Ahmet Erdi Öztürk
May 25 2018

Gülen Hareketi’nin siyasi sürgünde bir geleceği var mı?

Geçtiğimiz günlerde iki yılı aşkın bir emeğin sonucunu Avusturya Graz Üniversite’sinden Simon P. Watmough ile görmenin sevincini beraber yaşadık.

Uzun zamandır üzerinde çalışarak derlediğimiz, Luca Ozzano, Gabrielle Angey, Bayram Balcı, Liza Dumovich, Caroline Tee ve David Tittensor’un gibi Gülen Hareketi üzerine yıllardır çalışan akademisyenlerin ayrı ayrı makaleler ile katkı yaptığı “Ruin or Resilience? The Future of the Gülen Movement in Transnational Political Exile” başlıklı özel sayı Politics, Religion and Ideology dergisinde basıldı.

Hareketin Türkiye içerisinden objektif bir şekilde çalışma olanağının kalmadığı bu dönemde, zannedersem bu kapsamda çıkan ilk ve tek yayın. Bu sayı genel olarak, din-devlet ilişkileri, İslam-siyaset ve Türkiye konularıyla ilgilenen akademik okuyucuya yönelik olarak hazırlandı.

Buna karşın, konunun hem Türkiye’de hem de yurt dışında çok merak edilmesi ve bununla birlikte ortalama bir akademik yayının çok çok az kişi tarafından okunması gerçeğinden de yola çıkarak, bu özel sayıyı burada da ele almanın önemli olduğu kanısındayım.

Bu düşüncem esasında iki ana nedene dayanmakta.

İlk olarak olarak, Hareketin ilk ortaya çıktığı günlerden başlayarak ve özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Hareket üzerine yapılan bir çok akademik çalışma Hareketi ya “Hizmet” ya da “FETÖ” olarak nitelendirerek objektif olmaktan uzaklara savruluyor.

Bu özel sayı ise “Gülen Hareketi” olarak adlandırdığı yapıya sosyal ve siyasal bir olgu olarak yaklaştı ve etnografik araştırmalar ile desteklendi.

İkinci olarak, özellikle Türkiye’deki politik ortam nedeniyle adından dahi korkulan bu Hareketi çalışmanın, bu konular ile ilgilenen bir sosyal bilimci için “normal” ve önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.

Zira Finlandiya’dan Almanya’ya, Latin Amerika’dan, Güney Asya’ya kadar daha düne kadar Türkiye devletinin referans mektupları yazdığı bu yapının bugün terörist ilan edilmesi o ülke yetkilileri için şaşırtıcı olduğu kadar, sosyal bilimciler için de irdelenmesi gereken bir konu.

Özel sayının içerisinde Watmough ve benim makalem haricinde, sadece Hakan Yavuz’un makalesi Hareketin özel ülkelerdeki durumunu incelemenin dışında kalmış ve Hareketin kendi iç işleyişi, AKP ile kurduğu gayri-resmi koalisyon süreci ve sonrasında yaşanan ayrılığa değinmiş durumda.

Bununla beraber, Angey, Dumovich, Ozzano, Balcı ve Tittensor ise literatürde çok az çalışmanın bulunduğu Senegal, Güney Amerika, İtalya, Fransa ve Avusturalya gibi ülkelerde darbe girişimi öncesinde ve sonrasında Hareketin sosyal, siyasa ve ekonomik olarak nasıl bir pozisyonda olduğunu tartışırken, AKP hükümeti ile ulus aşırı coğrafyalarda girdiği mücadelelere değinmekte.

Biz ise 5 yılı aşkın süre, farklı ülkelerde Hareketin elitleri ile yaptığımız mülakatlara dayanarak Hareketin “para-politik (politika odaklı)” bir yüzü de olduğunu iddia etmekteyiz.

Kastımız hareketin siyasete tam olarak girmeden siyasi güç elde etme arzusu. Kuşkusuz bu denli büyük bir Hareket içerisinde bu arzunun ne kadarlık bir yüzdeyi temsil ettiği ayrı bir tartışma konusu.

Mülakatların bize gösterdiğine göre Hareket kimi noktalarda iyi dizayn edilmiş, belirli bir kurallar silsilesine bağlı, finansal ağlar ile güçlendirilmiş bir merkezler bileşkesi olduğu ve farklı ölçeklerde sosyal, algısal, siyasal ve finansal güç hedeflediği.

Bu bağlamda da merkezlerin içinde din, siyaset, finans ve bürokrasinin iç içe geçtiği bir sarmalı andırıyor.
Kuşkusuz bu durum artık Türkiye’de geçerli değil, yurt dışında ise konunun siyaset ayağı haliyle hemen hemen yok denecek durumda.

Türkiye içerisinde, siyasi yapının da desteği ile, yurt dışında Gülen Hareketi’nin yok olmaya yüz tutuğu algısı yayılmakta. Buna karşılık, Hareket ise kendi yayın organları ve sosyal medya aracılığı bunu reddetmekte.

Ancak, özel sayı içerisindeki ülke örnekleri gösteriyor ki bu iki durum da gerçeği yansıtmıyor. Yaptığımız araştırma gösteriyor ki, Gülen Hareketi Türkiye’de etkisizleşip sadece yurt dışında faaliyet göstermeye başladığı andan itibaren artık bir bütün olarak incelenme şansını kaybetmiş durumda.

