Endülüs'ün yıldızı Sevilla

Her zaman söylediğim gibi Avrupa seyahat severler için bir cennet. Hem kültürel hem de coğrafi olarak o kadar farklı seçenekler sunuyor ki, gezmekle bitmiyor. Bu farklı lokasyonlara ulaşmak da bir o kadar kolay. Gerek tren, gerek ucuz havayolları ile Avrupa’nın bir ucundan diğerine kısa zamanda ve az bir bütçe ile ulaşabiliyorsunuz.

Avrupa’nın bu özelliklerinden yararlanmak seyahati bir başka keyifli yapıyor.

Son Fransa seyahatimin sonrasında kalan birkaç günümde daha önce gitmediğim bir Avrupa şehrini görmenin iyi olacağını düşündüm ve Sevilla’da karar kıldım. Bu kararı almamda hem 45 euro’ya Vueling Airlines’dan bulduğum bilet hem de sezon dışı oldukça düşük olan otel fiyatları oldu. Ayrıca kış soğuklarında ılıman bir destinasyona gitmek de fazlasıyla cazip geldi.

Soğuk ve yağmurlu Paris’ten güneşli ve sıcak Sevilla’a inmek zaten ilk anda şehre sempati duymamı sağladı. Normal zamanlarda turist orduları ile dolu olan şehrin bir de böyle sakin halini yakalamak tabi ayrıca keyifliydi. 2.5 günden oluşan kısa tatil süremi maksimumda kullanabilmek için valizimi otele bıraktıktan sonra kendimi Sevilla sokaklarına attım. 

Sevilla, İspanya’nın en büyük 4. şehri, Endülüs bölgesinin siyasi, kültürel ve finansal başkenti. Müslüman İspanya’nın İşbiliye adlı baş şehri ve Coğrafi Keşifler’in başladığı yer olan Sevilla, modern görünümünün arkasındaki tarihi dokuları başarıyla koruyan şehirlerden biri olma özelliğiyle önem taşıyor. Şehrin her tarafını sarmalayan parklar sayesinde Sevilla’da nefes almak çok kolay. İspanyol mutfağı ilginizi çekiyorsa Sevilla size muhteşem bir tapas turu sunuyor. İşte size burada geçirdiğim günlerin özeti:

1.gün

Öğlen saatlerinde vardığım şehirde tabii ki ilk yaptığım şey otelin yakınındaki güzel bir tapas bara girerek karnımı doyurmak ve güzel bir kadeh kırmızı şarap içmek oldu. Bunun ardından şehrin tarihini ve ruhunu anlayabilmek için Sevilla Katedrali'ni gezerek şehri keşfe başlamak istedim.

Sevilla Katedrali, dünyanın Gotik tarzda inşa edilen en büyük kilisesi olma özelliğiyle ön plana çıkıyor. Kristof Kolomb’un mezarına da ev sahipliği yapan katedral aslında 15.yüzyılın en büyük camisi olarak inşa edilmiş. Katedralde halen camiye ait yapıları görmek mümkün. Arap mimarisi etkisindeki minare, katedral inşa edildikten sonra" Giralda" çan kulesine dönüştürülmüş. Giralda’nın tepesine çıkarak Sevilla manzarasını seyretmek de şehri tam kavramak adına güzel bir başlangıç oldu.

Her ne kadar herkes çok turistik bulsa da ben ziyaret ettiğim şehirlerde atlı araba, tuk tuk gibi araçlarla gezmeyi çok severim. Şehre başka bir açıdan bakmama çok faydalı olurlar ayrıca kullananlarla sohbet etmek de ayrı keyif verir.  Bu nedenle Sevilla Katedrali’nin önünden başlayan atlı araba turlarını bulunca kaçırmadım tabii ki.

Keyifli bir şekilde atlı arabaya kurulduktan sonra sohbet ederek Palace of Saint Telmo, Tower of Gold, Marica Lucia Parkı, El Custurero de la Reina ve Plaza ve America gibi şehrin önemli simgelerini görerek keyifli bir tur yaptık. Bu arada hem fazla yorulmamış hem de yol bulma derdiyle de uğraşmamış oldum. Ayrıca böyle bir başlangıç ve ön bilgi ile şehri görmek sonraki günlerime de son derece faydalı oluyor.

Akşam niyetim erkenden yeyip yatmak ve bir sonraki güne canlı başlamaktı ancak İspanya’da akşam erken yemek yemek pek mümkün değil. Mekanlar 8’de açılıyor ve 9-10‘dan önce de kimseler olmuyor. Böyle bir niyetiniz varsa tüm gün açık olan mekanları araştırmanızı tavsiye ederim.

