Ağu 05 2019

Fehim Taştekin Ahval'e yorumladı: Suriye, Türkiye'nin Vietnam'ı olur mu?

Rojava gezisi bitti, döndük ama Suriye meselesi bitmedi elbet… Uzun süre de gündemde olacağa benziyor. İçeride sıkışan Erdoğan, Suriye’ye askeri harekâtla hem seçmeni milliyetçi bir dava peşinde arkasında toplamak, hem CHP-HDP’nin arasına açmak, hem de Türkiye’deki Suriyelileri sınır bölgesine yerleştirerek kamuoyu baskını azaltmak istiyor.

Türkiye’nin etkili olacağı ama tek başına belirleyici olamayacağı bir serüven bu. Bölge birden fazla aktörün devrede olduğu, uluslararası toplum ve kamuoyunun gözünü ayırmadığı bir yer. Kürtler, Araplar ve Süryaniler organize ve hepsi de Türkiye’nin müdahalesine kesinlikle karşı. Türkiye, askeri operasyonda başarılı olsa bile ki, Silahlı Kuvvetler’de 15 Temmuz sonrası yaşanan temizlik harekâtlarından sonra kuşkulu, kendisine düşman halkları denetim altında tutmakta zorlanacak.

Dünya tarihi bize, örgütlü, silahlanmış ve kendi kaderini tayin kararı almış halkları silah zoruyla iknanın neredeyse imkânsız olduğunu gösteriyor. Bu zorlu coğrafyada Türkiye’nin işi de kolay olmayacak. Sonuçları Suriye için yıkıcı, Türkiye için ciddi sıkıntılar yaratacak bir süreç başlayacak. 

Fehim Taştekin ile Erdoğan’ın tehditlerini, Amerika’nın tutumunu, Trump faktörünü ve Kürtlerin muhtemel hareket opsiyonlarını konuştuk:

 

“Pazarlıklarda masaya konulan planlar Amerikalıların sınırlı bir müdahaleye yeşil ışık yakabileceklerine işaret ediyor. Türkiye’nin tercihi sahada ABD varken müdahale etmek. Ankara’nın yaklaşım tarzını ve askeri yığınağın yapıldığı yerleri dikkate aldığımızda Arap yoğunluklu Tel Ebyad (Gre Spi) ve Ras el Ayn’a (Serekaniye) Türk askerini sokup orayla sınırlı tutmak isteyebilirler. 

Bu senaryoda ABD’nin Kürtleri neye razı edeceği önemli. Kürtler Mazlum Kobani’nin dediği gibi her hangi bir noktaya müdahale halinde 600 kilometrelik bütün sınırların cephe hattına dönüşeceği yönünde bir strateji geliştirir mi? ABD ağır silahlar da verdiği Kürtlerin cepheyi büyütmemesi yönünde baskı uygular mı? Kürtler bir taraftan savunma hazırlığı yapıyor.

Afrin’de aslında Rakka ve Deyr el Zor cephelerinden YPG’nin çekilmesini önlemek için Kürtleri tutan bir baskı mekanizması vardı. Bu kez durum farklı. ABD’nin Kürtlerin elini kolunu bağlamaya kalkması sahadaki ortaklığın da sonunu getirir. 

Amerikan kurulu düzeninin tercihi bu değil. Tabii ABD, NATO’daki ortağıyla da kafa kafaya gelmek istemez. Ama sınırlı müdahaleye geçit veren bir mutabakat olmaz da Türk baskısı çevrilemez noktaya gelirse Donald Trump, Aralık 2018’de Erdoğan’a telefonda “Biz çekiliyoruz, Suriye senindir” dediği gibi bu kez de “Ne haliniz varsa görün” diyebilir. Türkiye’nin istediği bu da değil. Amerikan askeri varlığı Türkiye’ye korunaklı müdahale imkanı veriyor. 

Amerikan varlığı sadece Kürtleri dizginlemek için değil aynı zamanda Suriye ordusu ve müttefiklerinin de karşı hamleleri önünde caydırıcı bir faktör. Ayrıca ABD’nin aradan çekilmesinin sahada getireceği başka riskler de var. Burası Afrin gibi değil. Türkiye Menbic-Kamışlı ya da Menbic-Haseke arasındaki ana yola kadar inmek istiyor. Oradan aşağısı da yukarısı gibi dümdüz arazi. Her taraftan saldırılara açık. Bu kadar geniş bir sahaya yayılmış bir güce karşı Türkiye ile husumet içerisine girmiş bölgesel aktörler de hesaplaşma fırsatlarını kollayabilirler. Umulmadık şekilde vekâlet savaşları kurgulanabilir. 

Bunun ötesinde Türkiye bu müdahaleden neyi murat ettiğini iyi düşünmek zorunda. Onlarca yıl bitmeyecek düşmanlıklar ekilecektir. Burada başka halklar da var. Bölge daha yeni IŞİD belasından kurtulmuşken yeni bir savaşı sokaklarında bulacak. Bu büyük bir kötülük. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüyle ilgili de zor olan durumu daha karmaşık hale gelecektir. ‘Afrin’e girdik ne oldu, sanıldığı Vietnam’a dönüşmedi’ diyenler süreç bitmiş gibi davranıyor, hâlbuki bitmedi.”