Memleketten gitmek isteyenlerin umudu: Ankara Anlaşması

Son yıllarda Türkiye’de popülaritesi iyice artan Ankara Anlaşması vizesi, 1963 yılında, Türkiye ile Avrupa Birliği’ne bağlı üye ülkeler arasında imzalanan ticari bir Anlaşma türü. Bu Anlaşmanın yasal uygulamasının İngiltere’de, diğer AB ülkelerine nazaran daha kısa sürede ve esnek bir biçimde hayata geçmesi,  zamanla onbinlerce Türkiyeliye İngiltere’de ticaret yapma fırsatını sundu.

Belli bir alanda iş deneyimine ve bilgisine sahip, yeterli miktarda sermayesi olan ve reşit olan Türkiyeliler, Ankara Anlaşması vizesine başvurabiliyor.

Bu vize türünde alınan oturumla, kişi sadece kendi iş sahasında ticaret yapabiliyor. Yani yalnızca kendi mesleğini ifa edebiliyor.

Ankara Anlaşmasını beş yıl boyunca sürekli olarak alan kişiler, yasal bir engelleri yoksa beşinci yılının sonunda süresiz oturuma başvurabiliyor.

Geçtiğimiz yıl itibariyle Ankara Anlaşmalıların süresiz oturum başvurularına ücret zorunluluğu getirildi.

Londra’nın merkezinde bulunan LexLegal Hukuk Bürosu danışmanlarından Mehmet Polat bu durumu şöyle değerlendiriyor:

“Eskiden 1 artı 3 yıl şeklindeydi, şimdi ise bir yıl daha uzamış oldu. Aslında sıradışı bir vize türü olarak avantajları çoktu, hem 4 yılda süresiz oturuma başvurabiliyordunuz hem de ücret ödemiyordunuz. Ama diğer yandan şimdi bu uygulamayla, bu vize türü de diğer tüm göçmen vizeleriyle aynı statüye getirilmiş oldu.”

Henüz bir yıllık bir geçmişi olan LexLegal Hukuk Bürosu’nda şimdiye kadar 150’ye yakın Ankara Anlaşması vizesi başvurusu yapılmış ve başvuruların hepsinden olumlu yanıt alınmış.

“Yüzde 100 başarı göstermemizin ardında sebeplerden biri işimizi çok ciddiye alıyor olmamız. Öncelikle başvuru dosyalarını son derece titizlikle hazırlıyoruz. İkincisi de eşimin İngiliz olması sebebiyle yasalara ve düzene de gayet hâkimim. Ve uzun yıllardır göçmenlik hakları konusunda çalışmalarda bulunuyorum.”

“Olması gereken özeni, yasalar ışığında gösterdiğimiz için başvurularımız doğal olarak hep olumlu sonuçlanıyor” diye ekliyor Mehmet Polat.

Ankara Anlaşması’na İngiltere’den olduğu gibi Türkiye’den de konsolosluk aracılığıyla başvuru yapılabiliyor. Fakat istatistiki veriler, İngiltere’den yapılan başvuruların, Türkiye’den yapılanlara oranla daha çok olumlu sonuç alındığını gösteriyor. Bir diğer adıyla ECAA vizesine ilk başvurunuz reddedilirse 14 gün içerisinde tekrar başvuru yapabiliyorsunuz.

 

 

“Eskiden itiraz hakkı vardı, diyelim ki başvurunuz olumsuz sonuçlandı, ya da uzatma vizesi dediğimiz 3 yıllık oturumu alamadınız, mahkemeye gidebiliyordunuz. Fakat 2015 yılında itiraz hakkı da kaldırıldı” diye açıklıyor Mehmet Polat.

Pınar Karakoç, 38 yaşında, doğma büyüme İstanbullu olan, Mimar Sinan Universitesi mezunu bir tasarımcı. 2015 yılında Londra’ya gelen Pınar, ablası Sevgi ile beraber ‘Black Ram Sp London’ adlı tasarım şirketini kurarak Ankara Anlaşması oturumu alıyorlar.

“Bu tezgâhı alabilmek için 3 sene boyunca buraya her sabah 9’da gelip saatlerce kapıda müdürü bekledim. Uzun sure boyunca her gün farklı bir tezgâhta çalıştıktan sonra nihayet bu yeri bize verdiler. Ama burada da bir garantimiz yok” diye anlatıyor pazarın zorlu koşullarını Pınar Karakoç.

