Fehim Taştekin: Erdoğan, NATO’da Türkiye’yi koz olarak masaya koyuyor

Fehim Taştekin ile bu hafta Libya ile yapılan Akdeniz anlaşması, Londra’daki NATO zirvesi ve Suriye’de yaşananları değerlendirdik. Gelinen noktada dış politika sıkıntılarını ayrıntılarıyla ele almaya çalıştık:

 

“Fransa dahil Avrupa’nın kendi savunma mekanizmasını kurmaktan bahsedenlerin hiçbiri NATO’dan vazgeçebilecek durumda değil. Ortak Avrupa ordusu girişimleri başarılı olamazken kimse NATO’nun tabutuna çivi çakamaz. Trump’ın müttefikleri şamarlayan açıklamalarına rağmen ABD de Avrupa’yı dizayn eden ve yanında tutan bir müdahale aygıtından vazgeçemez.

Ayrıca Doğu Avrupa ülkeleri başta olmak üzere AB içindeki pozisyonlarını ABD’ye borçlu olanlar var. Onlar sıkı NATO’cu. Atlantik ve Kara Avrupa'sı arasındaki ‘kolaylaştırıcı’ organizatör faktör olarak İngilizlerin bugünlerde Brexit ile kendi dertlerine gömülmeleri iki yakanın uyumsuzluğunu derinleştiriyor. Ancak NATO’nun güncellenmesi sorunu çok daha gerçekçi. Fransa’nın başını çektiği bir taraf Avrupa’nın Çin tehdidiyle baş edemeyeceğini, bunun için Rusya’yı yanlarına almaları gerektiğine inanıyor. Ayrıca IŞİD gibi tehdide odaklanmak gerektiğini söylüyorlar.

Erdoğan NATO’da tartışmalı hale gelen Türkiye ile ilgili sesleri bastırmak için masaya yeni kartlar ileri sürüyor. Özellikle S-400’le ilgili hamleleri önlemek için meseleyi NATO zeminine taşımaya çalışıyor. Çünkü NATO, Türkiye’nin kendi ağırlığını kullanacağı bir zemin. Nitekim Polonya ve Baltık ülkelerini koruma planını YPG’nin terör örgütü olarak tanınması şartına bağlayarak bloke etti.

NATO’yu felç etme opsiyonuyla S-400’lerde elini güçlendirmeyi umuyor. Ayrıca IŞİD ile mücadelede Türkiye’nin çok kara deliği var. Bu konularda da üzerine gelinmesini istemiyor. Bu tutumuyla şu ana kadar Türkiye ile sorunu olmayan ülkelerle de sorunlu sayfalar açmış oluyor. Aynı zamanda Rusya’nın keyfini çıkaracağı bir duruma yol açıyor: Yani Türkiye sayesinde Rusya karşıtı blok felce uğruyor. Putin’in keyifle izleyeceği bir manzara. Ancak Erdoğan’ın bu manevrasının durumu idare etme kapasitesi de sınırlı. Bahara doğru hem Washington hem NATO tarafında bu hesaplar ters dönebilir.

Libya ile anlaşma bir oyun bozma hamlesi ama hükmü yok.

Doğu Akdeniz’de AKP yönetimi başarılı bir politika geliştiremedi. Rumlar 2003’ten itibaren Mısır, Lübnan ve İsrail ile münhasır ekonomik bölge anlaşmaları yaparken Türkiye bir dönem bağlam dışı kaldı, bir dönemden sonra da komşularla ilişkilerini dinamitlemekle meşgul oldu. Şimdi Rumlar ve Yunanlara karşı durumu tersine çevirmek için Libya ile deniz sınırlarını belirleyen bir anlaşma imzaladı. Fakat anlaşma savaşan bir tarafla yapıldı.

Erdoğan diyor ki BM’nin tanıdığı hükümetle anlaştım, anlaşma meşrudur. Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni BM’nin tanıdığı doğru. Fakat burada silsile halinde sorunlar var: BM, Aralık 2005’te Fas’ta taraflar arasında imzalanan Suheyrat Anlaşması çerçevesinde kurulacak bir hükümeti peşinen tanımıştı. Fakat bu anlaşma yasal süreçlerde onaylanmadı.

Anlaşmaya imza atanlar bile imzalarına sahip çıkmadı. Anlaşmaya göre kurulan hükümetin Temsilciler Meclisi’nden onay alması gerekiyordu, almadı. Ayrıca Temsilciler Meclisi uluslararası anlaşmaları onay makamı. Temsilciler Meclisi bu anlaşmayı tanımadığını ilan etti.

Tobruk merkezli bloka göre, hükümetin anlaşma yapma yetkisi yok. Yani savaşan taraflar açısından anlaşmazlık büyük. Hangi taraf kazanırsa Türkiye ile ilişkiler o yöne gidecek. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de karşısına aldığı cephe büyüyor ve Trablus kanadıyla yapılan tartışmalı bir anlaşmayla bu durum düzeltilemez. Libya’da ABD ve Rusya da Tobruk güçlerinden yana ağırlığını koymaya başladı.”