Tem 05 2018

Habertürk dijitale dönerken: ‘Ölen ana akım mı basılı yayınlar mı?’

Türkiye, 16 yıllık AKP iktidarında otoriter bir devlet anlayışına bürünürken medya da bütün bütün köklü bir değişime uğradı.

Yüzde 90’ı iktidarın kontrolü altına girerken ‘Amiral Gemisi’ yakıştırması yapılan Doğan Medya Grubu’nun Demirören Medya Grubu’na satışı “Tabuta son çivi çakıldı” yorumlarına yol açtı. Doğan’dan sonra Türkiye basınında bir dönemin daha sonuna gelindi. “Gücü Özgürlüğünde” sloganı ile yaklaşık 10 yıldır okurları ile buluşan Habertürk gazetesi mali durumlardan dolayı kapatma kararı aldı ve bugün (5 Temmuz 2018) son baskısıyla okurlarına veda etti. 

Habertürk, kâğıt baskıya son verirken dijitale devam edeceğini duyurdu. Bu kararla “Ölen ana akım mı basılı yayınlar mı?” sorusu etrafında medyanın gittiği yön tartışma konusu.

Ciner Medya Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Tekdağ, çalışanlarına attığı veda mesajında şunları söylüyordu:

“Ciner Medya Grubu olarak, dünyada ve ülkemizdeki kitle iletişiminin doğasında meydana gelen bu olağanüstü teknolojik ve ticari değişimleri gözönüne alarak ve bu gelişmelere paralel olarak haber medyamızda stratejik dönüşüm kararı vermiş bulunmaktayız. Buna göre, yazılı basın faaliyetlerimizi 5 Temmuz 2018 tarihi itibariyle sonlandırmaya, buna mukabil gazetecilik faaliyetlerimizi televizyonlarımız Show Haber, Habertürk TV, Bloomberg HT ile entegre bir vaziyette Habertürk com başta olmak üzere internet mecralarımız odaklı olarak daha da güçlü bir şekilde devam ettirmeye karar verdik. Bu kararımızın sonucunda yazılı basın endüstrisinden çekilmenin yaratacağı ilave imkanlarla elektronik ve dijital habercilikte daha da güçlü bir şekilde yayıncılık yapmaya devam edeceğiz.”

Sarphan Uzunoğlu, P24’te kaleme aldığı yazısında “Bu mesajdan anladığımız birkaç şey var. İlki, basılı yayına veda ile birlikte insan kaynaklarında bir değişiklik olacağı, yani basılıya emek veren kimi gazetecilerin işlerini kaybedeceği. Bir diğeri ise, her ne kadar çoğu zaman karşılığını göremesek de dijitale daha güçlü bir şekilde odaklanma niyeti” diyor. 

Bu niyetin ne kadar hayata geçirilebileceğinin şüpheli olduğunun altını çizen Uzunoğlu, “Çünkü Türkiye’de Radikal örneğinde olduğu üzere daha önce de basılıdan dijitale geçişler gerçekleşmişti” notunu düşüyor. 

Habertürk’ün kapanmasına etkin olan faktörler üzerinde değerlendirmeler yapan Uzunoğlu, satış istatistiklerinden bazı veriler aktarıyor. 

Habertürk

Uzunoğlu, Ciner Yöneticisi Tekdağ’ın açıklamalarından yola çıkarak mevcut satış fiyatlarının zaten basılı gazete okur tarafından satın alınmasının dengeleyebileceği bir operasyona dayanmadığı görüşünü dile getiriyor. 

Gazetenin dijitaldeki verilerini de paylaşan Uzunoğlu, “Haberturk.com’un mevcut performansı oldukça iyi. Dünyada haber ve medya kategorisinde en çok ziyaret edilen 74. site konumunda olan gazete, Türkiye’de genel ortalamaya bakıldığında en çok ziyaret edilen 16. site konumunda. Dünya genelindeki farklı kategorilerdeki siteler listesinde de 395. Sırada” diyor ve ekliyor:

“Bu açıkçası çok olumlu; hattâ birçok açıdan başarılı bir performans. Her ne kadar sekme oranı (siteye girince hızla çıkma oranı) %44,30 gibi yüksek bir seviyede olsa da sitenin mevcut trafiği düşünüldüğünde bunun da çok sürpriz olmadığını düşünebiliriz.”

