Tem 12 2018

Adnan Oktar'dan kaçan eski üyeler anlattı

Kamuoyunda 'Adnan Hoca' olarak bilinen, İslami bir grup olduğunu iddia eden ancak yaşam tarzıyla hayli tartışmalı bir profil çizen Adnan Oktar'ın 11 Temmuz Çarşamba günü gözaltına alınmasının ardından, destekçilerine yönelik kapsamlı operasyonlar da devam ediyor.

Ülke genelinde dört ilde ve 120 adreste yapılan baskınlar sonucu çok sayıda kadın ve erkek gözaltına alınırken, bu halkaya son olarak Kandilli'de lüks bir villaya gerçekleştirilen baskın da eklendi. 13 erkeğin de gözaltına alındığı villanın 100 odası bulunuyor. Böylece aynı villada kalan ve Oktar'a bağlı bulunan toplam 22 kişi gözaltına alınmış oldu.

Operasyon sırasında iki kişinin polise silahla ateş ettiği ve şarjörlerinin boşalmasının ardından gözaltına alındıkları da gelen bilgiler arasında.

Şu ana kadarki operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 181 olurken, 54 kişinin yakalanması çalışmaları da sürüyor.

Gruba, tehdit, şantaj, çocuk istismarı, vergi kaçakçılığı gibi çok sayıda suçlama yöneltiliyor.

Kısa bir süre öncesine kadar Oktar'ın yanında yer alan ve televizyonlarda sık sık görünen, 'kedicik' olarak tabir edilen kadınlardan Ceylan Özgül ve Ümit Kuruca, grup hakkında medyaya önemli açıklamalarda bulundu. 

Sözcü Gazetesi'nde yer alan habere göre, Özgül örgüte 2006 yılında dahil olduğunu zamanla örgütün evrim geçirdiğini söyledi. Gruba dahil olduğu yıllarda televizyonları olmadığını, şimdiki gibi kıyafet, görüntü ve dansların olmadığını ifade eden Özgül, "Benim dahil olduğum zaman Harun Yahya ismiyle çıkartılan kitaplar, konferanslar gibi faaliyetler vardı. Bu faaliyetlerin faydalı olduğunu düşündüğüm için, bu şekilde beni kandırdılar" diye konuştu.

Özgül, yaşadıkları ile ilgili şunları anlattı:

"Örgüt içinde ‘hücre’ sistemi vardı. Herkes her şeyi bilmez” diyen Özgül, “Zaman içerisinde öğrenirsiniz bilgileri. Vakit geçirmeniz gerekir. Siz sadece kendi hücrenizde yapılan şeyleri öğrenirsiniz. Bana son zamanlarda bazı mahrem bilgiler açılmaya başlandı. Bunlardan bazıları da Türkiye aleyhine yapılan faaliyetlerdi.

Bu bilgileri öğrendiğim 2013’te kaçma girişimim oldu. Fakat başarısız oldum. Çünkü benim bulunduğum hücrede kadınlar hapis hayatı yaşarlardı. Doktora bile yanınızda birisi olmadan gidemezdiniz. Yanınızda gardiyanlar vardır. Doktor sizi kabinde muayene ederken bile yanınızdadırlar. Doktora gideceğim diye hastaneden randevu alıp, kaçmayı denedim. Fakat yakalandım. 2017’ye kadar baskı altında kaldım. 2017’de kaçtım."

