Gökhan Bacık: İsmailağa, Kuran’da yazılanı ve peygamberin pratiğini uygulamak istediği için İstanbul Sözleşmesi’ne karşı

IŞİD’in insan yakma gibi uygulamalarında Ebubekir dönemine atıf var çünkü o dönemde de bu var

Ebubekir döneminde müslümanları öldürme uygulaması başladığı için IŞİD bin sene sonra oraya atıf yapıyor

Osman tamamen kabilesiyle yönetiyor ve korkunç yolsuzluk var o dönem ve muhalefete karşı çok acımasız

Osman’ın öldürülmesi dramatiktir. Burada anlatamayacağımız şeyler olmuştur

Berberiler arasında İslamiyet gelişirken şu ortaya çıkıyor: İslam’ın getirdiği kadın hakları Berberilere göre daha geri

İsmailağa, Kuran’da yazılanı ve peygamberin pratiğini uygulamak istediği için İstanbul Sözleşmesi’ne karşı

Gökhan Bacık ile bu hafta Erken İslam tarihi ve cemaatlerin İstanbul Sözleşmesi’ne tepkisini konuştuk… 

“Peygamber öldükten sonra bir tartışma çıkıyor. Bu tartışma dini olmaktan çok siyasi bir tartışma aslında. Peygamber öldüğü için yerine kim geçecek. Peygamber embroyonik bir kimlik, hem dini lider hem de yeni kurulan müslüman toplumun lideri… Fakat bu siyasal soru, zamanla dinsel olarak açıklanıyor. Bu soru siyasal olmakla birlikte İslam dünyasının Sünni teolojik okullarının önde gelenlerin yazdığı kitaplara bakarsak, bu siyasi sorunu teolojik olarak açıkladığını görüyoruz.

Yani neden Ebubekir halife olmalıdır, neden Ali halife olmalıdır? gibi sorulara politikanın doğası gereği değil, teolojiyle cevap verildiğini görüyoruz. Bu siyasal sorun ilk teolojik ayrışmayı doğurdu. Tabiri caizse ilk defa siyasi partiler kurulmuş gibi oldu. Erken İslam üzerine yazılan kitaplara bakınca şunu görüyoruz: Peygamber öldükten sonra çıkan modelin İslamla alakası yok.

Şöyle bir yanılgı var… Peygamber öldü, müslümanlar İslami bilgilerine göre yeni bir duruma geçtiler.  Böyle bir şey yok. Aksine “Peygamber öldü, ne yapacağız” sorusuna geleneksel olarak Arap kabile kültürünün çerçevesinde cevap buldular. Dolayısıyla Ebubekir’in iktidara gelişi bir İslam’ın, Kuran’ın önerdiği bir model değildir, seküler bir icattır.

Kimi İslamcı yazarlar bunun gerçek cumhuriyet olduğu iddiasında bulunuyor ama durum öyle değil, çünkü Ebubekir’i seçen halk değil, kabileler… Dolayısıyla kabilelerin bakış açısı, benim adayım seçilmese de senin adayın da seçilmesin tarzında. Yani Erken İslam toplumu bu sorunu Arap geleneklerine ve tecrübelerine göre çözüyor. Bu çözüm kabileler arası bir çözüm.

Elimizde bu süreçleri çok ayrıntılı çalışmış tarihçiler var. Mesela Osman’ı seçen, Ömer’in belirlediği bir komisyon var. Bu komisyon aslında İslam’ın ilk ortaya çıktığında püskürttüğü burjuvazi, Mekke kabilelerinden oluşuyor. Yani politik bir kurum ancak biz bunları daha sonra teolojiye dönüştürmüşüz.

Türkiye’de İslam’ın erken dönemi bir romantik tarihçilik çerçevesinde ele alınır. Bu romantik tarih bize şunu söylüyor, “Erken dönem İslam’ın dinden başka amacı yoktu.” Oysa durum böyle değil. Mesela bazı fetihlere müslüman olmayan Araplar da katılıyor. Dolayısıyla Erken Dönem İslam’ın bir Arap kimliği boyutu var, bir de paylaşım boyutu var. Ebubekir’in yazdığı “Gelin ganimete katılın” tarzında yazdığı mektuplarla ilgili tartışmalar var. Bazı kabileler var, müslüman olmadığı halde ganimet için katılıyorlar. Bu ne yapıyor? Zenginleşme doğuruyor… 

Bugün müslümanların “Cennetle müjdelenmiş” diye tasvir ettiği 10 kadar kişinin tamamı zenginlerden oluşuyor. Bunların köleleri var… Zaten Kuran’a bakarsanız Erken Dönem müslümanların ganimet yüzünden birbiriyle kavga etmeye başladığına yönelik uyarılar içeren ayetler de var.

Burada sorun şu… Bunlar daha sonra anlatılırken bizim dile getirdiğimiz şekilde değil de dinselleştirilerek ifade edilmiş. Yani, sanki Ebubekir’in halifeliğinin doğru olduğuna inanmak İslam’ın parçası olarak kabul ettirilmiş. Oysa Erken Dönem’in bütün mirası olumlu değildir. Binlerce Sahabe’nin birbirini öldürdüğü savaşlar vardır. İlk halifelerden üçü öldürülmüştür ki,Osman’ın öldürülmesi dramatiktir. Burada anlatamayacağımız şeyler olmuştur. Sadece şunu söyleyeyim Osman öldürülürken eşi Naile soyunarak öldürenleri ikna etmeye çalışmış ama başarılı olamamıştır.

