Naz Köktentürk
Mar 03 2018

Yemen’den kahve gelmez acı dinmez

Dillere desten güzelliğiyle ün yapmış Saba Melikesi, Kızıldeniz’in iki yakasına yayılan Etiyopya ve Somali’yi de kapsayan bölgede hüküm sürerdi.

Başkent Yemen de Mağrip şehriydi. İncil ondan doğunun güzel ve adil kraliçesi olarak söz eder. Mağrip, Kızıldeniz’le Umman Denizi’ni birbirine bağlayan Babülmendep Boğaz’ına hâkim olduğundan zengin bir kentti.

yemen

Kral Süleyman ise dünyanın en bilge, en akıllı, en zengin ve en güçlü hükümdarı olmasının yanı sıra, yeryüzünde yaşayan tüm canlılara, ruhlara ve cinlere de hükmediyordu.
Günlerden bir gün, bütün kuşları sarayına çağırarak değerli bir konuğuna şarkı söylemelerini emretti. Kuşların hepsi gelmişti; sadece hüthüt kuşu ortalarda yoktu.

Buna çok kızan Süleyman, onu hemen bulmalarını emretti. Hüthüt bulunarak huzura getirildiğinde, ülkenin yiyecek ve su ihtiyacını karşılayabilmek için kaynak araştırmaya çıkarak dünyayı dolaştığını ve Süleyman’ın hizmetine geçecek yeni diyarlar keşfetmeye çalışırken Saba ülkesini bulduğunu anlattı.

yemen

Bu bereketli ülke çölün tam ortasındaydı. Topraklarında altın ve gümüş madenleri vardı. Bu ülke çok güzel, genç ve akıllı bir kraliçe Saba Melike’si Belkıs tarafından yönetiliyordu ve halkı savaşı hiç bilmediğinden orduları bile yoktu. Hüthüt bunları anlattıktan sonra bu ülkeyi kolaylıkla ele geçirebileceklerini söyledi.

Süleyman kraliçeyi Kudüs’e davet ettiğini ve Saba ülkesini vergiye bağlamak istediğini söyleyen bir mektup yazarak kuşun kanadına bağladı ve onu Belkıs’a gönderdi.  Belkıs danışmanlarının itirazına rağmen daveti kabul ederek yıllar sürecek bir yolculuğa, Kudüs’e doğru yola çıktı.

Üçüncü yılın sonunda Süleyman’ın sarayına vararak huzuruna çıktı. Şatafatlı törenlerle karşılandı ve taht salonuna vardığında hayretler içinde kaldı. Kendi tahtı Süleyman’ın tahtının yanında duruyordu.

yemen

Süleyman gülerek, kendi tahtında daha rahat edeceğini düşündüğü için, cinlerine tahtı Saba’dan getirmelerine emrettiğini söyledi. Belkıs çok etkilenmekle beraber sihirden çok onun bilgeliğini sınamak istediğini ve üç bilmece hazırladığını belirtti.

Birinci bilmece şöyle idi: Bu dünyadaki en çirkin şey nedir? En güzel şey nedir? En kesin şey nedir? Ve en belirsiz şey nedir?

Kral şöyle cevap verdi: Bu dünyadaki en çirkin şey, imanlı iken, yoldan çıkıp imansız olmaktır. En güzel şey, bir günahkarın tövbekâr olmasıdır. En kesin şey ölümdür. Ve en belirsiz olan şey ise ölümden sonraki yaşamdır.

yemen

İkinci bilmece şöyle idi: Yolda fırtınaya tutulan bir gemiden geriye kalan en gerekli mal hangisidir: Zenginliğe methiye mi? Fakirliğe utanç mı? Ölüme övgü mü? Kederlilere yaşam mı? Kuşlara mutluluk mu? Yoksa balıklara hüzün mü?

Kral şöyle cevap verdi: Keten. Kumaş olarak dokunursa gemilere yelken bezi olur. Zenginler için güzel elbiseler dikilir. Fakirler paçavralardan yararlanır. Ölüler için kefen yapılır. Kuşlar keten tohumlarıyla beslenirler. Fakat balıklar ise onların ipliklerinden örülen ağlarla avlanırlar.
Üçüncü bilmece şöyle idi: Güneşi ilk defa gören ülke hangisidir?

Kral şöyle cevap verdi: Yaradılış sırasında ilk toprak kütlesidir. Çünkü o sırada denizler henüz ayrılmamışlardı.

yemen

Saba Melike’si Belkıs, Kral’ın müthiş zekasına ve bilgeliğine hayran olmuştu. Bağlılığını ve dostluğunu ilan edip yıllık vergileri vereceğini söyledi. Kral Süleyman vergi istemediğini ama bağlılığını ve dostluğunu kabul ettiğini belirtti ve sahip olduğu bir beyaz kartalla Belkıs’ın bir gecede Saba ülkesine dönmesini sağladı.

Kutsal kitaplar hikâyeyi bazı değişikliklerle böyle yazar ama Etiyopya efsanesi ikisinin arasında büyük bir aşktan ve bu aşkla doğan bir çocuktan bahseder. Bu efsanenin izleri bugün Kenya ve Zimbabwe kültürlerinde de görülür. 

yemen

Hikâye böyle midir bilinmez ama bugünün gerçeğine baktığımızda dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Yemen’de, halk sadece savaşla değil, beraberinde getirdiği zor koşullarla da mücadele etmek zorundadır. Ülkede su ve kanalizasyon sistemi çöktüğünden, temiz su temini mümkün değildir; açlık ve yoksulluk nedeniyle kolera ve difteri salgını çok yüksek seviyelerdedir.

