Naz Köktentürk
Oca 28 2018

Mezopotamya: Dicle-Fırat ve Afrin’in kara yazgısı

 

Bugün Zeytin Dalı operasyonunun da içinde bulunduğu bu topraklar tarihte lanetli topraklar olarak da anılır.

Afrin de coğrafyanın bir parçasıdır. Tarihi Hititlere kadar uzanır. Osmanlı döneminde Afrin, Kilis’e bağlı bir kazaydı. Savaş öncesinde kent her yeri donatan zeytin ağaçları ile bilinirdi. Aslında kuzeyden güneye doğru akan yeşil bir vadidir. 

Türkmen

Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgenin sınır tarafı Azez’de ise çok sayıda Türkmen ve Arap da yaşar. Afrin Nehri kıyısında Roma döneminden kalma Kyrrhos antik kenti kalıntıları göze çarpar. Kyyrhos, o tarihlerde Roma İmparatorluğu’nun kuzeydeki Ermeni İmparatorluğu’na karşı düzenlediği seferlerde önemli bir askeri üs işlevi görüyordu.

Nebi Huri adlı bölgede Hititli Uriya’nın anıt mezarı görülür. Eski Ahit’te anlatılan öyküye göre, İsrail’in ikinci ve en büyük kralı olan Davut hem peygamber hem hükümdardı. Davut, gölde Batşeba isimli çok güzel bir kadını yıkanırken görür, güzelliğinden büyülenerek onunla ilişki kurar. Batşeba, Davut’un subayı Uriya’nın karısıydı. Bu güzeller güzeli kadın, Davut’tan hamile kalınca kocası Uriya’yı savaşta ön cepheye yollayarak öldürülmesini sağlar. 

stat

Karşılığında Tanrı, bir peygamber olan Nathan’ı yeryüzüne Davut’u suçuyla yüzleştirmek göreviyle yolladı. Ceza olarak da bu yasak aşk sonucu dünyaya gelen bebek yedi günlükken ölür. Bütün bunlara rağmen Davut büyük aşkı Batşeba ’dan vazgeçmez. Tam üç oğulları olur ve bunlardan Süleyman, tahtın varisi olup Kudüs’teki tapınağı inşa ettirir. Bu topraklar, bu büyük ve yasak aşkla yoğrulur.

Suriye’nin, Mezopotamya sınırları içinde kalan diğer kentleri de savaştan dolayı bugün harabeye dönmüş durumdadır ve inanışa göre yasak aşkın laneti felaketler ve savaşlarla hala devam etmektedir. 

 

Yalnızca parçalanan Suriye değil, yıllarca işgal altında kalan Irak da lanetli topraklar söylencesinin altındadır. Efsane; Güney Mezopotamya, Basra bölgesi kaynaklı olup Sümer tabletlerine dayanır.

Sümerlerde İnanna, Ay Tanrısı Nanna’nın kızıdır. Aynı zamanda Aşk, Bereket ve Savaş Tanrıçasıdır.

Bir gün insanların arasına karışıp bahçede, ağaçların gölgesinde uykuya dalar. Bahçıvan, Aşk Tanrıçasının güzelliğine kapılıp ona tecavüz eder. İnanna, başına gelenleri anlayınca kızgınlığından ülkeye felaket salar, fırtınalar kopar nehirlerin sularından kan akar.

Mezopotamya’da ve Ortadoğu’da savaşlar, bu bölgenin feodal yapısından dolayı, batılıların önceleri Haçlı Seferleri ile, sonraları emperyalist güçlerin vekalet savaşlarıyla hiç eksilmemiştir. Bu savaşların temelinde petrol ve su kaynaklarının ele geçirilmesi olmakla beraber, Ortadoğu halklarının ırk ve din kökenli çatışmalarının da bu savaşlara zemin hazırladığı yadsınamaz.

Ortadoğu insanın yapısı da önemli bir rol oynar; bütün dinlerce kutsal sayılan Kudüs, sadece günümüzde değil tarih boyunca çatışmalara yol açmıştır.

Irak’ın Tikrit kentinde doğan Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ün 88 yıl süren Haçlı egemenliğine 1187’de son vererek alır, fakat oğlu El Kâmil 1218’de anlaşılamayan bir nedenle Haçlılara teslim eder.

Eski dönemlere ait hikayeler, hayal bile edemeyeceğimiz kadar bize yakın olayları ve karakterleriyle, bugün Ortadoğu’daki olaylara bakarsak, günümüze hiç de yabancı değildir.

Mezopotamya’nın kuzey ucu Diyarbakır’da da binlerce yıldır kuşaktan kuşağa benzer efsaneler dilden dile dolaşır. Diyarbakır bölgesinde halk söylencesinin adı Suzan ve Adil’dir.

