Acun Kürtleri ve rehine duygular

Kim ne derse desin artık Acun Kürtleri diye bir kavram var. Herkesin fenomen olmaya çalıştığı bir dünyada artık kimse Kant’ın numen tartışmalarına girmez oldu... Acun firarıyla başlayan Türkiye magazin tarihi son birkaç yıldır Var Mısın Yok Musun, Yetenek Sizsiniz,  O Ses Türkiye ve tabii Survivor ile kendisine gündem yaratmakta. Ama beni asıl ilgilendiren Survivor ve Acun’un diğer programlarındaki Kürtler... 

Bu iş ilk olarak Nihat Doğan ile başladı. Kendisi Muşlu ve nüfuzlu Badikan aşiretinden... Ne tesadüf onunla aynı aşiretten olan bana vakti zamanında Silvanlı bir seyda, “Badikanların çeyreği hırsız, öbür çeyreği arsız geri kalan yarısı ise âlim olur” demişti. Eski imam nikâhlı eşi Seda Sayan, yeri geldikçe onun Radikal gazetesi okuduğunu, namaz kıldığını anlatırdı. 

Nihat Doğan’ın okuduğu ezan, kıldığı namaz, dindarlığı ve dine dair yorumları pek çoğumuzun bildiği şeylerdenken onun AKP ile ilişkisi de hep “dindar Kürt” imgesi etrafında döndü. Kürt Açılımı ve Çözüm Süreci gibi Kürtlerin popüler olduğu dönemlerde Nihat Doğan ve Rojin gibi Kürtler de paralellik yakalayarak bir hayli popüler oldu. Fakat asıl zirve Survivor’da oldu... 

Yarış boyunca Doğan’ın performansı herkesi hayrete düşürdü. Orada yeri geldi ağlayarak ezanı özlediğini haykırdı, yeri geldi güç ve kuvvet isteyen oyunları kazanarak seyirciye adeta “Kürdün Gücü”nü gösterdi. Ve hatta finalistlerden biri oldu ancak hepimizin bildiği üzere halk oylamasında Derya Büyükuncu kendisini geride bıraktı. 

Doğan yarışma sonucunu "Ben Survivor birincisi oldum ama Derya SMS birincisi oldu.” diyerek yorumladı.  Sanki haklıydı çünki Nihat Doğan "sakal gibiydi kesildikçe daha gür çıkmaya başlardı.”  Bu yarışma programından sonra kendisine hatrı sayılır bir saygınlık gösterildi ve değerlendirmesi için çeşitli fırsatlar sağlandı misal Mondi reklamında boy göstermesi... 

Hatta Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin 2011’de tam kadro gittiği Somali yardım ekibinde Ajda Pekkan, Sertab Erener gibi sanatçılarla birlikte Nihat Doğan da yerini aldı. Yıllar sonra ikinci kez Survivor’a katıldı fakat bu defa ilk elenen isimlerden oldu.

Doğan o zamanlar neden yükseldi ve şimdi neden düştü? Evvela sesi güzeldi sonra iktidara paralel bir dünya görüşü vardı. Bu yüzden kanallar hiç çekinmeden programlarda onu ağırlamak istiyordu. Katıldığı programlarda veya sosyal mecrada sarf ettiği “afilli” cümleler Doğanizm adlı bir ‘felsefe’ olarak adlandırıldı.

Aslında Doğan o dönemde kendini belli eden ülke sosyolojisini oldukça iyi okudu. Laik kesime sert eleştirilerde bulundu. Sadece Doğan değil AKP iktidarına yakın bir tavır sergileyen pek çok Kürt de dindarlıklarıyla ve Kürtlükleriyle bu dönemi oldukça iyi okudular.
Ancak sosyal medya, kişiye sağladığı kendine has rahatlıkla zaman zaman ünlülerin başına belalar açıyor. 

