'Medya kapkaranlık bir tünelde ama er geç çıkacağız'

Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar, gazeteciler Nurcan Baysal, Erk Acarer ve Celal Başlangıç, Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde Türkiye'de gazeteciliği, baskıları, özgürlük mücadelesini ve çıkış yollarını tartıştı.

Avrupa'nın en önemli ödüllerinden biri olan Deutsche Well İfade Özgürlüğü ödülüne layık görülen Ahval yazarı, insan hakları savunucusu Nurcan Baysal, koronavirüs salgını günlerinde dahi devletin gazetecilerle uğraştığına dikkat çekerek, "Son olarak tweetlerim nedeniyle Emniyet'e ifadeye çağırdılar. Onlara anayasa kitapçığını göstererek suç işlediklerini gösterdim" diyor.

MİT davası kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan BirGün gazetesi yazarı Erk Acarer de, "Suçlu olan biz değiliz, AKP yakalandıkça gazetecilere dava açıyor" ifadesini kullandı ve ekliyor:

"Sabah DHKPC'li, öğle vakti PKK'li, akşam da FETÖ'cü ilan ediliyorum. KHK ile yerlerinden edilen insanlar Yunanistan sınırında ölüyor diye onların hakkını savunduğum için FETÖ'cü diye yaftalanıyorsam da hiçbir anlamı yok. Libya'da İdlib'de yoktan yere yaşamını yitiren gencecik askerler ortada. Suçlu olan bizler değiliz. AKP yakalandıkça bizleri yakalıyor."

Kıdemli gazetecilerden Artı Gerçek Yayın Yönetmeni Celal Başlangıç ise medyanın dünü ile bugününü anlattığı konuşmasında, "Türkiye'de merkez medyanın devlete hep göbekten bağlı olduğunu" belirtirken, "Ancak hiçbir zaman bugünkü kadar berbat bir hâl almamıştı" ifadesini kullanıyor.

Başlangıç, şöyle devam ediyor:

"AKP, hiçbir iktidarın yapmadığı bir şey yaptı; medyanın mülkiyeti ile oynadı. Önceden medya patronlarına ihale verilirken AKP, ihale verdiği müteahhitlere bir gazete ve bir de televizyon verdi. Bakınca bu sürecin ne kadar vahşi bir işgal süreci olduğunu görüyoruz. AKP, medyayı işgal etmiştir. Buna rağmen Saray'a bağlı medyanın hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır ve gerçek tirajları da yerlerde sürünmektedir."

Yavuz Baydar da, Türkiye'de medyanın korkunç bir partizanlaşmaya gittiğine dikkat çekiyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın Türkiye'deki medya üzerine çökertilmiş olan bir kâbus olduğu vurgusunu yapan Baydar, "Diyanet kadar güçlü bir kurum hâline geldi. Şu an medya için en önemli tabu, Saray ve Erdoğan'ın ailesine dokunmaktır. Bu noktada devletin gazeteciler üzerindeki baskısı devreye giriyor" görüşünü dile getiriyor.

Türkiye'de gazeteciliği kurtarmak adına yapılacak en önemli şeyin, dayanışma olduğunun altını çizen gazeteciler, "Saray rejimi elbet çöküp gidecek ve biz mesleğimizi yapmaktan geri durmayacağız" mesajını veriyorlar.