'Türk istihbaratı bazı kişileri gizli cezaevlerinde tutup, tanıklık için işkence ediyor'

İsrail'de yayımlanan Haaretz Gazetesi, MİT tarafından çeşitli ülkelerden kaçırılarak Türkiye'ye getirilen Gülen grubu üyelerinin yaşadıklarını haberleştirdi. 

CORRECTIV'in eşgüdümünde dokuz uluslararası medya kuruluşu tarafından yürütülen ortak çalışma sonucu hazırlanan haberde, kaçırmalar, işkence iddiaları ve gizli tanık olmaya zorlanma ile ilgili tanıklıklara yer verildi.

2017 yılının ilk yarısında, bir sabah, Türkiye’nin başkenti Ankara’daki bir sokakta, siyah bir minibüs durdu. İçinden sivil giyimli iki adam inerek, yolda yürüyen bir adamın üzerine atladı. Adamı sürükleyerek minibüse bindirdiler ve hızla uzaklaştılar. Gazetelerde çıkan haberlere ve insan hakları gruplarına göre tüm hadise bir kaç dakikada olup bitmişti.

Kaçırılan adam, saldırganlara direnmeye çalıştığını, ama onu darp edip, başına siyah bir torba geçirdiklerini ve ayaklarını zincirlediklerini anlattı. Olayın üzerinden bir yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, kaçırılırken bacağında oluşan yaranın izi hala duruyor.

Kar amacı gütmeyen bir haber örgütü olan CORRECTIV’in eşgüdümünde 9 uluslararası medya kuruluşu tarafından yürütülen bir ortak araştırmacı gazetecilik projesi kapsamında, aralarında Haaretz muhabirinin de bulunduğu gazetecilerle konuşan ve takma isim olarak Tolga’yı kullanan adam,  “kendimi savunmaya çalışmamın bir fayda sağlamayacağını, sakinleşmem ve hesaplı bir şekilde hareket etmem gerektiğini hemen anladım” diye anlattı.

Tolga’yı kaçıran araç, aylar boyunca alıkonacağı tesise ulaştığında, Tolga büyük bir demir kapının açıldığını duymuş. Kapalı bir tesise götürülmüş ve bir hücreye konmuş. Kapı kapanmış ve hoparlörlerden gelen şu talimatı duymuş: Kapıya vurulduğunda duvara dönmesi ve yere bakması gerekiyormuş ki, kendisini esir alanları görmesin.

Türkiye’de 2016 Temmuzunda yaşanan darbe girişiminden bu yana bir çok sivilin kaybedildiği bildirildi. Vakaların çoğu Ankara’da gündüz vakti yaşandı. Tamamı benzer bir şekilde cereyan etti. Mağdurlar, yüzlerini gizleme ihtiyacı duymayan adamlar tarafından, Volkswagen marka siyah bir minibüse sürüklenerek bindirildiler. Sonrasında kaçırılan insanların bulunmasına yönelik çabalar bir sonuç vermedi ve ailelerin çoğu yetkililerin yardım taleplerini görmezden geldiğini anlattı.

Haaretz’e ve diğer gazetecilere ulaşan ifade tutanakları, video kayıtları ve belgeler, Türkiye vatandaşlarının zorla kaybedilme vakalarının arkasında Türkiye hükümetinin olduğu kuşkusunu doğuracak nitelikte. Kaçırılan kişilerin büyük çoğunluğu, hükümetin darbe girişiminin arkasında olmakla suçladığı Fethullah Gülen hareketiyle bağlantılı isimler.

Toga ve Ali adında diğer bir adam (ki bu da takma isim), birbirlerinden bağımsız olarak ve birbirlerini tanımaksızın benzer bir olaylar dizisini anlattılar. Her ikisi de, bilmedikleri bir tesiste, uzun süre tutulduklarını ve orada tutuldukları süre zarfında dış dünya ile tüm bağlantılarının kesilmiş olduğunu söyledi. Her ikisi de arkadaşlarına karşı ifade vermeleri amacına yönelik olarak sorgulandıklarını ve işkence gördüklerini anlattı.

