Taştekin: Libya'da Türkiye'nin karşısında çoklu cephe oluşuyor

Gidişat’ta Türkiye’nin içinde bulunduğu dış politika açmazlarını tartışmaya devam ediyoruz. Türkiye, Ege’de Yunanistan ile yaşadığı sıkıntıyı Libya kıyılarına kadar taşıdı ancak bu hamlesi çok uluslu bir cepheyle yüz yüze kalması sonucunu doğurdu.

Arap Birliği’nden Avrupa Birliği’ne, Amerika Birleşik Devletleri’nden Rusya’ya kadar hiçbir ülke Akdeniz’i “Türk Gölü” haline getirecek bu anlaşmaya destek vermedi, reddi yolunda karar açıkladı.

 

Fehim Taştekin ile bu hafta Türkiye’nin Libya hamlesi ve muhtemel sonuçlarını konuştuk. İşte anlattıklarının geniş özeti:

“Erdoğan, Suriye’den sonra Libya’da izlenen müdahaleci politikayı ‘ulusal beka’ meselesine çeviren bir hamleyle çok boyutlu bir cepheleşmeyi tetikledi. Trablus’ta tartışmalı bir hükümetle imzalanan deniz  sınırları anlaşmasını korumak için Türkiye’yi Libya’daki iç savaşa daha fazla çeken bir askeri ortaklık da gelişiyor. Ancak bu hamle Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’ni meşru organ olarak görüp Hafter’in ‘Libya Ulusal Ordusu’na destek veren tarafları da biliyor. 

Mısır, BAE ve Suudi Arabistan Türkiye’nin yaptığı anlaşmaları başarısızlığa uğratmak için Hafter’e desteği artırıp Arap Birliği’ni de aleyhte bir pozisyona çekmeye çalışıyor. 

Yunanistan ve Kıbrıs Rum Cumhuriyeti de Avrupa kanadında Trablus hükümetinin meşruiyetiyle ilgili bir tartışmayı kışkırtabilirler. Asıl cephe ABD ve Rusya ile de şekilleniyor. Trump yönetimi Hafter’den yana tutumunu öne çıkartıyor. Rusya da enerji anlaşmalarıyla Trablus kanadıyla çalışsa da Hafter’i zafere taşıyacak örtülü müdahalelerde bulunuyor. 

Putin, Erdoğan’ı karşısına almaz ama işini de kolaylaştırmaz

Libya’da yapılan tercihler Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirebilir. Erdoğan’ın ocakta Putin’le görüşmesinde Libya ağırlık kazanacak. Rusya’nın bölge stratejisi devletlerle çatışma değil rekabeti ortaklığa dönüştürme hassasiyetine dayalı. Suriye’de olduğu gibi bu stratejinin başarısında kas gücüne esneklikler ve tavizler eşlik ediyor. Putin, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da inşa ettiği ilişkiler ağını çok önemsiyor. Türkiye’nin bu alanda bozucu faktör olmasına göz yummaz. Ancak Türkiye ile çok boyutlu olarak gelişen ortaklığın da hatırı var. Putin, Suriye’de olduğu gibi Türkiye’nin işini zorlaştıran ama Ankara’yı işbirliği yapmaya da zorlayan bir strateji geliştirebilir. 

İki temel açmaz: Komşusuz kalmak ve İslamcılara bel bağlamak 

Erdoğan yönetiminin iki temel sorunu var: Enerji denkleminin kurulduğu süreçte iç politikaya yakıt yapılan çıkışlar yüzünden Doğu Akdeniz’deki bütün ülkelerle kavgalı hale gelindi. Mevcut siyaset yüzünden diplomasi kanalları iş görmüyor. Haliyle kas gücüyle denkleme girmeye çalışıyorlar. Tehdit ve şantajların sonuç alma garantisi yok. İkincisi Erdoğan, Türkiye’nin bütün stratejik hesaplarını özel dostluklara ya da genel anlamda Müslüman Kardeşler kuşağının başarısına bağladı. 

Sudan’da Ömer Beşir ile kurulan stratejik ortaklık, Beşir’in iktidardan uzaklaştırılmasıyla toz duman oldu. Libya’da da yarını belli olmayan, ülkenin tamamında kontrolü ele alma şansı da bulunmayan İslamcı kanatlara yatırım yapıldı. Bütün stratejik hesaplar İslamcıların kazanmasına bağlı.”

© Ahval Türkçe