Derken 2015 yılında Doğan da bundan nasibini aldı. Mersin’de katledilen ve cesedi yakılan Kürt asıllı Özgecan Aslan’a tüm Türkiye sahip çıkarken Doğan’ın attığı laiklik- mini etek temalı twitler büyük tepki topladı. Böylece Doğan’ın prestij düşüşü de başladı... 

Galatasaray kulüp üyeliğinden ihraç edildi. Doğan’ın Beyaz TV’de bir magazin programı sunmasıyla kendisine olan ilgi iyice düşmeye devam etti. Durumu fark eden Doğan sonrasında Özgecan’ın ailesinden özür diledi ve bu hareketi ile takdir topladı. Fakat Türkiye sosyolojisi hızla değişmişti. 

survivor

Kürt Açılımı’nın bittiği, Çözüm Süreci’nin dolaba kaldırıldığı, AKP ve MHP’nin el ele seçime girmeye çalıştığı, OHAL’in hüküm sürdüğü, milliyetçilik naralarının yükseldiği bu dönemde artık “dindar Kürt” imgesi o kadar da popüler bir husus değil. 

Ve bununla beraber onun Doğanizm ‘felsefesi’ de kimseyi tatmin edecek derinliği barındırmıyor. Elbette ki tüm bunlar Doğan’ın elenmesinde etkili oldu. Ancak şu da bir gerçek ki Doğan hem yarışmada hem yarışma sonrasında Kürtlüğünü hiçbir zaman saklamadı. Onun Kürt kimliği hiç kimse tarafından rehin alınamadı.

Rehine demişken… Boşuna bu kelimeyi kullanmadım. Maalesef Kürtlerin tarihi ve hayatları bu rehin kavramı etrafında dönüyor. Kâh Turan kâh Tiran kavimleri Kürtlere yönelik izledikleri siyasetin merkezine çoğu zaman bu kavramı, rehineliği koydular. Şafii mezhebinden olduğu için sürekli Hanefi mezhepli Melikşah tarafından aşağılanan Nizamülmülk, Selçuklu Sultanı’na bu rehine siyasetinden bahsederken direk Kürtlerin adını kullanır. Ne tesadüf! 

Nizamülmülk, Sultan’a Kürt emirlerinin ya kardeşlerinin ya da oğullarının 1000 neferle birlikte rehin alınması gerektiğini tavsiye eder. Tabii Selçuklu’da bahsi geçen bu durum sonrasında Osmanlı Sultanları ve İran Şahlarınca bir güzel hayata geçirildi. Misal Kanuni Sultan Süleyman Irakeyn Seferi’ni yaparken Erdalan/Şehrizor hakimi Bige Bey’in bağlılığıyla yetinmeyip oğlu Memun Beyi yanına rehin alır.

Bu rehine konusuna gelme sebebimiz nedir? Cevabımız Diyar-ı Acunistan Kürtlerinden Cumali’nin ‘Anadolu’ kavramı olabilir… Şüphesiz Survivor’a katılan Iğdırlı bir çoban olan Cumali Akgül, yarışmanın en çok konuşulan ismi oldu. 50 gün boyunca 1500 km yol yürüyerek Survivor’a katılmaya çalışan Cumali, Beyazıt Öztürk’ün ısrarlarıyla Acun tarafından yarışmaya alındı. Ve o günden sonra sürekli dertli ve mağdur bir dil kullandı. 

Kürtler yine ikisi de Cumali gibi Kürt olan Küçük Ceylan ve Küçük Emrah gibi “acıların çocuklarını” zar zor unutmuşken bu sefer aynı jargon Cumali’nin diliyle ortaya çıktı. Aslında bu mağdur ve ezilmiş imajlı Kürtler bir zamanlar Türkler tarafından seviliyordu. Hatta Cumali Türklerin gönlünü tam da buradan kazanmaya çalıştı. 