Habertürk

Uzunoğlu, son iki yıl verilerini baz alarak “Basılı öldü, dijital yükseliyor; akıllı patron ise bu durumu görüp stratejik bir karar verdi deyip meseleyi kapatmak pek mantıklı değil” diyor. Gazetenin Kurucu Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın sözlerinden bazı bölümler aktarıyor sonra:

“Turgay Bey (Ciner), öyle ortalıkta görünmek isteyen, görünen biri değil. Bir iş adamı, yatırımlarının kârlılığına bakar. Demek ki, geldiği noktada rantabl görmüyor gazeteyi. Türkiye bu şekilde devam ettiği müddetçe, merkez medyada rantabl olacak gazete yatırımı yapmak mümkün değil. Merkez medyadaki reklam geliriyle gazete yapmak mümkün değil. Bu açıdan baktığınızda kapatma kararı doğru bir şey.”

Altaylı’nın “Türkiye’de merkez medyada rantabl olacak gazeteci yatırımı yapmak mümkün değil” saptamasının kayda değer olduğunu vurgulayan Uzunoğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Gerçekten de Habertürk, Altaylı’nın yönettiği dönemde gazetecilik olarak yine çok sorgulanabilecek işler yapmasına rağmen daha çok sesli ve daha özgür bir mecra sunuyordu diyebiliriz. Ece Temelkuran da dahil olmak üzere, bugün muhalif olarak etiketlenen birçok insanın yazdığı, televizyonla entegre çalışan farklı bir kurum kimliğindeydi o dönem Habertürk. Bu elbette, okur tarafından takdir ediliyordu. Dahası ulaştıkları 400 bin tiraj seviyesi Türkiye basını ortalamasında en büyük ikinci gazete anlamına geliyordu ve bu oldukça mühim bir istatistikti.
 
Altaylı’nın beyanları arasında en ilgi çekici olanı reklamveren ve medya satın alma şirketlerinin yaklaşımına ilişkin olanı. Altaylı, bugün bir gazeteye reklam vermenin bir politik beyan gibi algılanır olduğunu söylüyor. Gerçekten de Sözcü ve Cumhuriyet gibi gazetelerin reklamveren profili ile havuz medyası denen medyanın reklam profili karşılaştırıldığında ortaya ilginç bir durum çıkıyor. Hattâ, geçmişte Diriliş Postası’nın yayın yönetmenliğini üstlenen Hakan Albayrak’ın yazdığı ve özetle “hür yandaşlığın kalesiyiz ama reklam vermiyorlar” ifadesini içeren yazı da reklam sektöründeki politik tercihler yapma eğiliminin ne kadar sıkıntılı bir hâl aldığının göstergelerinden biri olarak sayılabilir. Hattâ geçtiğimiz hafta yaşanan ve Karar’ın merkezinde olduğu olaylar da bana kalırsa zaten “cezalı” konumda gibi görünen gazetenin reklam gelirlerinde ciddi bir azalmaya neden olacaktır.
 
Tüm bu açılardan bakıldığında, başlıkta sorduğumuz soruya yanıt vermek kolay. Öncelikle, Türkiye’nin mevcut ekonomik ve politik koşullarında basılı yayıncılığı sürdürmek, karşılığında politik ve maddi bir sermaye elde edemediğiniz sürece mantıklı değil. Ciner Grubu bu iki alanda karşılık alamadığını düşünmüş olacak ki, dijitalleşmenin genel cazibesinden de yararlanarak bu kararı rahatça vermiş. Yani dijitalleşmenin basılı yayınlar karşısında önümüzdeki dönemde bambaşka cephelerde de zaferini ilan ettiğini görebiliriz; ancak bu dijitalleşmenin değil politik durumun da bir çıktısı olarak ele alınabilir. Ana akım bir gazetenin boşluğu yaşanırken sektörün ve politik iklimin böyle bir gazetenin yaşamına izin vermemesi de Türkiye’de siyasetin neredeyse tüm öznelerinin mevcut kutuplaşmadan ne kadar mutlu olduklarının kanıtı. Türkiye tam bir Akdeniz ülkesi olarak ana akımı ve onun ekonomisini öldürüp üstünde tepinmenin keyfini yaşarken, çoktan kaybedilmiş kamusal etkileşim ve tartışma imkânının da cenazesi iyiden iyiye kalkıyor.”