Şub 23 2018

“Muhalif medya yok, soru soramıyorsan gazeteci değilsin zaten...”

Türkiye’de AKP iktidarı ile yoğun bir şekilde gündeme gelen sansür ve otosansür söylemi, dünyanın önde gelen basın örgütlerinin raporlarıyla da yıldan yıla artıyor.

Televizyon ve gazetelerin ardından sıra RTÜK eliyle internete de sansüre sıra geliyor son torba yasayla.

Zaten ‘bir avuç’ kalan muhalif basının sesi bütün mecralarda susturulmaya çalışılıyor.

Ancak tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen hâlâ mesleğini hakkıyla icra etmeye çalışan gazeteciler yok değil. 

Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker, bunlardan biri. Kaleme aldığı köşe yazıları ile kamuoyundan gizlenmeye çalışılan ihaleleri, rant projelerini ve usulsüz anlaşmaları ortaya çıkarıyor.

Susma 24’ten Özgün Özçer’in sorularını yanıtlayan Toker, ifade özgürlüğünün bu denli sınırlandırılmasının nedenini devletle iş yapan büyük sermayenin 90’lı yıllardan itibaren medya sahipliğine soyunması olarak gösteriyor.

Bunun çözümünün ise “Kamu yararı adına iktidarları denetleyen ve hesap soran özünden mahrum bırakılmamış şekliyle gazetecilik” olarak açıklıyor:

“Aksi takdirde otosansür sistemin bir parçası haline geliyor ve bu anlamda belki de ‘en iyi’ otosansür, soru dahi sor(a)mamak.”

Çiğdem Toker
Çiğdem Toker / Fotoğraf: Susma24

Bugünün, 90’lı yıllardan daha da kötü olduğunu söylüyor Toker. O dönemlerde bir alan muhabirinin, izlediği siyasetçiye o konuyla ilgili istediği soruyu sorabildiğini söylüyor. Şimdi ise tam tersi…

“Artık sorulacak sorular önceden aşağı yukarı belirleniyor” diyen Toker, “Bu, biz kıdemli gazeteciler için akıl almaz bir şey. Mesleğe yeni başlayan genç meslektaşlarımızın diledikleri soruyu soramayışları büyük şanssızlık. Sadece onlar için değil, toplumun tamamı için. İstisnai çabaları dışarıda tutarsak, bugün yapılan, güç sahibi lideri dinlemek ve kayıt altına almaktan ibaret oluyor” görüşünü dile getiriyor.

Patronaja takılan bugünün gazeteciliğinde “Şu haber yazılırsa patronun falanca işi zarar görür” gibi engeller olduğunu söyleyen Toker, bu durumu “paramiliter medya” olarak niteliyor.

Kendisinin bir politikacı, aktivist ya da militan olmadığının altını çizen Toker, “Gazeteci, gazeteciliğin evrensel kuralları çerçevesinde kim olursa olsun, siyasi yelpazenin neresinde yer alırsa alsın, bütün iktidarları sorularıyla denetleyen, soru soran kişidir” diyor ve ekliyor:

“Oysa gazeteciliğin kendi kavramlarına geri dönmemiz lazım. Muhalif medya yok, gazetecilik var. Soru sorabilen, bir şeyi merak eden, kafaya takan, peşine düşen kişiler önce marjinalize sonra da kriminalize edildiler. Siyasi aktör ve muhalif olarak adlandırıldılar. Soru sormuyorsan gazeteci değilsin.”