Esasında öncesinde de böyle olan bu durum şimdi daha da belirginleşmiş ve her ülke kendi şartları içerisinde incelenmeyi hak etmekte. Bu incelemede ise sabit göstergeler bulunmakta; ülkelerin Türkiye ile ilişkileri, ekonomik gelişmişlikleri, Gülen Hareketi’nin algısı, finansal gücü ve ülkelerin liberal demokratik değerler, basın özgürlüğü ve benzeri konulardaki seviyeleri.

Örneğin; Balkanlar’da Kosova’da Gülen Hareketi mensubu öğretmenlerin bir operasyon ile Türkiye’ye getirilmeleri bütün Balkanlar için olası değil.

Evet, benzer bir durum Türkiye’nin görece çok daha etkin olduğu Makedonya’da belki mümkün, fakat örneğin Arnavutluk’ta bu durum imkansıza yakın. Zira, Arnavutluk’ta bir çok Balkan ülkesinin aksine Gülen Hareketi’nin hem seküler hem dini eğitim alanında önemli bir krediye sahip, ülke elitleri ile yakın ilişkilerde ve görece ekonomik olarak kendi kendine yetebilir seviyede.

Elbette bu değişkenlikte ülkelerin Türkiye ile kurdukları ilişkideki hiyerarşi seviyesi de önemli bir faktör.

Aynı durum Afrika ülkeleri için de geçerli. Örneğin Senegal’de işler Gülen Hareketi için pek parlak değilken, Güney Afrika Cumhuriyeti aynen Afrika’nın Arnavutluk’u gibi.

İngiltere, ABD, İsveç, İtalya ve Fransa gibi batı ilkelerinde ise durum biraz daha karmaşık bir düzeyde. Öncelikle Gülen Hareketi’nin etkinliklerinin hatırı sayılır oranda azaldığını söylemek mümkün. Zira himmet adı verilen para desteği Türkiyeli göçmenlerden eskisine kıyasla çok çok az gelmekte.

Bu azalmanın bir nedeni bazı Türkiyeli göçmenlerin Hareketi hain ve terör örgütü olarak görmesinden kaynaklı, diğer bir nedeni ise hem mevcut bulundukları toplumdan hem de Türkiye devletinin baskılarından korkmaları.

Buna karşın Hareket’in batı ülkelerinde siyasi anlamda desteklerini yitirdiklerini söylemek gerçekçi olmaz. Zaten böyle bir durum söz konusu olsa bir çok bulundukları ülkenin vatandaşı olmayan Hareket üyeleri ülkeleri terk etmek durumunda kalacaklardır.

Ancak başta ABD kongresi ve diğer ülkelerin siyasal yapıları ile kurdukları ilişkilerin şu anda ne düzeyde olduğunu tam olarak söylemek de hemen hemen imkansız. Hareketin bu denli politik konularda şeffaflık ile ilgili kimi sorunları bulunmakta ve bu konular ile ilgilenmeyen hareket mensupları bile bu ilişkilere vakıf olamamakta.

Ancak çalışmalar sırasında şunu da fark ettik: Demokratik gelişmişlik seviyesi yüksek olan kimi batılı ülkeler, Türkiye kamuoyunun aksine, Gülen Hareketi “Türkiye devletinin mağdur ettiği gruplar” ile birlikte sınıflandırılmaya başlanıyor.

Kuşkusuz bu durumun arkasında yatan iki ana neden var. Bunlardan birincisi, yabancı ülkelere sığınan ve halen orada bulunan Hareket mensuplarının anlatıları.

İkinci olarak da Türkiye’de darbe ile uzaktan yakından alakası olmayan sayısız insanın yaşına, konumuna bakılmadan OHAL koşullarında tutuklanıp anlamsız ve hukuk dışı cezalar almaları. Ancak bu durumda tıpkı Hareket’in konumunun ülkelere göre değişkenlik göstermesi gibi farklılıklar gösteriyor. Elbette bütün bunların yanında, yurt dışı kamuoyunun bu güne gelen süreci tam olarak kavrayamamasının da payı var.

Genel tablonun yukarıda özetlemeye çalıştığım kısımları haricinde bize söylediği bir iki husus daha var.

Bunlardan birincisi bu saatten sonra Türkiye üzerine diaspora konusuna eğilecek kişilerin Gülen Hareketi çalışmaktan kaçmasının zor olduğu. Her ne kadar Hareket kendini diaspora olarak tanımlamasa ve buna karşı çıksa da bir şekilde bu kümeye dahil olmaya başladı.

Ancak anlaşılan o ki yurt dışında yoğun olarak bulunan Kürt, Alevi ve diğer Türkiyeli grupların Gülen Hareketi ile bir birliktelik kurmaları imkansız.

Hareketin AKP ile sürdürdüğü on yıla yakın ortaklık üzerinden sebep olduğu algı kolay kolay değişmeyecek cinsten.

İkincisi, hareketin yurtdışına tamamen kayması, konunun masa başı çalışılmasını artık olanaksız kılıyor.

Zira her bir ülke yerinde inceleme ile farklı bir resim sunmakta.

Ahmet Erdi
Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.