Misal Cumali ömrü boyunca hamburger yememiş. Ne kayıp! 5 TL’lik bir hamburgeri şimdiye dek yememek ayrı, edebiyatını yapmak apayrı bir dert oldu hepimiz için. Kızlarını yani “meleklerini” çok özlemiş ve dayanamıyormuş. 

O zaman sorarlar: avare gibi 50 gününü niye yollarda harcarsın arkadaş! Bugün nereden baksak en az on bin Kürdün cezaevinde olduğu ve çocuklarından ayrı olduğu bir coğrafyada Cumali’nin acısı elbette ki hepimizin yüreğini yaktı!

Survivor’da “acıya her daim kiracı” bedeniyle ve üzerinden hiç çıkarmadığı mağduriyet hırkasıyla yarışan Cumali hiç aksatmadan her yarışmanın sonunda “Anadolu” diye bağırdı. Ve hatta diğer yarışmacılara meydan okurken “Anadolu’nun da kendisinin arkasında” olduğunu söyledi.  

Yukarıdan anlaşılacağı üzere bu topraklarda Anadolu kavramı etrafında siyaset yapıp güç toplamaya çalışan sadece gariban Cumali değildir. Gözlemlediğim kadarıyla insanlar bazı kavramları örtmek için Anadolu cilasına başvuruyor. Peki, Cumali neden Anadolu diye bağırıyor? Neyi örtme gereği duyduğu için Anadolu kavramını kullanıyor?

Cemal Kafadar, Kendine Ait Bir Roma kitabında Diyar-ı Rum’un nasıl Anadolu kavramına evrildiğini anlatır. Türklerin Anadolu  kavramıyla kurdukları bağı ve ağı anlatırken kelimenin barındırdığı tınıya ve sıcaklığa da vurgu yapar. Grek kökenli olan bu kelimenin  tınısının ve sıcaklığının sadece Türklerin değil Türkçe konuşan Kürtlerin de bir kısmına cazip geldiği bir gerçek... 

Kafadar, kelimenin özellikle son yüzyılda popülerlik kazandığını, evvelindeki saray, şehir ve halk edebiyatında dahi bu kelimenin kullanılmadığını söyler. Hatta daha da özelde Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan’ın bu kelimeyi hiç kullanmadığını ifade eder.

Evet Karacaoğlan kullanmamış olabilir ama Survivor Cumali kullanıyordu ve hatta kazandığı yada SMS desteği istediği her alanda kullandı. Ve her defasında Anadolu kelimesine başvurarak aslında hem Türklerden hem de Kürtlerden SMS desteği alabilme gayesine tutundu. Bu bir nevi Şark Kurnazlığı! 

Zira Cumali Kürt olduğunu vurgulasaydı Türklerden yeterince SMS desteği alamayabilirdi.  Tersi şekilde memleket kavramına atıf yapmadan yarışmaya devam etmiş olsaydı bu sefer Kürtler Cumali’ye oy vermeyebilirdi… Cumali’nin kafasındaki Anadolu tasavvuru da tam da bu noktada tahminimce Kürtler ve Türklerin buluştuğu ortak bir paydada buluştuğu bir noktaya denk geliyor. Peki Cumali haksız mı?

Anadolu kavramının hemen hemen her zihinde ayrı bir tasavvuru tasvir ettiğini belirten tarihçi Cemal Kafadar, Azra Erhat- Halikarnas Balıkçısı’nın  Mavi Anadolusu’nun, Türkçü Necip Fazıl’ın Büyük Doğusu’nun, Kemal Tahir'in Kerim Devleti’nin de birer Anadolu tasavvuruna denk geldiğini yorumluyor. 

Birde Kürtlerin Anadolu tasavvuru var ki durum orada da en az Türklerinki kadar çeşite tabii… Mesela Ahmed Arif’in Anadolusu o kadar kadimdir ki “Nuh’a beşikler vermiştir ve Havva anamız daha dünkü çocuk sayılır” Şivan Perwer’inki ise “Anadolu Cumhuriyeti” olarak karşımıza çıkar. 

