yönermenliğine kadar birçok kademede görev alan Tuğrul Eryılmaz, “Gazetecinin görevi iktidarı halka karşı denetlemektir. O nedenle 4. kuvvet denir, halkın sesi kulağı denir. Ana akım medyada artık bir savaş dili görüyorsunuz. Türkiye’de insanlar barış dilini, barış gazeteciliğini hiç konuşamıyorlar” diyor.

“İki-üç gazeteyi dışarı çıkaralım; geri kalanı iktidarın basın sözcülüğünü yapar hale getirildi” diyen Eryılmaz, “Barış diyenler ne acı ki, bu ülkede hainlikle suçlanıyor” ifadesini kullanıyor. 

Özgürlükçü Demokrasi’den Ruken Tuncel’in sorularını yanıtlayan Eryılmaz, demokrasilerin işlemediği ülkelerde iktidarın, medyadan “uygun gördüğü” haberleri yapmasını istediğini belirtiyor. 

İşte bu noktada Türkiye’nin yaşadığı mevcut durumu, gazeteciliğin ilk dönemlerindeki gibi; iktidarların, feodal beylerın, kralların medyayı yönlendirdiği döneme benzetiyor Eryılmaz ve ekliyor:

“En ufak bir özerklik, özgürlük söz konusu değildi. Şimdi baktığımız zaman, biz Türkiye’de sanki o ilk evreyi yaşıyoruz.”

Sonra MİT TIR’ları haberlerinin yayımlanmasını hatırlatıyor Eryılmaz. İktidar, devlet sırlarının deşifre edildiği gerekçesiyle gazetecileri hedef almıştı o dönem. Bunun, halkın belli bir kesiminde de bu karşılık bulduğuna dikkat çekiyor. 

Benzer durumun, Afrin operasyonu sırasında da yaşandığını söyleyen Eryılmaz, “Bu artık Türkiye’de iyice çığırından çıktı. Canlı yayında savaş seyrediyorsunuz. Bu çok rahatsız edici bir şey” görüşünü dile getiriyor ve ekliyor:

“Gazetecilerin barış gazeteciliğinde ısrar etmesi ve tüm baskılara direnmesi gerektiğini söyleyeceğim fakat ben hayatımda hiç bu kadar çok gazeteciyi işsiz görmedim. İngilizlerin bir sözü vardır: Gazetecilik yaparken, cinsiyetini, dinini, milliyetini unutacaksın. Bunlar Türkiye’de tuhaf geliyor, büyük ihtimalle Kürtlere de tuhaf geliyordur. Ama ortada böyle bir gerçek var. Gazeteciliğin dünyanın her yerinde kuralları var. Öbür türlü bülten yayınlarsın.”

Gazetecilik mesleğinin göz göre göre yok olduğundan yakınan Eryılmaz, “Hayatında oturup bir kahve içmeyeceğin insanlar televizyonlardan abuk sabuk bilgiler veriyorlar. Eğer ki, bir ülkede demokrasi lüks haline gelirse, olacak olan budur. Bir meslekle bu kadar oynanmaz. Ben Özgür Gündem ile dayanışmak amacıyla gittim. 4-5 saat oturdum başıma gelmeyen kalmadı. Bunlar bizim okulda öğrendiğimiz, öğrettiğimiz şeyler” diyor.

90’lardaki gazete manşetleri için ‘Manşetleri gör aklını kaçırırsın’ şeklinde bir tanımlası olan Eryılmaz, bunu bir adım daha öteye götürüyor:

“Bugün aklını kaçırmazsın, intihara teşebbüs edersin. ‘Ben ne hale getirildim, niye oldu bu işler?’ diye… Aklını kaçırmazsın yani intihara gidersin. Şeffaflık diye bir şey kalmadı.”