 

 

“Aslında ilk günden itibaren birçok aksilik yaşadık. İlk geldiğimizde pek birşey bilmediğimiz için çok fazla yanlış bilgiye maruz kalmıştık. Allahtan kısa sürede iyi birine denk geldik de, vizeyi çabucak aldık. Tabi iş oturum almakla bitmiyormuş. Tam 4 kez ulusal sigorta numarası almak için uğraştım. Yani National Insurance Numarası için. Bir yandan işe koştur diğer yandan banka hesabı açtıramamıştım derken evrakları tamamlayamamıştım. Zaten dil problemi de yaşıyordum. Neredeyse tüm bankalara başvurmuştuk. Neyse ki en son bir tanesi durumumuza acımış olacak ki yardım etti. Öyle ki gide gele banka çalışanları da artık bizi tanımıştı.”

Takı tezgâhının arkasında sürekli ayakta durarak satış yapan Pınar’a göre Camden Market’te çalışmak çok zevkli.

“Burayı çok seviyorum, Kadıköy’e benziyor. Pazar ortamı güvenli ve eğlenceli. Müşterilerin çoğu turist. Türkler de çok geliyor ama benden alışveriş yapmıyorlar. Hatta Türk olduğumu anladıkları anda vazgeçip gidiyorlar. Geçen gün bir kadın takı aldı çok şaşırdım, 3 yıldır ilk kez bir Türk müşterim oldu. Yemek sorunumuz da olmuyor, burada biri Türk ve biri Çinli iki kadın var, her gün pazar arabalarıyla ev yemeği getiriyorlar. Hergün açığız. Ben izinli olduğumda ablam çalışıyor, o izinli olunca ben çalışıyorum. Burası kışın çok soğuk. Binanın elektrik sistemi çok eski olduğu için ısıtıcı kullanmamıza izin yok. Yine de genel olarak biz birçok kişiye göre daha şanslıyız, çünkü iki kardeş birlikte yaptık başvururumuzu, dayanıştık” diyor Pınar.

Kuzey Londra’da serbest muhasebecilik yapan 39 yaşındaki Sinem Alper’e göre, sadece 2017 yılında İngiltere’ye 24 bin aile yerleşmiş bulunuyor.

“Ailelerin birçoğu eğitimli ve nitelikli insanlar. Hepsinin iyi bir mesleği var. Mesela ilginçtir; özellikle Brexit’ten sonra bu başvurularda bilgisayar yazılımcılarının sayısı çok arttı ve hemen hemen hepsi oturumu rahatlıkla alıyor.

Çünkü İngiltere devletinin şöyle bir mantık yürüttüğü söyleniyor: Devlet ortalama bir mühendis yetiştirmek için 30 yılda 500 bin sterlin harcama yapıyor, bunun yerine hem maliyetsiz işçiliği tedarik etmek, hem de ekonomiyi canlandırmak devletin de işine geliyor. Tabii bu Türkiye için hem kayıp hem kazanç oluşturan bir tablo. Sonuçta bir yandan da ciddi bir beyin göçü demek. Şüphesiz burada para kazanacak olanlar Türkiye’ye yatırım yapacaklardır, ama diğer yandan sadece 2017 yılında 84 bin Türkiyeli İngiltere’de ev aldı, bu da iyi bir rakam. Türk insanı hem ticarette başarılı hem de çalışkan olduğu için, üç beş yıl zorlansa da eninde sonunda burada iyi bir ticaret hacmi yakalıyor.”

Sinem Alper sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ankara Anlaşmasıyla gelenler genelde ilk yıllarda ticaret yaparken zorlanıyorlar, çünkü fatura kesmeyi bile bilmeyen kişiler olabiliyor. Telefonda onlara saatlerce yardımcı oluyoruz. Ankara Anlaşmalılar çok sahipsiz bir topluluk, kimse arkalarında durmuyor. Bu yüzden birçok kişi başvurularda sıkıntı yaşıyor.

En sık karşılaştığımız durum, müşterilerin ulusal sigorta numarasını alamıyor olmaları. Genel olarak problem yaşayan kişilerin burada banka hesabı açmaları çok zor oluyor. Bunun sebebi ise, buradaki bankaların başvuru sahiplerinin Türkiye’deki banka geçmişlerini göremiyor olması.