Yemen’in sıkıntıları sadece günümüzle sınırlı değil. Osmanlı’nın hakimiyeti altında kaldığı 400 yıllık dönemde en fazla isyan eden ve defalarca fethedilen bir bölge olmuştur. Osmanlılar ilk olarak 16. yüzyılda Yemen’e girmiş ve yaklaşık 100 sene hüküm sürmüşlerdir.

19. yüzyılda yeniden Yemen’de hüküm süren Osmanlı’nın yanı sıra, aynı dönemde Avrupalılar da bölgeyle ilgilenmeye başlamışlardır. Özellikle İngiltere, imamlarla iyi geçinerek, onlara para ve hediyeler göndererek, Arapça bilen casus ve misyonerler sayesinde bölgeye yavaş yavaş yerleşmiştir.

İngilizler tarafından Etiyopya’dan getirilen khat (gat) sorunu yüzyıldır etkindir. Yemen’de tüketimi serbest olan khat öylesine yaygındır ki kahve üretimi zamanla neredeyse kaybolmuş yerini bu uyuşturucunun tarlalarına bırakmıştır.

İslami şeriat ülkelerinde içki yasaktır ama khat serbesttir, hatta iç savaş sırasında çatışmalara katılan iki ayrı silahlı grup, başkent Sana‘da khat çiğneme saatinde pazarlarda yan yana gelmiş ama kimse kimseye silah çekmemiştir. Çünkü, Yemenliler o kadar bağımlıdırlar ki bu uyuşturucuya, ölmek ve öldürmek bile sonrasında gelir…

yemen

Bugün savaş dolayısıyla tahrip olan Sana, 3000 yıllık geçmişiyle ve mimarisiyle dünyanın en özgün şehirlerinden biriydi. En genci 800 yıllık olan bu yapılar, 15 kata kadar yükselen örnekleriyle insanlık tarihinin belki de ilk siteleri, ilk apartmanlarıydı. Hz. Nuh’un oğlu Sam tarafından kurulduğu rivayet edilen, Sana isminin de bu rivayete bağlandığı şehir, yakın bir zamana kadar dokusundan hiçbir şey kaybetmemişti.

Kadim Sana’ya Bab-el Yemen, yani Yemen’in Kapısı’ndan giriş yapılır. Surlarla çevrili bu bölgede demir kullanmadan tamamıyla kerpiçten yapılmış, 6500 kadar bina bulunur. Genellikle bitişik tarzda inşa edilen bu yapılar, sabah ve akşam güneşini alacak şekilde konumlandırılmıştır, binalar taş işçiliğinin en güzel örnekleriyle süslenmiş, pencereleri vitray ve rengarenk camlarla bezenmiştir.

Taştan yapılmış dar sokaklarında Yemenlilerin geleneksel hançerlerinin “cembiye”lerin satıldığı dükkanlar bulunur. Cembiye Yemen’de hemen hemen her erkeğin ömür boyu belinde taşıdığı bir çeşit kamadır ve en büyük kavgalarda bile kınından çıkarılmamasına özen gösterilir, inanca göre cemiye kınından çıkarıldı mı mutlaka kana bulanması gerekir, uğursuzluk getirdiğine inanıldığından kadınların cembiyeye el sürmesi yasaktır.

(Yine “uğursuz” sayılan kadınların kara çarşaf altında olmalarına rağmen çalışıyor olmaları, mütemadiyen uyuşturucu içen erkeklerin çalışmaması olarak açıklanabilir) Bellerinde hançer taşıyan, silah meraklısı, şahin yetiştiren peştamalı Yemenli erkeklerin el ele tutuşarak sokaklarda yürümesi de oldukça dikkat çekicidir.

Yemen’de artık kahve yetişmez, ama acılarda bitmez. Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü çatışmalarla birlikte, ilaç ve aşıları da kapsayan ambargo dolayısıyla sağlık sisteminin çöktüğünü ve dünyanın birçok yerinde ortadan kalkmış olan difteri salgını nedeniyle çoğunluk 5 ile 14 yaş arası çocukların yakalandığını ve hayatını kaybettiğini bildiriyor.

Sadece difteri değil elbette, savaşın sürdüğü tüm ülkelerde ki gibi çocuklar kolera, çiçek, çocuk felci gibi batı ülkelerinde artık görülmeyen salgın hastalıkların kurbanı oluyorlar. Tabii savaş zayiatı olarak kabul edilen roket, kurşun, şarapnel ve mayın kurbanı çocuklar da var.

26 Mart 2015 ten günümüze aralıksız süren savaş, başkent kadim Sana şehrini yerle yeksan etti. Yemen’de tüm Ortadoğu gibi gittikçe daralan bir ateş çemberine dönüşmüş durumda. Mesele Sünni- Şii çatışması gibi görünse de Suriye ve Irak da olduğu gibi vekalet savaşları ile beraber yoksulluk ve sefalet hızla artmaktadır.