2.gün

İkinci günüme yine tarihi bir mekan olan Alcazar Sarayı’nı ziyaret ederek başladım. Günün yorgunluğu çökmeden sabah saatlerinde bu ziyaretleri yapmak son derece faydalı oluyor. İlk olarak 10.yüzyılda inşa edilen Alcazar Sarayı, bir kraliyet sarayı ve askeri kale olarak yıllar içinde genişletilerek bugünkü halini almış. Alcazar’ın harikulade bahçelerinde gezinmek ve Arap, Endülüs ve Hristiyan stillerinin harmanı olan saray kalıntılarını görmek büyük keyif veriyor.  

Eski şehrin sokaklarında çeşit çeşit tapas barlar var ve çoğunda da her şey çok lezzetli. Öğle yemeği için bunlardan birine oturup bir şeyler yiyip kalkarım dedikten sonra birkaç saat oturduğumun farkına bile varamadım. Açık havadaki masalardan birinde oturup etrafı seyrederken vaktin nasıl geçtiği anlaşılmıyor.

Yemek sonrası durağım Sevilla’nın en ünlü alışveriş caddelerinden olan, Plaza Del Duque de la Victoria ile Plaza Nueva arasında uzanan Sierpes Caddesi, birbirine bağlanan dar sokakları ve binlerce çeşit hediye seçenekleriyle alışveriş için Sevilla’daki en ideal adres. İspanya’nın popüler turistik destinasyonlarına nazaran daha uygun fiyata satılan hediyelik eşyalar arasında yok yok! Alışveriş yapmaktan yorulursanız benim gibi soluğu hem enerji depolamak hem de bir kahve içmek için pastanelerden birinde alabilirsiniz.

Daha sonra eski bir yahudi mahallesi olan Barrio Santa Cruz’a geçtim. Sevilla'ya gelenlerin mutlaka uğraması gereken bir yer. İspanya kralı 3. Ferdinand, kenti Müslümanlar’ın elinden aldığında, yoğun olarak Yahudi nüfusun yaşadığı bu mahalle dar sokakları, rengârenk evleri, çiçekli balkonları ve estetik harikası yapısıyla oldukça sevimli ve şirin bir görüntüye sahip. Sevilla Katedrali’nin olduğu sokaktan geçerek kolayca ulaşabileceğiniz Barrio Sante Cruz’da kaybolmak çok kolay. Labirent şeklinde inşa edilen mahallenin her köşesinde ayrı bir güzellik yer alıyor. 

Sevilla demek flamenko demek! Aşk demek, tutku demek, ihtiras demek. Bu nedenle bir akşamınızı flamenko gösterisi izlemeye ayırmalısınız. Dilerseniz sadece gösteri izleyebileceğiniz dilerseniz yemek de yiyebileceğiniz pek çok mekan var. Çok turistik olanlarından kesinlikle uzak durmak lazım. 

3.gün

Son günüme seyahatlerim sırasında en sevdiğim şeylerden biri olan bit pazarı ziyareti ile başladım. Hele bu pazarların kurulduğu günlerle ziyaret tarihlerinin denk gelmesinin ne kadar zor olduğu düşünülürse epey şanslı olduğuma karar verdim. Sevilla’nın kalbi olan Calle Feria’da her Perşembe günü kurulan El Mercadillo de los Jueves Flea Market, 700 yıllık tarihi ve satılan ürünleriyle bir pazardan çok daha fazlası. Tablolar, fotoğraflar, kartpostallar, gramafonlar, kitaplar ve daha birçok koleksiyon ürünlerinin satıldığı pazarda alışveriş yaparken nadide parçalara da rastlayabiliyorsunuz. Şehrin en renkli yerlerinden biri olan El Mercadillo de los Jueves Flea Market, her perşembe 07:00-15:00 arasında kuruluyor. 

Market civarındaki kısa bir yemek molasının ardından biraz kültürel aktivite zamanı iyi olacaktı. Rotamı Sevilla’nın güzel sanatlar müzesi olan Museo Nacional de Bellas Artes’e çevirdim. Müze, Plaza del Museo bölgesinde 1594 yılında inşa edilmiş. Müzede İspanyol Gotik döneminden günümüze birçok sanat eseri bulunuyor. 17. yüzyılda altın çağını yaşayan Sevilla resim sanatının öncülerinden olan Bartolomé Esteban Murillo, Francisco de Zurbarán, Francisco Herrera the Elder ve Juan de Valdés Leal’in resimlerini mutlaka görmelisiniz.

Nerede kalmalı?

H10 Casa de la Plata (orta-pahalı)

Hotel Elvira Plaza (orta-ucuz)

Hotel Casas de Santa Cruz (orta-ucuz)

Nerede yemeli?

El Rinconcillo (orta)

Eslava Tapas Bar (orta)

Pelayo Tapas Bar (orta)

Neyi Görmeli?

Alkazar Sarayı, Sevilla Katedrali, Giralda Kulesi, Barrio Santa Cruz


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.