Bütün liderler ölse çocuklar yaşar mı?

Bütün dünya koronavirüs salgınıyla yakından ilgileniyor olsa da şu günlerde koronavirüs kadar önemli bir gelişme daha var. Türkiye ile Yunanistan sınırında büyük bir insanlık krizi yaşanıyor. Suriye’nin İdlib kentinde 33 Türk askerlerinin öldürülmesinin ardından Türkiye, ülkedeki 5 milyonu aşan mülteciye daha fazla bakamayacağını söyledi ve Avrupa’ya gitmek isteyenler için sınırlarını açtığını ilan etti.

Bu açıklamanın ardından Türkiye’de yaşayan göçmenlerin bir bölümü kendi isteği bir bölümü ise hükümetin tahsis ettiği otobüslerle sınırlara gitti. Ancak gerek Yunanistan gerekse Bulgaristan sayıları yüzbinleri bulan bu göçmenlerin ülkelerine girmemesi için yoğun çaba harcıyor.

Sonraki günlerde haberlerden de görüldüğü gibi tampon bölgede kalan kadın ve çocukların da içinde bulunduğu gruba plastik mermiler ile ateş açıldı, göz yaşartıcı gazlar atıldı. Gezi Parkı protestoları sırasında polisin bu tarzda attığı gazlara maruz kalmış biri olarak oradaki insanların en azından gazın etkisinde neler yaşadığını çok iyi biliyorum.

Kimi videolarda bazı küçük çocukların nefes alamadığı, çevrelerindeki anne ve babalarının deli gibi yardım aradıkları da görüldü. Şayet hayatınızda hiç göz yaşartıcı gaza maruz kalmadıysanız bilmezsiniz ancak bazı gazlar nefes almanızı engeller. Bir anda akciğerleriniz durur, hayata ilk adımı attığımız andan beri hiç düşünmeden yaptığımız nefes alıp verme eylemini gerçekleştiremezsiniz. O panik içinde boğulduğunuzu sanır ve çırpınırsınız. Birkaç saniye sonra gözleriniz kararır ve sonrasını hatırlamazsınız.

Bunları çok iyi biliyorum çünkü aynısını yaşadım. Üstelik ben bunları yaşadığım zaman çocuk da değildim. Ona rağmen kimi etkilerini uzun süre hissettim. Benzer gaza maruz kalan çocukların ise ileride ne gibi sorunlarla karşılaşacağını ne o gazları üreten firmalar, ne o gazları atan güvenlik güçleri ne de o gazların atılmasının emrini verenler bilemez.

Bir taraf bu gazlarla uğraşırken diğer gruplar ise deniz yoluyla sınırı aşmayı ve Avrupa’ya gitmeyi denedi. Fakat, onların da bir bölümünün sınırda yakalandığı, üzerlerindeki telefon ve eşyaların polisler tarafından alınıp geri gönderildiği öğrenildi. En azından göçmenlerin verdikleri röportajlar böyle. 

Son olarak Türkiye’den bir grup milletvekili bölgeyi incelemeye gittiği zaman Yunan tarafından ateş açıldı ve kimi göçmenler vuruldu. Yunanistan bunları Türkiye’nin kara propagandası olarak aktardı. Kimi Avrupa devletleri de Yunanistan’ın kendilerini koruduğunu ve açıklamalarının doğru olduğunu belirten ifadeler kullandı. 

Bazen hiç tanımasanız da ömrü boyunca yaptıkları sebebiyle asla yalan söylemeyeceğine, doğru bildiğini açıklamaktan çekinmeyeceğine inandığınız kişiler olur. Şayet o bir açıklama yapıyorsa konuya ilişkin şüpheleriniz neredeyse kalmaz. HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da benim için böyle bir kişi ve o göçmenlerin açılan ateş sonucunda yaralandıklarını söylediği an ben bunun doğruluğundan bir an bile şüphe etmedim.

