Nick Ashdown
Şub 21 2018

Cemaat özeleştirisi çekirdek kadrodan değil, çeperden geliyor

Türkiye’de ve diğer ülkelerde etkisini önemli ölçüde kaybettikten sonra, Gülen cemaatinin bazı mevcut ve eski mensupları küresel İslami gruba yönelik eleştirilerini açıkça dile getiriyor.

Türkiye’nin en güçlü gruplarından biriyken, kurulduğu ülkede yıkılmanın eşiğine nasıl gelindiğinin yansıması olarak, eleştirmenler cemaatin liderliğini onu hüsrana uğratmakla tenkit ediyor.

“Gazetecilerin tutuklanması, Kürt Meselesi konusundaki cemaatin duruşu, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin desteklenmesi gibi pek çok hata var” diyor bir akademisyen. Kendisi cemaatin içinde yetişen eski bir cemaat mensubu ve Gülen destekçilerinin tepkilerinden kaçınmak için ismini vermek istemedi.

"Hareket kendisine verilen sosyal ve politik gücü sindiremedi.”

Pensilvanya’da yaşayan din adamı Fetullah Gülen liderliğindeki ve mensupları tarafından cemaat, Türk Hükümeti tarafından ise Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak isimlendirilen cemaat için bu özeleştirinin açık niteliği daha önce görülmemiş bir durum.

Stockholm’deki Güvenlik ve Kalkınma Politikaları Enstitüsü (the Institute for Security and Development Policy) direktörü ve kurucu ortağı Svante E.Cornell, Gülen’in kişisel veya cemaatin herhangi bir hatasını kabullenmenin mensupları için çok zor olduğunu söylüyor:

“Bu neredeyse ‘cemaat ne yaparsa ve Fetullah Gülen ne söylerse doğru’ olarak ifade edilir.”

Bir cemaat sempatizanı ve Melbourne’deki Deakin Üniversitesi Alfred Deakin Enstitüsü İslami Çalışmalar ve Kültürlerarası Diyalog kürsüsü (Chair of Islamic Studies and Intercultural Dialogue) başkanı olan İhsan Yılmaz, mevcut eleştirilerin yeni olmadığını, sadece daha önce açığa çıkmadığını ifade ediyor.

Ahval’in sorularını yazılı olarak cevaplarken “Özeleştirinin hem cemaat içinde hem de kapalı kapılar arkasında her zaman olduğunu” belirtiyor:

“Bununla birlikte, cemaatteki özeleştiri herkes tarafından her zaman onaylanmıyor. Bazı kişiler otokratik olmaya eğimli ve herhangi bir eleştiriyi kolay kolay dinlemiyor.”

Londra’da yaşayan bir avukat ve Gülen bağlantılı Diyalog Topluluğu (Dialogue Society) başkanı olan Özcan Keleş, bu eleştirileri sıhhatli olarak kabul ediyor. Keleş, Ahval'a "Bu dahili ve harici eleştirilerin olması güzel" diyor: "cemaatteki aktif mensuplar olarak, çoğumuz ‘bunu benimseyelim’ diyoruz."

Keleş, eleştirinin daha da ileri gidebileceğini düşünüyor:

"Yeterli değil. Eleştirmenler, Türkiye’deki kararların bazılarında etkili kişiler değiller" diyor ve ekliyor: "Bu vicdan muhasebesinin daha fazlasını yapmaya ihtiyacımız var ve bunun daha açık olması lazım."

Bununla birlikte, cemaat içinden kayda değer bir tepki de oluyor ve Cornell, eleştirmenlerin cemaatin çekirdeğinden olmadığını belirtiyor:

"Gülen ile bağlantılı kilit kurumlarda geçmişi olan insanların bu şekilde sesini yükselttiğini göremezsiniz. Aksine, bir bayrak etrafında toplandıklarını görürsünüz."

Cambridge Üniversitesi'nde bir sosyal antropolog olan ve 2016'da Gülen cemaati hakkında bir de kitap yazan Caroline Tee, son eleştirilerden çok etkilenmemiş.

Özellikle akademisyenlere atıfta bulunarak, "Eleştiri sesleri cemaatle yakından bağlantılı, ama aynı zamanda bağımsız düşünme lüksüne her zaman sahip olma sayesinde bir makamda bulunan kişilerden geliyormuş gibi görünüyor” diyor.

Eski bir Gülen destekçisi akademisyen, güçlerini istismar eden cemaatteki karar vericilerin cemaatten dışlanması görüşünde.

"İşi berbat eden kişiler hâlâ orada. Gazeteciliğin prensipleri hakkında ders veren Ekrem Dumanlı’yı (cemaatle bağlantılı eski Zaman gazetesi editörü) görmek bir utanç. Insanlar ondan nefret ediyor." diyor: "Bu insanların sahne dışına çıkmasını istiyoruz."

Gücün cemaati yozlaştırdığına ve cemaat bağlantılı çok fazla üniversite, yayın organı ve bürokrat olduğuna inanıyor.

“Sanırım cemaat, AKP yüzünden neyin daha önemli olduğunu anlama yeteneğini kaybetti.’’

2013’te patlak veren şiddetli politik bir kavgayla yolları ayrılmadan önce yıllarca, cemaat daha önce laiklerin egemen olduğu devlet memurluğu, polis, yargı ve orduyu kendi dindar kadroları ile doldurmak için Adalet ve Kalkınma Partisi ile işbirliği yaptı.

