Aaron Stein yazdı: Türkiye’nin Suriye Politikası, ABD için amaç ve seçenekleri belirlemek

Türkiye’ye ilişkin analizleriyle öne çıkan isimlerden Aaron Stein’ın Türkiye’nin Suriye politikasını ve ABD’nin seçeneklerini tartışan bir analiz yazısı, Atlantik Konseyi’nin internet sitesinde yayınlandı. Stein’e göre, Türkiye ve ABD’nin Suriye’de çıkarları örtüşmek bir yana çatışıyor. Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda girişeceği küçük çaplı bir harekat olasılığını değerlendiren yazar bunun çok ciddi jeopolitik sonuçları olabileceğine işaret ediyor. Mevcut durumun sürdürülemez olduğunu savunan Stein, ABD’nin uzun vadeli çıkarları açısından Türkiye ile PKK arasındaki çatışmanın sonlandırılması gerektiği sonucuna varıyor.

"Türkiye başlangıçta Suriye muhalefetinin Beşar Esad’ı devirme çabasının destekçisiydi. Ancak, Rusların Türk destekli güçleri Halep’te yenilgiye uğratmasının ardından, 2016 sonlarından itibaren Türk politikası değişti. Bu değişimle gözden geçirilen Türk stratejisi rejimin devrilmesi hedefinden uzaklaşıp Rusya’yla yakın işbirliğine ve ABD’yle rekabete yöneldi. 2016 yaz aylarından itibaren Ankara Suriye'de birbiriyle bağlantılı dört hedefte karar kıldı: Amerikan destekli Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) batıya yayılmasını durdurmak; Amerika’nın Fırat’ın doğusundaki askeri operasyonlarını kösteklemek; Rusya’yla birlikte Suriye’nin çatışmalar sona erdiğinde üniter bir devlet olarak kalmasını sağlamak; Türkiye’ye kaçan insanları Kuzey Suriye’de Türkiye’nin kontrolündeki bölgeye yerleştirmek.

ABD-Türkiye ilişkileri açısından, birincil ve en önemli ayrılık konusu Washington’un SDG’ye verdiği destek. Ancak, Trump yönetiminin stratejik bekleyiş politikasının tamamı Amerika’nın Suriye’nin kuzeydoğusunda askeri varlığını sürdürmesine dayanıyor ki, bu da SDG ile güçlü bağları gerektiriyor. Bu aşikar çelişki karşısında Washington, Türkiye’ye tavizler verirken eş zamanlı olarak Suriyeli Kürtlere bu hamlelerin Fırat nehrinin doğusunda Türkiye’nin hava ve kara saldırısı riskini azalttığı güvencesi vermeye dayalı bir orta yol bulmaya çalıştı.

Türkiye’nin askeri eylemi amaçsız değil. ABD ile Türkiye arasındaki Menbic müzakerelerinin Amerika ile Kürtler arasında yarattığı gerilim, Türkiye’nin topçu atışlarıyla daha da derinleşiyor. Bir yandan da Türkiye meselesi ABD hükümetinin farklı kurumları arasında gerilim yaratıyor ve kurumlar arası işbirliğini köstekliyor. ABD’nin bürokratik unsurları Türkiye’ye daha fazla taviz vermeyi savunurken Ankara’ya yönelik daha sert bir yaklaşımı savunan karşıt kesimler de var. Dahası, düzenli topçu atışları SDG’nin dengesini bozuyor ve zaman içinde olası bir askeri müdahaleyi maskeleyebilir.

Türkiye açısından bu üç sonuç -ABD-Kürt gerilimi, ABD’de kurumlar arasında tartışma ve savunmanın zayıflaması- stratejik açıdan Ankara’nın uzun vadeli istekleriyle uyumlu. ABD, cephe hattının Kürt tarafındaki devriye seferleriyle karşılık verebilir ama Ankara zayıf nokta arayışını sürdürebilir; tırmandırma seçeneğini de elinde tutuyor. İzole bir sınır köyünü ele geçirmeye yönelik küçük çaplı bir askeri harekat Türk ordusu açısından yürütmesi kolay olacak ve çok az risk yaratacaktır.