Dahası Nihat Doğan için Anadolu 1071’de Malazgirt’ten başlayıp ve Çanakkale’ye kadar giderken benim Anadolu tabirim ise anneminkiyle aynı: Sivas’ın batısından başlayıp İstanbul’un Anadolu yakasının da içinde olduğu ama Avrupa Yakası’nın dışarda kaldığı bir Anadolu...

Fakat burda konu biz değiliz. Konu Cumali’nin Anadolu’su… Cumali’ye göre Anadolu 81 ilden oluşuyor. Yani SMS’lerin gelebildiği her yer…

Bugüne dek Türkler Kürtlüğü perdelemek için bir sürü kavram kullandı: Doğulular, bölge insanı, Anadolu insanı, Müslüman kardeşlerimiz vs… Hatta Kürtlerin bir kısmı da Kürtlüğü perdelemek için bu kavramlara sığındı. “Biz Doğulular” diyenler veya “Biz Anadolu’danız” diyenler vs… 

Kabul edelim ki Kürtlüğü perdelemek isteyenlerin hevesleri kursaklarında kaldı. Aynı şekilde Cumali’nin de hevesi kursağında kaldı. O çok güvendiği Anadolu’dan oy istedi ama kendisine destek gelmedi. Kayyumlu Iğdır Belediyesi otobüs kaldırarak halktan anonsla Cumali’ye destek istemesine rağmen Anadolu halkı oralı olmadı. Cumali’nin ısrarla vurguladığı mağduriyeti ve Anadoluluğu, Türkleri ve Kürtleri SMS desteğine ikna edemedi.

Cumali elendi. Fakat içinde Ayet’el Kürsi yazılı muskasını daha doğrusu cevşenini götürüp Turabi’ye verdi. Yarışmanın başından beri Gönüllüler takımında bulunan Cumali ve Hakan canciğer olacak kadar samimiydi. Turabi ise yarışmanın başından beri Hakan’ı kendisine hedef olarak seçti. Fakat Gönüllüler takımındaki Cumali elenince, muskasını götürüp rakip takımdan Turabi’ye verip, “Beni korudu seni de korusun.” dedi. Cumali daha sonra bunun nedenini “ilk önce Turabi istedi, eğer ilk Hakan isteseydi ona verirdim.” şeklinde açıkladı. Şimdi inan buna inanabilirsen… 
 

survivvor

Cumali’den ayrı olarak ikinci kez Survivor’da yarışan Adem Kılıççı da Acun ile hayatımıza dahil oldu.  Ağrılı ve boksör... İlk kez katıldığı 2017 Survivor’ında Adem, Kürt kelimesini kullanmaktansa sürekli “Doğulu bir vatandaş” olduğuna vurgu yaptı. Yarışmada genel performansı düşüktü ama lafla peynir gemisini de oldukça güzel yürüttü. Karadeniz kızı Sabriye’yle olan ilişkileri herkesin kafasını karıştırdı. 

Çok yakın oldukları için sevgililik iması da yapıldı ama onlar ısrarla “kardeş” olduklarını söyledi. Ayrıca Turabi kadınlara ne kadar uzak ve mesafeli duruyorsa Adem kadınlara bir o kadar yakın oldu. (Kadın demişken Survivor’da yarışan hiçbir Kürt kadını göremedim. Bunu Kürtlerin ataerkilliğine mi verelim yoksa Acun’un seçimine mi bilmiyorum.)

Adem geçen yılki Survivor’da sürekli Doğulu olduğuna vurgu yaptı ama sonuç alamadı. Kazanamadı. Fakat geçen yıl yaptığı hatayı bu sene yapmıyor ve ne Doğu diyor ne de Anadolu. 