Gülen

Gülen cemaati, 40 yıl boyunca dindarlığı, modern eğitimi, dinler arası diyaloğu ve pazar ekonomisini teşvik eden farklı bir ılımlı Türk-İslam geleneğini destekledi.

"Benim için, cemaat tamamen bu sorunun cevabıyla ilgili: 21. yüzyılda bir Müslüman olmak ne anlama geliyor? Aynı zamanda çağdaş kültürün farkında iken inancıma nasıl sadık kalabilirim?” diye açıklıyor Keleş.

Cemaat, Türk toplumunu ve hükümet politikalarını şekillendirmek için büyük nüfuzunu kullanmayı amaçladı.

Cemaat hakkında 2013’de bir kitap yazan ve 2016 sonlarında bir mülakat veren Loyola Üniversitesi'nden sosyolog Joshua Hendrick'e göre; “cemaatin amacı sosyal gücün toplanması. Sosyal güç, kendi menfaatlerinizi ilerletecek şekilde tam nüfuz anlamına gelir.”

Cemaat, çoğunlukla orta sınıftan olan mensuplarını kamuda (özellikle öğretmen olarak), akademik çevrede, iş dünyasında ve medyada iş sahibi olması için teşvik etti. Ayrıca, topladığı gücü bu sektörlerde daha önce egemen olan grupları, yani Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün laik taraftarlarını işten atmak için kullandı.

“Arkadaşlarımın çok hızlı bir şekilde bürokrasiye girdiğini görmeye başladım” diyor adını vermek istemeyen eski bir mensup.

“Bu büyük bir hataydı.”

Sırasıyla 2008 ve 2010’da, polis ve yargıdaki cemaat mensupları Hizmet ve AKP'nin asker, medya, sivil toplum, akademi ve muhalif partilerdeki düşmanlarını hedefleyen, Ergenekon ve Balyoz olarak bilinen iki büyük davayı organize etmişti ve bu davaların daha sonra sahte deliller ve söylentilere dayandığı ortaya çıkmıştı. 

Cemaat hakkında eleştirel haberler yapan gazeteciler hapse atılanlar arasındaydı ve diğer eleştirmenler de cemaatle bağlantılı yayın organlarının saldırısına maruz kaldı.

"Sanırım cemaatin amacı iktidarı laiklerden geri almaktı ve bu anlamda AKP'nin amacı ile aynıydı" diyor Profesör Tee.

“Açıkça daha güçlü bir Müslüman sesi ve Türk toplumu ile politikalarının bir tür İslamlaşmasını istemeleri yönüyle cemaatin Türkiye ve Türk toplumuna yönelik emellerinin aslında AKP’ninkilerden farklı olduğuna dair herhangi bir kanıt görmüyorum, bununla birlikte (cemaatin eleştirmenlerinin bazılarının iddia ettiği gibi) İslami bir devlet istediklerine dair herhangi bir kanıt da görmüyorum” diyor Tee.

"AKP cemaat için kapıları açtı ve karşılığında cemaat AKP’ye yardım etti, bu yüzden bir çeşit birlikte yaşamaydı" diyordu eski mensup.

"Bu bir hataydı. Toplumun diğer kesimlerinde büyük bir öfke oluşturdu."

Yılmaz, bunda hemfikir ve gelecekte bürokrat olan mensupların cemaatle bağlantılarının sürdürmesine izin verilmeyeceğini düşünüyor. "Bürokraside çok fazla mensuba sahip olmak çok riskli ve yanlıştı" diyorum ekliyor:

"Cemaat bürokratlardan ve politikacılardan uzak durmalı."

Profesör Tee, cemaatin en tartışmalı eylemlerinin AKP ile ittifak yaptıktan sonra başladığını, ancak gücün suistimali konusunda sadece AKP'ye işaret etmenin çok kolay olduğunu söylüyor:

"Bunların tamamında AKP'yi suçlamak birazcık komik görünüyor, çünkü bu ortaklığa başlandığında cemaatin her şeyin farkında olduğunu ve Erdoğan'ın görev süresinin üçüncü ve dördüncü döneminde AKP’nin yaptığı kadar dalavere çevirdiğini düşünüyorum".

Fetullah Gülen'in en tartışmalı ve cemaatin mensuplarını “"tüm güç merkezlerine ulaşıncaya kadar mevcudiyetinizi diğerlerine hissettirmeden sistemin damarlarında ilerlemeye” teşvik ettiği kaseti, AKP ile ittifaka başlamadan çok önce 1999’da ortaya çıktı.

Profesör Tee, Londra'daki son cemaat toplantılarındaki tartışmalı sorulara verilen cevaplardan anlam çıkararak reform çağrısında bulunan cemaat içindeki seslerle ilgili şüphelerini ifade ediyor:

"Sanırım şeffaflığa yönelik bu cemaat belki de oldukça sınırlı."

Eski mensup ve akademisyen, devamlı cemaat mensuplarının çoğunun kendisi gibi düşündüğüne inanıyor, ancak Gülen ve çekirdek dairenin reform için kapasite ya da isteğe sahip olduğundan şüphe ediyor.

"Grup içinden değişiklik beklemenin sıfır şansı var" diye sözlerini bitiriyor.