Eki 01 2019

Fethullah Gülen'den Sisi'ye destek, Kahire'ye ziyaret isteği

Mısır'ın önde gelen televizyon sunucularından Neşet el Dihi, ABD'de yaşayan Fethullah Gülen'le yaptığı röportajdan sonra El Vatan gazetesine röportaj verdi. TEN TV sunucusu el Dihi, sağlık durumunun elvermesi durumunda Gülen'in Kahire'yi ziyaret etmek istediğini söylediğini belirtti.

Gülen'le yaklaşık 15 dakika süren bir röportaj gerçekleştiren el Dihi, yaptığı programın tüm Arap dünyasında büyük bir yankı uyandırdığını söyledi.

Röportaj sırasında 'Mısır'a ne zaman geleceksiniz?' şeklinde soru soran el Dihi'ye Gülen'in cevabı şu şekilde olmuştu:

“Her yarım saatte bir ilaç alıyorum. Geçtiğimiz günlerde ciddi bir ameliyat oldum. Bundan dolayı da sağlığımın bir seyahate izin vereceğini sanmıyorum.”

El Vatan'a röportajında ise el Dihi, “Kendisini Mısır’a davet ettim ve bana geleceği hususunda ‎vaatte bulundu. Bu onun büyük bir hayali ve arzusu” dedi.

El Dihi, röportaj öncesi yaptığı konuşmada ise Gülen'in kendisine Sisi için “muhlis ve halkının çıkarına ‎çalışan biri” şeklinde övdüğünü söyledi.

Röportaj sırasında da Mısır hakkında sorular soran el Dihi'ye Gülen, “Dışarıdan izleyebildiğim kadarıyla şu anda Mısır halkı iyi bir yolda. Şu anda ülkede neler olduğunu söyleyebilecek durumda değilim. Erdoğan ve rejimi Osmanlı'yı kullanarak İslam dünyasını etkilemeye çalışıyor. Herkes bilir ki Osmanlı belirli bir tarihte İslam dünyasında farklılık meydana getirdi. Osmanlı belki bir rol model olarak alınabilir. Osmanlı'nın iyi bir ünü var. Osmanlı döneminde İslam dünyası önemli bir yerdeydi.

İslam dünyası ve Afrika’da pek çok ülkenin gözü Mısır'dadır. Mısır bir rol model olarak görülüyor. Bundan dolayı da Mısır liderliğinde bir birlik oluşturulabilir. Bu durum diğer ülkeler için de bir sinerji kaynağı olacaktır” şeklinde cevap verdi. 

El Dihi, Gülen'in yaşadığı çiftliğin Amerikan istihbaratı tarafından korunduğunu, ciddi güvenlik tedbirleri uygulandığını da belirtti. Röportajı gerçekleştirmek için iki yıldan fazla beklediğini de vurgulayan el Dihi'nin Gülen'le yaptığı röportajdan bazı bölümler şu şekilde: 

“Mısırlı resmi kişilerin resmi olarak Türk halkına hakaret ettiğini duymadım. Fakat 2013'teki olaylar yaşandığında, dönemin başbakanı Erdoğan, 'her Firavun'un bir Musa'sı vardır' diyerek tam olarak tanımadığı ve karakterini bilmediği Mısır liderine firavun diyerek gerilim yarattı ve iki taraf arasında prensipler ve değerler üzerine inşa edilmiş ilişkileri değiştirmeye başladı. Mısır halkı gerçekten Türk halkını çok sever. Bu duygular da karşılıklıdır. Ancak Türk liderler politik sebeplerle Mısırlıları eleştirerek ve bu eleştirileri de günümüze kadar devam ettirerek gerginliği sürdürüyorlar. Türk liderler çeşitli vesilelerle Mısır'la ilişkileri normalleştirme niyetleri olduğunu söylediler. Ancak uzun süredir gergin olan bu ilişkilerin öyle kolay tamir edilebileceğini sanmıyorum. Ben iki ülke ilişkilerinin normalleşmesi gerektiğine inanıyorum. Fakat bu tür liderler Türkiye'yi yönettikçe bu tür bir ihtimalin ya çok zayıf ya da imkânsız olduğunu düşünüyorum. Akşamdan sabaha politika değiştirenler bunu başaramazlar.

Günümüzde Türkiye'yi yönetenler gerçek Anadolu insanları değillerdir.  Kuzeyden geldiklerini söylüyorlar. Bunlar Anadolu insanının gerçek değerlerini ortadan kaldırdılar. Fakat Anadolu insanının dini, ahlaki, geleneksel ve kültürel prensiplerine saygı duyduklarını söylediler. Bu insanlar Anadolu insanının bu değerlerini anlayamazlar. Bunlar ancak İslamcı sloganları kullanarak güçlü İslami konuşmalar yaparak iktidarda kalmaya çalışıyorlar.