Bizans Günlükleri’nde bu olay anlatılırken “halk sustu” deniliyor. Daha sonrası da facia günlerce gömülmüyor. Taşlanıyor cenazesi ve tepkilerden dolayı müslüman olmayan bir grubun mezarlığına gömülüyor. Erken hilafetle ilgili sorunlar var tartışılmayan. Şöyle bir şey diyeyim, İŞİD’in halifesinin adını hatırlıyor musun: Halife Ebubekir. Bu onun ismi değil, aldığı bir isim. Peki neden Ebubekir’in ismini alıyor? Yazdıkları kitaplar var, niye insanları yakıyoruz, niye kölelik var? Bunları adamlar uydurmuyorlar. Orada atıflar Ebubekir dönemine… Çünkü Ebubekir döneminde bir iş savaş serisi başlıyor ve burada bu tür uygulamalar var. Ve bu geliyor bin sene sonra bir adamı yakmak için oraya referans veriyor.

Ebubekir döneminde dinden çıkanlarla savaş diye bir dönem var ama bu yanlış bir tanım. Çünkü bazı kabileler var, bunlar “ben müslümanlıktan çıkmıyorum ancak sana vergi vermem” diyor. Ebubekir onları öldürtüyor. Dolayısıyla ilk defa müslüman olanları öldürme geleneği başlıyor. Onun için İŞİD ta bin sene sonra oraya atıf yapıyor.

Aynı şekilde Ömer döneminde Arabistan’da korkunç bir nüfus politikası uygulanıyor ve hristiyanlar ve yahudiler çıkarılıyor, onların malları dağıtılıyor. Bunu söylerken baştan sona kötüydü demiyorum. Politikanın olduğu bir dönem olduğunu ifade etmeye çalışıyorum. Osman’ın dönemine dönersek, Osman tamamen kabilesiyle yönetiyor ve korkunç yolsuzluk var o dönem. Eleştiri yapan önde gelen kimi sahabeleri dövdürüyor, kimini sürdürüyor. Muhalefete karşı acımasızdı ve devleti ailesine teslim etmişti...

Bu dönem objektif olarak değerlendirilemiyor çünkü içine tanrısal boyut katma yeteneği var Sünniliğin ve Şiiliğin… Takdir-i İlahi deniliyor. Neden olmuş bunlar deyince, “Allah öyle istemiş” cevabı veriliyor. Tamamen totoloji…

Erken dönem müslümanlarda inanç var ama felsefe ve idare geleneği yok. Felsefeyi Yunan’dan idare geleneğini de Pers’ten alıyorlar. Bugün gerek ılımlıların gerekse muhafazakarların inancı Pers-İslam geleneğidir. Uygulamalara bakınca neyi görüyoruz? İslam’ın öğretisi kabileciliği aşmak olmasına rağmen, öyle pek aşılmamış. Ama unutmayın ki, bu bir siyasi tarih. Öyle bakmak, değerlendirmek lazım.

Berberiler arasında İslamiyet gelişirken şu ortaya çıkıyor: İslam’ın getirdiği kadın hakları Berberilere göre daha geri. Berberi toplumunda İslama karşı savaşan kişi kadın. Çünkü Arapların kendilerine getirdiği dinin kadınla ilgili kısmını ilkel buluyorlar.

Sünnilik kurumsallaştı, kitabileşti ama bu sefer bir ceza kanununa dönüştü. Alevilik kurumsallaşmayarak, müzik konusunda, kadın konusunda daha renkli bir inanç biçimi olarak kaldı. İslam bir hukuk medeniyetidir demenk, moral yok ahlak oluşamamış demektir. Yani sıradan müslüman bazı şeyleri hoşuna gittiği için değil, cezadan kurtulmak için yapıyor.

İsmailağa Cemaati’nin İslam yorumu peygamberin yaptığı ve metinlerde yazan kutsaldır yaklaşımıdır. O yüzden mesela Kuran’da diyor k, “Kızlara erkeğin yarısı miras vereceksin…” Bu nedenle bir buna karşı bir sözleşmeyi imzalayamayız. Bunun İslam düşüncesinde metodolik olarak karşılığı Şafiliktir. O yüzden Türkiye’de belirleyici olan Şafiliktir. İslam’ın nasıl algılanıp yorumlanacağı konusunda ana paradigmayı belirleyen Şafi’dir. İsmailağa, Kuran’da yazılanı ve peygamberin pratiğini uygulamak istediği için İstanbul Sözleşmesi’de karşı.

Bir de diğer bakış açısı var: Kadının hiç hakkı olmadığı dönemde kadını bazı haklar verilmiş. İslam’ın gösterdiği yön budur, günümüz koşullarına bakıp o yönde ilerlemek lazım bakış açısıdır bu.”