Nick Ashdown
Şub 28 2018

Gülencilerin Türkiye'de geleceği var mı?

Gülen Cemaati mensupları, 1970'li yılların sonunda Müslüman din adamı Fethullah Gülen tarafından cemaatin kurulduğu Türkiye’nin dışındaki bir gelecek üzerine düşünüyor.

Londra’da yaşayan bir avukat ve Gülen bağlantılı Diyalog Topluluğu (Dialogue Society) başkanı olan Özcan Keleş Ahval’e "Cemaat’teki pek çok insanın, geleceğin Türkiye’nin dışında olduğunu ve Türkiye'nin umutsuz bir vaka olduğunu anladığını" söylüyor ve ekliyor:

“Cemaat geri dönmemeli.”

Mensupları tarafından Cemaat (Hizmet), hükümet tarafından ise Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak tanınan İslami küresel grup 1990’lı ve 2000’li yıllarda Türkiye’de önemli bir aktör iken şimdi neredeyse yok edilme aşamasına geldi. Cemaat, 2000'li yılların başlarında iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile karşılıklı menfaate dayalı güçlü bir ittifak kurdu ve bu ittifak 2013 yılında şiddetli bir ayrılık ile sona erdi.

AKP ve partinin genel başkanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gülen'i 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü ile suçluyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nde önemli bir mevcudiyeti olan Cemaat mensuplarının darbeye katılımını gösteren somut kanıtlar var.

Stockholm’deki Güvenlik ve Kalkınma Politikaları Enstitüsü (the Institute for Security and Development Policy) direktörü ve kurucu ortağı Svante E. Cornell, "Kanımca, darbenin arkasındaki itici güç cemaatçilerdi" diyor ve cemaatçi olmayan pek çok askerin de darbeye katıldığını belirterek ekliyor:

“Aynı şekilde, Gülen Cemaati’ne mensup insanların çoğunun darbenin gerçekleşeceğine dair herhangi bir fikre sahip olduğunu da hiçbir şekilde düşünmüyorum."

Cemaat mensupları devlet memurluğuna, emniyete, silahlı kuvvetlere ve diğer önemli kurumlara girmeleri için teşvik edildi. Uzmanlar AKP'nin bunu laik düşmanlarını söz konusu sektörlerden tasfiye etmek için desteklediğini belirtiyor. Bununla birlikte, 2013 yılında Cemaat’e ilişkin özgün bir kitap yazan sosyolog Joshua Hendrick'e göre, Cemaat mensuplarının çoğu çekirdek grup ile hiç bir bağlantısı bulunmayan ya da onun nasıl çalıştığı hakkında bilgisi olmayan sıradan öğretmenler veya düşük düzeyli bürokratlar. 

Hendrick, 2016 yılı sonlarında verdiği bir mülakatta Cemaat içinde kullanılan tabirin “Sol el, sağ elin ne yaptığını asla bilmeyecek” şeklinde olduğunu belirtiyor.

Fethullah Gülen'in ya da onun çekirdek grubundaki herhangi bir kişinin darbeyi planladığına dair somut bir kanıt bulunmamakta, bununla birlikte uzmanlar Cemaat mensuplarının yukarıdan talimat ya da müsaade almadan böyle büyük bir işe girişmesinin muhtemel olmadığını söylüyor.

Cambridge Üniversitesi'nde bir sosyal antropolog olan ve 2016'da Gülen cemaati hakkında bir de kitap yazan Caroline Tee "Bence bağımsız bir şekilde hareket etmiş olmaları son derece ihtimal dışı. Cemaat ile ilgili gördüğüm her şey, aşırı hiyerarşik yapısını kanıtlıyor" diyor ve ekliyor:

"Benim tecrübem, kendi Cemaat bağlantısı tarafından bir mensubun hayatının her yönüne müdahale edildiği."

Darbe teşebbüsünün ardından hükümet, eski ortaklığın bitmesinden sonra başlattığı Cemaat ile ilişkili kişi ve kurumların tasfiyesini hızlandırdı. O zamandan bu yana, aralarında 30 binden fazla öğretmenin de bulunduğu 150 binden fazla kişi, çoğunlukla herhangi bir suçlama yapılmadan ya da kanıt gösterilmeden işten atıldı ya da açığa alındı.

Çoğunun Cemaat mensubu olduğuna inanılıyor. İşlerinden atılan ve isimleri açıkça listelenen bu çalışanlar mesleklerinden men edildi. Hükümet, Aralık ayında 234.419 pasaportun iptal edildiğini açıkladı.

"Cemaat, Türkiye'de sosyolojik olarak yok edildi. Bunu sosyal bir soykırım olarak adlandırıyorum" diyor Keleş.