Meydanlarda sadece Acem olarak görünüyor. Zaten geçen yıl bol bol zikrettiği Doğu kelimesi ile Kürtlerden ve Türklerden SMS desteği alabilmek istiyordu. Fakat hem İsa’ya hem Musa’ya yaranmak kolay değildir. Sonra asa gibi ortada kalırsın. Kürtler de Türkler de bu siyasete ve çifte standarda oy vermiyor. Kanımca Adem bu sene bu siyasete girmediği için elenmedi ve halen yarışıyor.
 
Survivor dışındaki Acun programlarında da Kürtler yarışıyor. Emre Sertkaya ve Dodan, O Ses Türkiye’nin şampiyonları olarak karşımıza çıktı. Evvela Emre Sertkaya yarışa katıldığı ilk günden “Minnet Eylemem” parçasını söyleyerek hem sesini hem de karakterini ortaya koydu.

 Yarışma boyunca susup sadece şarkı söyledi. Hatta efendiliğinden kafasını bile kaldırmadı. Erkan Oğur, Ciwan Haco gibi şarkıcıların izinden gitmeye çalıştığını söyleyen Sertkaya, Kürtlüğü perdelemek için Anadolu yada Doğu kavramlarına da sığınmadı. Konserlerde Kürtçe-Türkçe şarkılar söylemeye devam etti ve SMS’lerle birinci oldu.

survivor

Dodan yarışmaya katıldığı ilk gün yeteneği ve sesiyle herkesi büyüledi. Hadise’yi seçti ve onunla devam ederek yarışmanın birincisi oldu. Ancak asıl kıyamet Kürt mahallesinde koptu. Yarışmada “Neden Kürtçe söylemiyor?” diyen yığınla Kürt, Dodan’a Kürtçe şarkı söylemesi gerektiğini salık verdi. 

Ve sadece halk değil eleştirmenler de bu konu ile ilgilendi. Ali Duran Topuz gibileri Dodan’ın bu yarışmaya katılmaması gerektiğini söylerken Naim Dilmener gibi müzik eleştirmenleri ise Dodan’ın mevcut koşullarda en iyisini yaptığını vurguladılar. Bana kalırsa da en iyisini yaptı çünkü o gerçekten en iyisiydi.

Neticeye gelirsek, Kürtler bu yarışmalarda neden olduğundan farklı davranmak zorunda kalıyor? Sorunun cevabını ise Michel Foucault hakikat ve itiraf konusundan bahsederken veriyor: “Hakikat yalnızca itiraf yoluyla kendisini olduğu gibi gün ışığına çıkaracağı düşünülen öznede değildir. İkili oynar o: konuşma mevcuttur ama tamamlanmamış bir biçimdedir; kendini görmez ancak dinleyende tamamlanır.”

Bu yarışmalar da sadece yarışmacılarda tamamlanmıyor; seyircide tamamlanıyor. Çünkü bir yarışmacı olarak SMS durumuna tabii olmak bu gibi halk desteği gerçeğinin su götürmediği yarışmalarda pek çok kişiyi olduğundan farklı olmaya zorluyor.

Kaynakça: 

1 Nizamülmülk (2017), Siyasetname, Çev. Mehmet Taha Ayar s. 145.
2 Fasih Dinç (2017) “Osmanlı-İran Sınır Boyunda Sadakat Sağlama Biçimi Olarak Rehine Siyaseti” Osmanlı Devleti ve Kürtler içinde, İbrahim Özcoşar, Sahab Vali. (2017) Kitap Yayınevi s. 102.
3 Cemal Kafadar (2017), Kendine Ait Bir Roma, Metis Yayınları, s. 112-121.
4 Cemal Kafadar (2017), Kendine Ait Bir Roma, Metis Yayınları, s. 135.
5 Michel Foucault (2017), Cinselliğin Tarihi, Ayrıntı Yayınları, Çev. Hülya Uğur Tanöver, s. 53.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.