Harekatın kendisi küçük olsa da jeopolitik sonuçları muazzam olacaktır. Bu durumda Ankara’nın, Suriyeli Kürtleri Türkiye-Suriye sınırından uzaklaştırmak hedefiyle uyumlu şekilde YPG konusunda ABD’den daha fazla taviz koparmak için baskıyı artırması beklenebilir. İslam Devleti’nin elindeki topraklara yönelik çatışma son günlerindeyken Türkiye daha fazla esnekliğe sahip olacaktır. Ankara açısından, Türkiye’nin ulusal güvenlik bürokrasisinin Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü YPG tehdit karşısında Fırat vadisinin ortasında IŞİD’in başını çektiği, kırsal bir ayaklanma o kadar önemli olmaz.

ABD Türkiye’nin hedeflerini anlamalı ve bu hedefleri Washington’un benimseyebileceği bir şekle sokmaya çalışmalı. Bu kolay olmayacak, zira iki ülkenin tehdit algıları çok farklı. ABD açısından Sünni çoğunluklu ulus ötesi terörist grupların güvenli bir bölge bulmalarını önlemek için askeri harekat şart, Suriye’deki askeri harekatın gerekçesi ve yasal meşruiyeti de buna dayanıyor. Türkiye açısından ise Sünni ağırlıklı terörist gruplar bir asayiş meselesi olarak görülüyor, oysa PKK (ve uzantıları) bir askeri tehdit olarak değerlendiriliyor.

ABD-Türkiye arasındaki bu farklılıkları azaltmaya dönük çabaların karşısında açık yapısal engellerin bulunduğunu belirtmek gerekir. Ancak Ankara’nın PKK ile konuşmak ve tehdidi diplomasi yoluyla idare etmek yönünde bir isteklilik gösterdiği zamanlar oldu. Türkiye ile PKK arasında bir ateşkesin yeniden gündeme gelmesi ABD’nin çıkarınadır ve Suriye’de ABD-Türkiye gerilimini idare etmenin yegane yoludur.

Suriye’de iç savaş sürerken, Ankara’nın hedefleri açık, bir dizi tutarlı yakın vadeli çıkarlar etrafında belirlenmiş. Türkiye’nin çıkarları uzun süredir Beşar Esad’ın geleceğinden bağımsız, onun yerine ABD’nin SDG ile ilişkisini kösteklemeye yönelik. Rusya bu hedefi gerçekleştirmek için başvurulacak bir araç. Buna karşılık ABD’nin öncelikleri ve politika hedefleri Türkiye’nin yok etmeye azmettiği bir aktörle çalışmayı gerektiriyor. Bu durum sürdürülebilir değil.

Türkiye ile PKK arasında bir ateşkes olmaksızın, Suriye’de daha geniş çaplı bir çatışma tehdidi varlığını koruyacak. ABD’nin uzun vadeli çıkarları olası çatışma kaynaklarını yumuşatmayı gerektiriyor.

Ankara’nın bu türden çabalara direneceği kesin, ancak Bu ABD’nin gelişmeleri kendi çıkarlarına uyumlu şekilde yönlendirmeye çalışmaması demek değil. Barış görüşmelerinin yeniden başlaması, ya da en azından PKK ile Türk hükümeti arasında Suriye’ye uzanan bir ateşkes Amerika’nın Türkiye’den somut talebi olmalı. Bu strateji, kuzeydoğu Suriye’deki istikrarsızlık kaynaklarıyla ciddi şekilde baş etmenin ve Kürt-Türk tırmanmasını engellemenin yegane yolu. Bu olmadıkça,  ABD çok taraflı bir iç savaşta gerilimleri idare etmek için kendi askerlerini canlı kalkan olarak kullanmaya devam edecek."