Haaretz muhabiri ile diğer gazeteciler, geçtiğimiz günlerde bir batı Avrupa ülkesindeki bir otel odasında Tolga ile buluştular. Tolga, yaşamını tehdit eden insan hakları ihlalleri sebebiyle söz konusu ülkeden iltica hakkı kazanmış. Tolga kendisini rehin alanların, ondan Gülen hareketine karşı açılan davada gizli tanık olarak yer almasını ve mahkemede, kimliği belli olmayacak bir şekilde, bir perde arkasından ifade vermesini istediklerini anlattı. Darbe girişiminde yer almakla suçlanan kişilerin de avukatlığını yapan, avukat ve insan hakları aktivisti Eren Keskin, kendisiyle görüşen araştırmacılara, bunun yaygın bir uygulama olduğunu teyit etti.

Keskin, “gizli tanık kullanıyorlar çünkü ellerinde başka delil yok. Bu hukuka saygılı ülkelerde örneği olmayan, anti-demokratik bir uygulama,” dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, Türkiye vatandaşlarının zorla kaybedilmesiyle ilgili kaygılar nedeniyle, Ağustos ayında Türkiye Adalet Bakanlığına bir mektup yazarak bu vakaların acilen araştırılmasını istedi. Williamson mektubunda söz konusu kişilerin hükümete bağlı görevlilerce kaçırılmış olduğuna ilişkin belirtiler olduğunu vurguladı.

Cemaate yakın Bold isimli YouTube kanalında da benzer iddialar daha önce yer almıştı:

HABERİN DETAYINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

Birleşmiş Milletler “zorla kaybetmeyi”  bir kişinin bir hükümet için çalışan görevliler tarafından özgürlüğünden mahrum bırakıldığı, ancak söz konusu hükümetin bir yandan bunu inkar ederken, diğer yandan da kaçırılan kişinin akibetinin ne olduğuna veya nerede bulunduğuna ilişkin bilgi vermeyi reddettiği durumlar için kullanıyor.

Bu Türkiye’de ilk defa görülen bir şey değil. Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre 1990’larda, Kürtlere karşı yapılan operasyonlarda yüzlerce sivil zorla kaybedilmişti. Türkiye İnsan Hakları Derneği başkanı, avukat Öztürk Türkdoğan, “anlaşıldığı kadarıyla bu uygulama yeniden kullanılmaya başlanmış” dedi.

Kayıp yakınlarının da avukatlığını yapan Türkdoğan, elindeki bilgileri hem Birleşmiş Milletlerin zorla kaybedilmelerle ilgili komisyonuna, hem TBMM insan hakları komisyonuna, hem de Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğini söyledi. Türkdoğan Türkiye’de kolluk güçlerinin bu vakaları soruşturmakta hiç bir ilerleme kaydetmediğini belirtti.

Türkiye topraklarında kaybolan sivillerle ilgili bilgi vermiyor. Ama Gülen hareketi ile bağlantılı olan ve  MİT tarafından başka ülkelerde yakalanıp Türkiye’ye getirilen kişilerle ilgili bilgileri yayınlıyor. Değişik ülkelerde çıkan haberlere göre bugüne dek Kosova, Moldovya, Azerbeycan, Pakistan, Gabon ve Ukrayna’da bu tür operasyonlar gerçekleşti.

Bu tür operasyonlara Türk medyasında “teröristlerin geri getirilmesi” deniliyor. Erdoğan Temmuz ayında parti üyelerine yaptığı bir konuşmada bu konuya değinerek kaçarak kendilerini güvende sanan Gülencileri teker teker yakalayıp geri getireceklerini söylemişti.

Bir sabah, erken saatlerde, TC-KLE kuyruk numaralı bir uçak Priştina’ya indi. Yarım saat sonra, içinde beşi öğretmen olan altı Türkiye vatandaşı ile birlikte yeniden havalandı ve daha sonra Ankara’da bir hava üssüne indi. Uçaktaki adamlardan birinin eşi, kocasının kendisini polis olarak tanıtan yerel şahıslar tarafından kaçırıldığını anlattı.

Kosova vakasında kullanılan uçağın sahibi Birleşik İnşaat Turizm Ticaret Sanayii isimli bir Türk firması. Firma Ankara’da kayıtlı ve adresi Türk istihbaratına ait bir apartmanda. Uçakları takip eden bir web sitesine göre iddia edilen kaçırma vakasında kullanılan söz konusu jetin, Eylül ayında Almanya’yı ziyaret eden Erdoğan’ın uçağının yanına park etmiş olduğu görülmüştü. ADS-B-Exchange isimli uçuş takibi yapan web sitesine göre aynı uçak Erdoğan’ın Venezuala ziyareti sırasında, bu ülkeye de iniş yaptı.

Haberin orijinalini buradan okuyabilirsiniz