G20’ye imza atan bütün ülkelerde dijital vergi uygulamasına geçildiği için örneğin Fransa’daki bir kişinin banka kayıt geçmişini İngiltere’deki bir banka rahatlıkla görebiliyor. Bununla birlikte, Türkiye’de uygulamaya imza atmış ülkelerden olmasına rağmen hala uygulamaya geçmediği için, Türkiyelilerin banka kayıtları dijital ortamda henüz görüntülenemiyor.”

52 yaşında olan, bir kız çocuğu babası Bekir Ulusoy da ulusal sigorta numarasını hâlâ alamayanlardan. Ankara Anlaşması oturumunun birinci senesini bitiren, şimdiyse uzatma vizesine başvusunu yapmış olan bahçe düzenleyicisi Ulusoy için ailesinden uzakta olmak en büyük zorluk. Şöyle anlatıyor:

“Eşim finans uzmanı ve şu anda doğru dürüst bir gelecek planı yapamıyoruz. Kızım İzmir’de üniversite okuyor, senede bir görüşebiliyoruz. En zoru onlardan ayrı olmak. Mesela ilk başvurumu yaptığımda kayınpederim öldü ama pasaportum içeride olduğu için cenazeye gidemedim, ona çok üzüldüm, keşke buraya hiç gelmeseydim demiştim. Sonuçta bir anlamda mülteci gibisiniz. Ama her şeye rağmen burada yaşamaktan memnunum. Ekonomik kaygılar bir yana, buradaki yaşam tarzı çok daha iyi.”

Ankara Anlaşması bazıları için her ne kadar İngiltere’de iyi bir yaşam ve gelecek hayallerine giden kapı demekse olsa da, bazıları içinde bir beklenmedik bir kâbusa dönüşebiliyor. O yüzden bu oturumun sahibi olan kişilerin, yasalara uygun hareket etmesi, ticareti sürekli kılabilmeleri için çok önemli.

28 yaşındaki Can Güzel, Kadir Has Üniversitesi aşçılık bölümünden mezun, İngiltere’ye iyi bir gelecek beklentisiyle gelen ve birtakım talihsizlikler yaşayan Ankara Anlaşmalılardan sadece biri.

“Bir gün öylece çıkıp Londra’ya geldim. Sonra Bournemouth’ta bir arkadaşımın tanıdığı bir muhasebecinin yardımıyla Ankara Anlaşması’na başvurdum. İlk seferinde red aldım. Eksik evrağım varmış. Redde itiraz ettim, sonra itiraza da red aldım. Artık Türkiye’ye dönmeye karar vermiştim, derken son anda bir danışanın ısrarıyla bir daha başvuru yaptım. Bu seferki danışmanım gerçekten iyi bir dosya hazırladı ve 3 ay daha bekledim. Sonra bir yıllık oturum verdiler bana, ben de 25 Eylül’e Türkiye’ye bilet aldım, 15 ay sonra ilk kez ailemi görmek için. Bir süre arkadaşımın iş yerinde şeflik yaptım. Sonra işler çok kötü gitti. Bir anda işsiz ve parasız kaldım. Bu arada oturumumu henüz almıştım ve başka bir iş bulamıyordum ve o anda kısa süreliğine bir markette çalışmaya karar verdim.

15 Eylül akşamı çalıştığım markete öylesine uğramıştım, o akşam çalışmıyordum, sadece orada çalışan arkadaşla kapıda sigara içiyorduk, sona bir anda göçmenlik polisleri ne olduğunu anlamadan bizi içeriye doğru itti. Yaklaşık 40 dakika sorguya çekildim, polisler hakkımda ihbar olduğunu söyledi. Ne kadar inkâr etmeye çalışsam da kamera kayıtlarından görüntülere ulaştılar ve hakkımda sınırdışı kararı verildi, 10 gün içinde sınırdışı edildim. Çok üzüldüm, keşke diyorum para cezası verselerdi, ama bu ceza çok ağır. Şimdi İstanbul’da yeniden ailemin yanındayım, henüz olayın şokunu tam olarak atlatabilmiş değilim. Aslında Bournemouth’a da alışmıştım.”

Can’la yaptığımız telefon konuşması sonunda, kendisine bundan sonra çok iyi ve sorunsuz bir yaşam dilediğimi söyleyince bana kurduğu son cümleler ise şunlar oldu;

“Ben zaten orada hep ezildim, hiç şansım da dönmedi. Baştan sona talihsizlikler yaşadım, çok uğraşsam da bir türlü işlerim yolunda gitmedi. Belki de benim kaderim bu, hiç bir zaman şansım dönmeyecek.”