Burada suç Yunanistan’da demek istemiyorum. Suç Türkiye’nin de demiyorum. Suç herkesin. Suriye’de savaşa devam diyerek bunca insanı çaresizliğe sürükleyen Rusya’nın da kendi refah seviyesinin düşmesini istemeyen ancak 10 yıla yakın süredir Suriye’deki savaşın bitmesi için gerekli adımları atmayan Avrupa ülkelerinin de suçu.

Sadece Türk – Yunan sınırında yaşananlar değil. Benzer durumlar dünyanın neredeyse her yerinde var. Meksikalı aileleri çocuklarından ayırıp onları sağlıksız koşullarda tutan ABD’nin de suçu var, Uygur Türklerinin çocuklarını ailelerinden ayırıp beyinlerini yıkayan Çin’in de, Afrika’da onlarca çocuğun açlıktan ölmesine seyirci kalan ülkelerin de, Hindistan’da yaşanan şiddet eylemlerine, tecavüzlere fazla ses çıkarmayanların da… Kısaca bütün dünyanın yöneticilerinin suçu var ve hiçbiri masum değil.

Bugün onlarca çocuk ölüyor ve acı çekiyorsa bu en çok, gerekli cesareti gösteremeyen, kimi çevrelere sesini çıkaramayan siyasilerin suçu. Ve ne yazık ki o siyasiler gerçekten harekete geçmeyi seçmedikçe dünyada çocuklar ölmeye devam edecek.

Birkaç yıl önce Youtube’da yayınlanan bir dizi izlemiştim. “Hile” isimli bu dizide bir bilgisayar firmasının geliştirdiği oyun gerçek dünyaya etki ediyordu. Mesela siz oyunun içine girip birini öldürdüğünüz zaman o kişi gerçek hayatta da ölüyordu. Sonrasında bir yazılımcı bu oyuna hile kodları yazmayı başarıyordu. Zaten olaylar da onun ardından gelişiyordu. Bu hile kodları ile sınırsız para veya silaha sahip olabiliyordunuz. Hatta fiziğin temel yasalarını bile yok etmeniz mümkündü.

Kimi zaman acı çeken ya da ölen çocukları gördüğümde bu dizi aklıma geliyor. İlk başta bir hile kodu yazıp çocukların yetişkin olana kadar ölmesini yasaklamak istiyorum. Ardından dünyadaki silahların hepsini yok etmek ve kendimce bir ütopya yaratmak. Doğal olarak benim ütopyamı da sevmeyecek kişiler olacağını da bilerek. 

Esasında tüm bu düşüncelerin içinde aklıma takılan tek bir soru oluyor. Sadece bir hile kodu yazabilecek olsam ne yazardım? Benim cevabım belli. Hastalık, kaza, savaş hangi sebep olursa olsun çocukların hayatta kalmasını isterdim. 

Peki sizin böyle bir hakkınız olsa nasıl bir hile kodu yazardınız? Çocukları mı kurtarır, silahları mı yok eder, kendinize büyük güçler mi verir yoksa bitmeyecek bir servet mi yaratırdınız? Bu sorunun cevabını önce kendinize en dürüst şekilde verin. Sonra o göçmen çocukların yaşadıklarını izleyin ve cevabınızı bir daha düşünün. 

Ne şu an sınırda açlık, soğuk ve kötü koşullarla mücadele eden çocuklar ne güvenli evlerinde uyuyan çocuklar nerede ve hangi ailede doğacağını seçti. Hepimiz kaderin seçimiyle bir ülkede ve bir ailede doğduk. Ancak doğduğumuz yer bizi diğer insanlardan farklı kılmamalı. Göçmenlerden hoşlanmayanların bir an da olsa bunu düşünmesi lazım.

Lütfen o göçmenlerin neler yaşadığını düşünün, videolara ve fotoğraflara bakın. Sonra da isterseniz bir hile kodu yazma hakkınız olsa ne yazacağınıza karar verin ve sadece kendinize söyleyin çünkü o cevabın ne derece doğru olduğunu bir tek siz bilebilirsiniz. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.