Atatürk milliyetçiliği, siyasal İslam’a panzehir olabilir mi?

Hayır, hiçbir Müslüman ülkede emsali olmayan “Ezan Türkçe (yerel dilde) okunsun” tartışmasından bahsetmiyorum.

Ekmek için Ekmeleddin gibi fiyaskolarla sonuçlanan ve anlaşılan o ki hâlâ vazgeçilmeyen “sağ tabandan oy almak için makul sağcı aday bulalım” stratejisinden de bahsetmiyorum.

Ne imam hatiplerin kapatılması, ne camilerin ahır olması, ne İnönü dönemi icraatları ne İstiklal Mahkemeleri yargılamaları...

Mevzu etmeye çalıştığım, artık Kemalistler tarafından da çok savunulamayan yarı gerçek yarı abartı “hatalar” dizisi değil.

Erdoğan’ın toplumu manipüle etmek için ısıtıp ısıtıp önümüze koyduğu yorgun konularla zaman kaybetmemekte hemfikiriz.

“Pozitif değerler ile her birimizi karanlıktan aydınlığa kavuşturacağını umduğumuz, bilimi öncü sayan, çağdaş, yüzü batıya dönük, devrimcilik ilkesi ile yoğrulmuş, laiklik ile taçlanmış, kadından, çocuktan, ötekiden yana olan” Kemalizm’den bahsediyorum.

Yakın tarihçenin deneyimlerinden azade, “Gerçek Kemalizm bu değil” savının ön kabulü ile soruyorum:

Kemalizm, bugün, hâlâ, siyasal İslam’a panzehir olabilir mi?

Atatürk milliyetçiliği, bugün bizleri özgürleştirebilir mi?

Siyasal İslamcının beslendiği vandalizm soslu, tek tipçi, herkesi düşman gören, militan öğreti karşısında Kemalist bakışın, bugün, farklı nasıl bir yaşam önerisi olabilir?

Siyasal İslamcının dünyadan izole, ilkel ve içi boş holigan davranış biçimi karşısında nasıl bir kimlik formu tasarlanmıştır?

Kemalizm’in ilerici bakışı, hangi estetik motivasyonlarla siyasal İslamcıdan ayrışmaktadır?

Medeni dünyadaki ilerici, sol partilerin muhafazakârlarla aralarındaki fark elle tutulacak kadar nettir.

Peki, ülkemizdeki siyasal İslamcılarla Kemalistlerin farkları başlıca hangi konulardadır?

Türkiye Devleti’nin Ermeni Soykırımı ve diğer katliamlardaki suçu konusunda Osmanlı Ocakları’ndaki bir genç ile koyu Atatürkçü bir genç arasında ne fark bulabiliriz?

Peki ya gasp edilen azınlık vakıf mülkleri hakkında, Heybeli Ruhban Okulu hakkında?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Afrin’in işgali meselesinde nerede ayrılıyorlar?

Kürtler, yıllardır bu kadar ağır zulüm görürken, Kürt sorununa bakışta, o iki gencin ideolojik farkı var mıdır?

Roboski, Cizre, Sur, Lice, yıkılmış kentler...

Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, İdris Baluken, tutsak siyasiler...

İslamcılarla milliyetçilerin, kötülükleri sahiplenme yarışında, aralarındaki farkın soğan zarı kadar olduğu ispatlayabilecek onlarca örnek...

Biri “gerici” biri “ilerici” olan bu iki genci aynı tabanda buluşturan ortak fikir en temelinde benzerlikleridir. Resmi tarihin kan damlayan sosundan aynı iştahla beslenmişlerdir. Daha Türk olmak ile daha Müslüman olmak arasındaki bu rekabetten “batılı, özgürlükçü, adil” bir düzen çıkabilir mi gerçekten?

Bazen daha fazla Türk olmak, sistemini Türk-İslam sentezinin en gaddar değerleriyle perçinlemiş otoriter bir lidere muhalefet etmek mi oluyor yani?

Kötülük çeken bir mıknatıs gibi, memleketteki tüm uğursuzu, mafyayı, çeteyi, faşisti, katili kendine kadro yazmış Erdoğan’a karşı buluşabileceğimiz tek ortak zemin demode, ilkel bir milliyetçilik mi yani?

Bu işe yarar mı gerçekten?

Erdoğan’dan daha sağcı olunabilir mi?

Türk sağcılığı, Türk milliyetçiliği, siyasal İslam’ı durdurur mu yoksa güçlendirir mi?

Meral Akşener’in, Kılıçdaroğlu’nun her birimize “Türk” demesi, her sabah buna yemin ettirmeye özlem duyması, yani eski militarist takıntıları, zaten bunun katmerlisini ve son modelini kurmaya hazırlanan Erdoğan’a sıkıntı mı olur yani?

Bu sisteme itiraz için daha çok esas duruşta genç, daha çok Vatan Millet Sakarya, daha çok 10. Yıl Marşı, daha çok kalpaklı Atatürk portresine ihtiyaç duymak patetik bir hastalığın tekrarından başka ne olabilir?

“Yedi düşman komşu ülke” ile çevrildiğimizi, “Türk olmanın asilliği ile tarih boyunca her konuda haklı olduğumuzu”, “kâfirlerin bizden korktuğunu”, “dünyaya bedel yüksek milletimizin meziyetlerini” falan Erdoğan’dan daha iyi anlatmaya çalışarak “ilerici aydın” olmaya devam etmek isteyenlerin sıkıntısını anlıyorum.

Başka bir şey bilmiyorlar çünkü. Bizlere önerecekleri daha iyi bir fikirleri yok. Yeni bir sözleri yok. 100 yıldır tembellik etmişler. Düşünmemişler. “Ülkeyi yeniden kurmak gerekirse halkımıza ne önereceğiz” kaygısı gütmemişler.

Zoraki fikirlerinin ömrünün ebedi olacağını zannetmişler.

Aynı şimdilerde Erdoğan’ın yaptığı gibi yani...

Çağdışı kalmışlar.

En az Erdoğan kadar çağ dışılar.

Erdoğan bir şekilde hayatımızdan çıkacak bir gün.

Peki, o zaman ülkemiz için en iyi fikrimiz ne olacak?                

Yeni şeyler söylemek cancağızım, vakit varken yeni şeyler söylemek lazım.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.