Biz bu insanları geçmişte destekledik. Erdoğan siyasi projesini hayata geçirdiğinde tavsiyelerimi dinledi. Onun ibadet ettiğini, imam hatip okulu mezunu olduğunu söylediler. Fakat şimdi üniversite mezunu olmadığı ortaya çıktı. Ona pozitif tavsiyelerde bulundum. Fakat gücü tam olarak eline geçirdikten sonra bu durumu kişisel çıkarları için kullanmaya başladı. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları sırasında gerçek yüzünü ortaya koydu. İslamcı olduklarını söylemelerine rağmen yolsuzlukları ortaya çıktı. Emniyet ve yargı sistemini kontrol etmelerine rağmen bu yolsuzlukları ortaya çıktı. Emniyet ve yargı mensuplarını Hizmet Hareketi mensubu olmakla suçlayarak kendini aklamaya çalıştı. Ben bu operasyonlarda yer alan isimlerin hiçbirini tanımıyorum. Belki aralarında bazıları Hizmet Hareketi sempatizanı olabilir.

Hizmet Hareketi üç temel esas üzerine kuruludur: Cehalet, fakirlik ve çatışma ile mücadele. Birlikte yaşama, yardımlaşma ve ittifak hizmet hareketinin temel hareket noktalarıdır. Bu noktalar tüm insanlık için önemlidir. Bundan dolayı bu fikirler bu kadar kabul gördü. Ve bu hareketin sempatizanları dünyanın pek çok ülkesinde kabul gördüler.

Erdoğan orduyu kontrol etmek istedi, kendi emellerine hizmet etmesi için. Bunun için de Hizmet Hareketini hedef aldı.

Demokrasi, heterojen ve farklı kültürleri barındıran toplumlar için en ideal sistemdir. Türkiye ve Mısır'da Müslümanlar, Hıristiyanlar, ateistler, deistler birlikte yaşıyor. Bu yüzden yönetimleri bu tür toplumların ihtiyaçlarını gözetmeleri ve kimseye zarar vermemeleri için desteklemeliyiz.

Siyasal İslam'ın düşüncelerini ve vizyonunu farklı toplulukları bir arada barındıran ülkelerde zorla uygulamaya koymak tansiyon ve çatışmalara sebebiyet verir. Ve şu anda bu durum Türkiye'de söz konusu. Bunu bilerek mi yoksa bilmeden mi yapıyorlar bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, bunlar siyaseti bilmiyor. Müslümanlara hizmet ettiklerini söylüyorlar. İktidarda kalmak için piyasaya sürdükleri ucuz ürünler bunlar. Yolsuzluklara saplanmış lüks hayatlarını bu şekilde devam ettirmeye çalışıyorlar. Görüyoruz ki çok pragmatik davranıyorlar.

Mısır toplumu da Türk toplumu gibi çok geniş kesimleri içinde barındırıyor. O yüzden tüm toplulukların dini ve düşüncelerini dikkate almak gerekiyor. Dünyanın her tarafında demokrasinin farklı formları uygulanıyor. Biz de tüm değerlere ve durumlara uygun bir demokrasi modeli geliştirmeliyiz. Türkiye'deki rejim yeni bir anayasa yapmak istiyorsa, çoğunlukta olan Müslümanların haklarını koruduğu gibi diğer düşünce ve inançlara da aynı şekilde riayet etmelidir.

Eğer bana sorarlarsa onlara Amerikan Anayasası'nı Türkiye'ye uyarlamalarını söyleyebilirim. Bu anayasa Müslümanların ve diğer tüm inançların haklarına saygı gösteriyor. Geçmişte Fransız Anayasası’ndan faydalandıkları gibi günümüzde de Amerikan anayasasından faydalanabilirler. Türkiye anayasası farklı inanç ve milletleri bir araya getiren günümüzdeki Türk toplumunun ihtiyaçlarını karşılamıyor.

Türkiye'de günümüzde Türk, Kürt, Çerkez, Alevi, Müslüman, ateist, deist, Kemalist vs pek çok farklı din, düşünce ve milletten gruplar var. Bu kadar farklı kesimleri tek bir düşünce ile kontrol edemezsin. Tüm bu grupların düşüncelerini göz önünde bulundurmak zorundasınız. Nasıl muamele görmek istiyorsan o şekilde muamele etmelisiniz.

Erdoğan kimseyi hele de bizim gibi birini dinlemez ki. Bize karşı önyargıları var. Bizi terörü desteklemek ve beni de terör başı olarak adlandırıyor. Beni pek çok kez ömür boyu hapse mahkûm ettiler. Ondan dolayı da onlara bir şey diyemem. Ancak İslam ülkeleri, Batılı demokratik ülkeler onun bu tiranca uygulamalarına son vermesi için birlikte hareket edebilirler. Bu da Türkiye'deki kaosun sona ermesi için izlenebilecek tek yoldur. Bunu da Hizmet Hareketine sempatisi olan geçmişte bakanlık yapmış biri bana söylemişti.

Şu anda İslam dünyası çok utanılacak bir durumda. Geçmişte yaşadıkları pek çok mağlubiyetten sonra önümüzdeki kısa bir sürede de bir değişim olabileceğini sanmıyorum. İslam dünyasının reforme edilebilmesi için üç jenerasyon geçmesi gerekiyor.”