Ankara 1.064 özel okulu, 15 üniversiteyi ve 1500'den fazla derneği kapattı. Ayrıca, hükümet Cemaat ile bağlantılı en az 11 milyar dolar değerindeki 1000'den fazla şirkete ve milyarlarca dolar değerindeki binlerce başka mülke el koydu. Bu, Türk Devleti’nin sakıncalı gördüğü azınlıkların mal varlığına el koymasının uzun tarihini anımsatıyor. 

9 Ocak'ta, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül 2017 yılında toplam 48.305 FETÖ üyesinin tutuklandığını ve bu rakamın üç katının ise gözaltına alındığını açıkladı. 10 Şubat'ta ise, 38.470 Cemaat mensubunun tutuklu olarak yargılandığını ya da mahkum edildiğini söyledi.

İçişleri Bakanlığı istatistiklerine göre, darbeden 1.5 yıldan fazla bir süre sonra, hala haftada ortalama 500'den fazla kişi Cemaat bağlantısı şüphesiyle gözaltına alınıyor. 

Hükümet tarafından teşvik edilen vatandaşlar kendi aile bireylerini Cemaatçi olarak ihbar ediyor, köşe yazarları açıkça Cemaat mensuplarının ve ailelerinin öldürülmesi çağrısı yapıyor, yurtdışına kaçan mensupların yakınları tutuklanıyor, iddialara göre Cemaat mensupları kaçırılıyor ve hapishanede işkence görüyor. 

Değersizleştirme (dehumanization) ve toplu cezaya atıfta bulunarak “Nazilerin de yaptığı buydu" diyor Keleş ve ekliyor:

"Geçen gün Türkiye'deki insanlardan, pazar yerinden kovulduklarını söyleyen bir not aldık. Bunlar profesör, doktor, gazeteci ya da bir başka şey ve pazarda gidip turşu bile satamıyorlar. Peki bu insanlar ne yapacak? Evsizler, işsizler ve çalışmaktan yoksunlar."

Hükümet, çok sayıda FETÖ suçlamasının yanlış olduğunu ve çoğunlukla kişisel intikama dayandığını kabul ediyor. Ve FETÖ kelimesi kapsamlı bir aşağılayıcı terim oldu. Örneğin, bir taksi derneği başkanı sürücüleri ile özel araç hizmeti sunan Uber şirketinin "Tamamen FETÖ'ye benzediğini" iddia etti.

"Eğer şahsi amaçlarınız için birinden kurtulmak istiyorsanız, onların Cemaatçi olduğunu söyleyin. Bu hayatınızı daha kolaylaştıracak" diyor Cornell ve ekliyor: "Açıkça devam eden bir cadı avı var. Cemaatle ilgisi olmayan, ancak görevlerinden ihraç edilen insanlar tanıyorum.” 

Cemaat mensuplarının içinde bulunduğu kötü durum için Türkiye'de çok az sempati var. Çeşitli belgeli ve şüpheli gücün suiistimali ve 171 sivilin ölümüne neden olan darbe teşebbüsünün arkasında Gülen’in olduğuna dair yaygın bir inanç nedeniyle, neredeyse herkesçe, kendileri haricindeki tüm gruplar tarafından Cemaat mensuplarına kızılmakta. 

"Belirsiz bir amaçla güç kazanmaya çalışan şüpheli ve karanlık bir grup olma düşüncesinin ötesine geçemediler" diyor Cornell ve ekliyor:

"Neredeyse Erdoğan'dan daha çok Gülen Cemaati’nden korkan insanlara rastlarsınız, ve Gülen Cemaatine duyulan nefret daha güçlü.” 

Bir analist ve Brown Üniversitesi'nin Watson Enstitüsü'nde doktora öğrencisi olan Selim Sazak, Gülen Cemaati’ne yönelik laik kızgınlığın onların temel ideolojik karşıtlığından, Cemaat’in kendisi gibi laiklerin devlet görevlerine gelmesini engellemesinden, AKP’nin devleti kontrol altına yardım etmesinden ve laiklerle diğer muhaliflere eziyet etmesinden kaynaklandığını iddia ediyor. 

Sazak “Herkesin Cemaatçilere bu kadar kızgın olmasının nedenini, bu yapılanların tümünün sözcüsü olmalarına ve Erdoğan’ın bunları onlarsız yapamayacak olmasına” bağlıyor ve ekliyor:

"Cemaat, devlet aygıtlarını ele geçirme ve Türkiye'yi kendi tarafına çekme amacı peşinde olan dini bir gruptu."