Müslümanlar kendi aralarında Şiiler, Sünniler, Aleviler, Yezidiler, Türkler, Araplar, Türkmenler, Kürtler olarak birçok bölgede aşiretlere bölünürken; Süryaniler, Ermeniler de başka bir uç olur, bölgenin demografik yapısı tarih boyunca çatışmalar ve katliamlarla sık sık değişir.

Efsaneler ve türküler bile bu anlamsız düşmanlığı, bir arada yaşayamamayı konu eder.

Diyarbakır yöresinden Suzan-Suzi türküsü ve efsanesi gibi; zengin bir Süryani kadının çocuğu olmuyormuş, yörede Kırklar Dağı’nda çocuğu olmayanların dilek dilediği Kırklar Ziyareti denilen bir yer varmış, kadın Kırklar’ı ziyaret ederek adak adamış. Bir kızı olmuş, adını Suzi yani Suzan koymuş.

Her yıl doğum gününde annesi Suzi’yi giydirir, süsler Kırklar’ı ziyarete götürürmüş, Suzan büyüyüp güzel bir genç kız olmuş. Müslüman komşularının oğlu Adil ile birbirlerine âşık olmuşlar. Yine bir doğum gününde annesi Suzi’yi hizmetlilerle birlikte Kırklar’a kurban kesmeye göndermiş.

Arkalarından gizlice Adil de gelmiş. Hizmetlilerin kurban kesme telaşından yararlanan Suzi, Adil ile beraber kaçıp dağın arkasına saklanarak beraber olmuş. Kırklar ziyareti bu beraberliği bağışlamamış ve Suzi’yi çarpmış. Suzan on gözlü köprünün eteğinde Dicle’de boğularak ölmüş. Suzi’nin ölümüyle Adil de aklını yitirmiş.

Efsaneler, masallar, türküler toplumların sosyal yapılarını, etik kurallarını aktarır; söylencelerde bile bir Müslüman’la bir Hristiyan’ın birlikteliği mümkün değildir.

Dicle ve Fırat, Güneydoğu Anadolu’nun mor dağlarından doğar. Fırat Erzincan’ın doğusundan, Dicle ise Elâzığ yakınlarından doğarak Irak’ta Fırat’la birleşerek Şattülarap’ta, Basra körfezinde denize kavuşur.

Halk arasında kutsal bir aşk söylencesidir Dicle ve Fırat’ın hikayesi… Fırat coşkuyla akar, güzelliğinin yanında acımasızdır yıkar geçer önüne geleni, Ferhat’ın dağları delmeyi Fırat’tan öğrendiği söylenir.

Fırat, Yunanca ‘da Euphrates diye geçer. Arapça ‘da ise ‘’ferahat’’ kelimesinden gelir, tasasızlık, rahatlık anlamındadır. Kürtçe ‘de de benzer bir kelime kökenindendir. 

euphrates

Dicle ise daha sakindir, yavaşça süzülerek akar. Diyarbakır’da karpuzlar oyularak içlerine kum ve gazyağı konur, gece karanlığında yakılarak Dicle’ye bırakılır çayda çıra olur. Diyarbakır’dan sonra kelekler görünür, sularında taşımacılık yapılır; çardaklar kurulur suyun içine, gölgesinde sürer yaşam.  

Dicle’nin dünya dillerinde adı Tigris’tir, Yunancadan gelir. Tevrat’ta Digris, Kuran’da Dijle olarak geçer. Kürtçe ‘de ise “keskin ok” anlamına gelmektedir.

Dicle ve Fırat, tarih boyunca bu topraklara can vermiştir. Mezopotamya; insanlığın, medeniyetlerin ilk çıkış yeridir.

İlk köyler, ilk kentler burada kurulmuştur, ilk buğday, ilk arpa, ilk mercimek burada yetişmiştir.

İnançların doğum yeri burasıdır. Sümer inançları burada doğan tek tanrılı semai dinlerin kaynağı olmuştur.

Arkeologlar, Sümer tabletlerinden yola çıkarak çömlek çarkı gibi teknolojik buluşları, matematik, tıp ve astronomide gelişmişlikleri, 60 dakika üzerinden zaman hesaplama sistemini, bira, süt ve dokumanın kökenini Mezopotamya’ya dayandırıyor.

sum

Babil kulesine esin kaynağı olan çok katlı kerpiç yapılar yani zigurratlar da yine Mezopotamya’ya özgü. 

Zaman içinde ise bugün hala çözüm bulunamayan sorunlarla en erken tanışan bölge Mezopotamya oldu. Çok farklı etnik ve kültürel yapıdaki insanların bir arada yaşamasını sağlayacak bir düzen oluşturulamadı. Savaşlar, çatışmalar ve göçler hâkim oldu tüm coğrafyaya. Şehirler, köyler; roketler ve havan topları altında yerle bir oldular.