Örgüt içinde Türkiye aleyhine faaliyetler yürütüldüğünü savunan Özgül, "Amerika’daki çok fazla sayıda düşünce kuruluşuna Türkiye hakkında verilmesi sakıncalı olan bilgiler veriliyordu. Kaçmadan önce Adnan Oktar’la bu konuyla alakalı kavga etmiştim. Bana, ‘her şeyi sorgulama. Sana denileni yap’ demişti. Ben örgüt içinde yer alan hücrelerden ‘Bacılar’ grubundaydım. Dışarıdan gelen bir kadının ‘Bacılar’ grubuna sıfırdan girmesi çok nadir olan bir şeydi. Yeni gelenler genel olarak ‘Kız kardeşler’ grubuna dahil oluyorlardı. Yeni gelenler eskilerin yanına çok fazla dahil olmuyorlar. Yeni dahil olanlar erkek arkadaş sistemi ile dahil olmaya başladılar. Burada haremlik, selamlık bir yapı söz konusuydu" açıklamalarında bulundu.

Küçük yaştaki kız çocuklarının taciz edildiğini kaydeden Özgül, kaçtıktan sonra tehdit aldığını, bu nedenle Oktar'a karşı mahkemeden uzaklaştırma kararı çıkardığını aktardı. 

Gruptan ayrıldıktan sonra yaşadıklarını ise, Özgül şu sözlerle dile getirdi:

"Oktar’ın etrafında sadece silahlı kişiler dolaşıyor. Benim bulunduğum yerlere geldiği için ve bu tip tehditleri olduğu için yargıya başvurdum. Bunun üzerine örgütün bana karşı saldırıları, iftiraları ve itibarsızlaştırma çalışmaları çok daha fazla arttı. Örgütün en çok iç acıtan yaptığı suçlardan bir tanesi; 7, 10, 14, 17 yaşında taciz edilen kızlar vardı. Bunların arasında müşteki olanlar da var. Hiç azımsanmayacak sayıda değiller. Benim gördüğüm kadarıyla bu tacize uğrayanların müşteki sıfatıyla davaya dahil olmasının ardından süreç çok daha hızla hareket etti. Biz gittik yetkililere her şeyi anlattık. Arka planda neler olduğunu bilmiyorduk."

Yine grup içerisinde uzun yıllar kalanlardan ve daha sonra ayrılanlardan Ümit Kuruca ise, hücre sistemi içinde yaşadıklarını ve Oktar'a yakın olmasına rağmen olup bitenlerle ilgili bilmediği çok sayıda şey olduğunu söyledi.

Reşit olmayan küçük kızların örgüte alındığını bildiğini söyleyen Kuruca, sayının düşündüğünden daha fazla olduğunu belirtti.

Grubun finans kaynağı ile ilgiliyse Kuruca şunları söyledi:

"Örgüt içinde erkekler kısmında bölüm bölüm herkesin faaliyet yaptığı alanlar vardı. Kimisi yurt dışı bağlantılarını kurardı. Örgüte İsrail ve Pentagon tarafından yüklü miktarda paralar gelirdi. Kimi zaman hediye kisvesi altında çok pahalı hediyeler gelirdi.

Yurt dışından örgüte karşı yüklü miktarda finans sağlanıyordu. Televizyona sürekli İsrail ve Amerika’dan misafirler gelip, programlara çıkıyordu. Bunların arka planında o kişilerin para karşılığında fikirlerini ülkemizde anlatması yatıyordu."

Adnan Oktar’ın başkanlık sistemine tamamen karşı olduğunu belirten Kuruca, “Başkanlık sistemini Abdullah Öcalan’ın desteklediğini, çok yanlış olacağı şeklinde devlet büyüklerimize aba altından sopa göstererek, yıllarca faaliyette bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı özelde eleştiriyordu. Birçok devlet büyüğünü özelde eleştiriyordu. Özel sohbetleri ve televizyondaki açıklamaları tamamen terstir. Bir anda gelişen bir şey olmadı. Çünkü oraya yıllarınızı veriyorsunuz. Oradaki arkadaşlarınızı seviyorsunuz. Allah adıyla kandırıldığımız için bazı şeyleri algılayamadık. Yaşımız çok küçüktü. Ben örgüte girdiğimde 18 yaşındaydım.  Birçok şeyi zamanla daha iyi anlayabildim. Biz bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.