Seküler geçmişinden dolayı dışişlerine başvurusu hakkında ikaz edilen Sazak, 1980’li yıllardan itibaren kendisi gibi insanların Cemaat’in yükselişi hakkında herkesi uyardığını, ancak çoğu kişi tarafından paranoyak İslam düşmanlığı olarak görüldüğü için ciddiye alınmadığı söylüyor ve ekliyor:

"Dolayısıyla Cassandra Sendromu (ileri sürüldüğünde başkaları tarafından inanılmayan, sonrasında gerçekleşerek insanları şaşırtan kötü ve üzücü olaylar için kullanılan bir terim) benzeri bir kızgınlık var."

Cornell, bu toplumsal kızgınlığın hükümetin değişmesinden sonra bile, Cemaat’in Türkiye'deki geleceğini çok belirsiz hale getirdiğine dikkat çekerek "Özellikle Erdoğan ve onun tebaası dışında bile, darbenin Gülen tarafından organize edildiği konusunda Türkiye’de bu denli büyük bir fikir birliğinin olması, Gülen Cemaati’nin Türkiye’ye geri dönmesini çok zorlaştıracak" diyor ve ekliyor:

"Bence yakın gelecekte Türkiye'de Cemaatçi olmak çok zor olacak."

Keleş bu kızgınlığı kabul ederek Cemaat’in eleştirileri benimseme ve kendisini düzeltme vaktinin geldiğini ifade ediyor ve “Açıkçası, Cemaat şu anda sevilmiyor. Bunun çoğu değersizleştirme (dehumanization) ile bağlantılı, ancak bir kısmı ise onunla ilişkili bazı uygulamalarla bağlantılı" diye sözlerine devam ediyor.

Keleş Cemaat’in, özellikle medya açısından, Türkiye'de fazlasıyla büyük olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Cemaat, gelecekte asla kendi gazetesine sahip olmamalı.”

Bununla birlikte Keleş, Cemaat mensuplarına yönelik kızgınlığın karşılıklı olduğunu iddia ediyor:

"Gözlemlediğim, Cemaat mensuplarına yönelik devlet zulmünün seviyesi ve kamuoyunun bu zulme kayıtsızlığı, çoğu Cemaat mensubu için psikolojik ve duygusal bir kırılmaya neden olduğu. Çoğu, ülkedeki siyasi atmosfer önemli ölçüde değişse bile, Türkiye’ye geri dönmeyi kabul edemez."

Keleş, Türkiye sonrasının Gülen Cemaati için bir avantaj olabileceğini söylüyor. Çünkü, Cemaat’in eksikliklerinin çoğunun kurumsal kayırma, milliyetçilik, devletçilik ve şeffaf olmama gibi Türk siyasi kültürünün sorunlu yönlerinden kaynaklandığına inanıyor.

Keleş "Türkiye, Cemaat için bir problemden çok fazlasıydı" diyor ve “Cemaat’in bundan önce olduğu kadar Türkiyeli olmasını asla istemem" diye ekliyor. 

Özcan, Cemaat'in daha demokratik hale gelmesi için Batı demokrasilerindeki faaliyetlerine odaklanması gerektiğine inanıyor ve "Bence, bir kitle olarak Cemaat yerel kültürleri benimseyici olmalı, proaktif gündemine ve yerel meselelere odaklanmalı" diyor. 

Profesör Tee, özellikle inanılmaz bir şekilde popüler olmayan Erdoğan'ın sağlam düşmanları olarak görüldükleri için Cemaat’in muhtemelen batıda iyi karşılanacağını söylüyor ve "Sanırım Batı, gelecekte onları kollayacak olan yer. Bence, burada yeniden bir araya gelecekler" diye ekliyor.

Hem Tee hem de Cornell, 76 yaşında olan ve iddialara göre sağlık durumu iyi olmayan Gülen'in ardından Cemaat’in bölüneceğini öngörüyor.

“Bildiğim kadarıyla onun yerine geçecek kimse olmayacak” diyor çocukluğundan beri Cemaat’e yakın olan, ancak son dönemde onları eleştiren bir akademisyen. Gülen sonrasının Cemaat mensupları için daha iyi olacağına inanıyor.

Bu akademisyen ayrıca, Cemaat tabanının bir şekilde devam edeceğine de inanıyor, ancak "kurumsal olarak, Cemaat’in bittiğini düşünüyorum" diyor.

Cornell, özellikle Türkiye'de çektikleri eziyete duyulan sempatinin yokluğu dikkate alındığında, Cemaat’in gösterdiği mukavemete ve dayanışmaya şaşırmış. 

Cornell "Gerçekten, hayatta kalmak için sadece birbirlerine sahipler" diyor ve “Bence oldukça ciddi bir hasar aldılar. Ancak, gerçek şu ki birbirlerine kenetlendiler ve hayatta kaldılar, aslına bakarsanız, kendi yöntemleriyle direniyorlar ve çok kolay bir şekilde yok edilebilecek bir cemaat olmadıkları izlenimi bırakıyorlar" diyerek sözlerini bitiriyor.