Oca 22 2018

Savaş zamanında ‘barış gazeteciliği’ neden önemli?

Afrin’e yönelik "askeri harekât" bir kez daha medyada servis edilen haberlerdeki dilin sorgulanmasına yol açtı.

"Askeri harekât", "operasyon", "hava harekâtı", “temizlik” gibi ifadeler haber metinlerini süslüyor. İşin aslını anlatan “savaş” sözcüğü ise nerdeyse hiç yer almıyor medyada...

Savaş, adeta yerine kullanılan sözcüklerle kamufle ediliyor.   

Gazeteci Cemal Tunçdemir, 2013 yılında kaleme aldığı yazısında “Çünkü kitleler ‘savaş’tan hiç hazzetmez. Kitlelere bir ‘savaş’ın başladığını hissetirmeden savaşmanın yolu ise ‘müdahale’, ‘operasyon’ gibi hüsnütabirler (euphemism) kullanmaktır” der.

Aslında, savaş sözcüğünü kamufle etme 2. Dünya Savaşı ile başladı. O dönemden sonra "ordu"ların adı bir anda "savunma güçleri" ya da "silahlı kuvvetler" oldu. Savaş Bakanlıkları ise Savunma Bakanlığına evrildi.

“Savaş Bakanlığının adının, George Orwell’ın 1984 romanındaki gibi ‘Barış Bakanlığı’ olmasına ramak kalmış durumda” diyor Tunçdemir bu değişim sürecini yorumlarken.

Ülkü Doğanay da, bugün Gazete Duvar’daki yazısında “Zor, hatta içinde bulunduğumuz koşullarda size imkânsız gibi görünebilir. Ama Barış Gazeteciliği mümkün ve gereklidir” diyor ve ekliyor:

“Çünkü savaş gazetelere ve televizyonlara reyting, hamasetten beslenenlere oy kazandırır; ama bizlere bir şey kazandırmaz.”

Türkiye medyası, Başbakan Binali Yıldırım’ın direktif olarak yorumlanan beklentilerini sıralaması sonrası tek bir ses hâlinde hareket ediyor. Birkaç muhalif gazete dışında…

Doğanay da, buna getiriyor sözü ve “savaşın ne denli yakın olduğunu müjdeliyor adeta gazeteler” diyor:

Oysa başka türlü bir haberciliğin mümkün olduğunu söyleyen Doğanay, “Savaşı değil barışı odağına alan, savaşa değil barışa haber değeri yükleyen, insanların temel haklarının güvencesi olarak işleyen, hak ihlallerinin açığa çıkarılmasını ve ortadan kaldırılmasını hedef edinen bir habercilik…” vurgusunu yapıyor.

Barış gazeteciliğinin bir çatışmayı iki tarafın çatışması gibi göstermekten kaçındığını belirten Doğanay, “İki tarafın çatışması, bir şekilde taraflardan birinin kazanması anlamına gelecektir. Oysa kazanmak da, kaybetmek de kendi başına barışa katkıda bulunabilecek pozisyonlar değildir” görüşünü dile getiriyor ve ekliyor:

“Barış gazeteciliği, ‘biz’ ve ‘onlar’, ‘ben’ ve ‘öteki’ ayrımlarından kaçınır. Bu türden ayrımların neredeyse her zaman ayrımcılık ve yeni çatışmalar üretmesi muhtemeldir.”

Savaşı, çatışmayı kalkan uçak, atılan bomba, imha edilen hedef sayısına indirgemek yerine çatışmanın gerçek mağdurlarının, sıradan insanların yaşadıklarına odaklanmak gerektiğinin altınız çiziyor Doğanay, barış gazeteciliğinin eril ve militarist olmayan dilini hatırlatıyor:

 

“Vurmaktan’, ‘imha etmekten’, ‘girmekten’, ‘yıkmaktan’ bahsetmek yerine barışa ve çatışmanın bir an önce sonlandırılmasına odaklanır, küfür ve aşağılayıcı sözlerden kaçınır. Zor, hatta içinde bulunduğumuz koşullarda size imkânsız gibi görünebilir. Ama Barış Gazeteciliği mümkün ve gereklidir. Çünkü savaş gazetelere ve televizyonlara reyting, hamasetten beslenenlere oy kazandırır; ama bizlere bir şey kazandırmaz.”