Murat Aksoy
Eki 20 2019

Ateşkesten sonra gelen sorular

9 Ekim’de başlayan sınır operasyon beklenenden çok hızlı biçimde sona erdi ya da beş günlük ara verildi. Adına ne dersek diyelim, bu ateşkes anlaşması üzerinde hala bir sürü soru işareti var. 

Bu anlaşmayla herkes “kazandım” diyor. Gerçek kazanan, kaybeden kim/ler?

Çünkü herkes kazandığını iddia ediyor. Kazanmadığını açıklamayan bir güç var ki, sanırım esas kazanan o; Rusya dolayısıyla Esat. 

Şu soru hala cevabını arıyor; ABD bölgeden çekilmek istiyordu ve çekildi. Peki, neden Türkiye’yi ateşkese zorladı?

Dahası ne oldu da Erdoğan, hedeflere ulaşmadan ve anlaşmadan daha 24 saat öncesine kadar “ateşkes olmayacak” derken, bu ateşkese razı oldu?

Bunun sırrı, ABD heyetinin Türkiye’ye gelmesinden önce yaşanan peş peşe ilginç gelişmelerde. 

Trump’ın Erdoğan’a 9 Ekim’de yolladığı ve ne siyasi ne de diplomatik nezakete sığmayacak mektubu ortaya çıktı. İki yıldır sümen altı edilen Halkbank iddianamesi ortaya çıktı. Diğer yandan daha önce bahsedilen Türkiye’ye yönelik yaptırımlar açıkladı ve bunun devamının geleceği iddia edildi. Nitekim ateşkes kararının açıklandığı saatlerde Erdoğan ve ailesinin mal varlığının araştırılması dahil yeni kararlar alındı. 

ABD’de bunlar olurken aynı günlerde sahada, ABD’nin çekildiği bölgeler olan Kobani ve Menbiç’e Kürtlerin siyaseten uzlaştığı Suriye ordusu girdi. Yani sınır ötesi operasyon devam etseydi karşımıza Rusya destekli Suriye ordusu çıkacaktı. 

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence arasındaki görüşme, bu şartlar altında gerçekleşti. 

Gerek ikili görüşmede gerek ardından yapılan heyetler arası görüşmelerde varılan anlaşma esas olarak, Suriye’de tarafların siyaseten değil ama yeni ittifak ve çıkarlar için “zaman” kazanmasından başka bir şey değil. Nihayetinde Suriye düğümü hala çözülmüş değil.  

Kabul edelim ki, bu anlaşmanın sahada kazananı Esad ve onu destekleyen Rusya oldu. Neredeyse hiç risk almadan, bedel ödemeden Suriye’deki iktidar alanının genişlettiler. Dahası Rusya, Kürtlerle var olan ilişkisini daha da sağlamlaştırmış oldu. 

ABD, sahada zaten uzun süredir çekilmek istiyordu. Çekilmenin bu şart ve koşullardan olmasının siyasal faturasının görünen o ki, yaptırımlarla Erdoğan yönetimi ve Türkiye’ye kesiyorlar. 

Bu sürecin bir başka önemli noktası da; gerek Rusya’nın gerek ABD ve Batılı ülkelerin Erdoğan’ı uyardıkları konunun IŞİD tehdidi olmasıdır. Bu uyarının siyaseten anlamını, uyarıyı yapanların bizden daha çok bildiklerine şüphe yok. 

***

Bu operasyon ile birlikte Suriye’de, bundan sonra Türkiye’nin askeri olarak müdahale imkanı sona ermiş görünüyor. Ama bu, Suriye’de düğümün çözüldüğü anlamına gelmiyor. Öyle görünüyor ki, Suriye’yi bir süre daha bu çözümsüz hal devam edecek. Çünkü Suriye’de çözüm, burada vekalet savaşı sürdüren ülkelerin başka bölgelerdeki mücadelesine de bağlı görünmektedir. 

Bu yüzden somut olayda, sınır ötesinin Erdoğan iktidarı için tehlike olmasını ortadan kaldırmanın yolu içeride Kürt sorununun demokratik çözümüdür. 

Bunun dışında her yol, sorunu daha da kangren haline getirecektir. 

Bir başka soru da; “Operasyonun sona ermesinin iç politikaya etkisinin ne?” olacağıdır. 

Bir önceki “Millet İttifakı şimdilik derin dondurucuda” başlıklı yazım şöyle bitiyordu; “Ama konuştuğum muhalefet partisi yetkilileri şu konuda mutabık; 'Sınır ötesi operasyon sürdükçe, Türkiye’nin gerçek sorunlarını konuşmak zor. Ama bu sorunlar konuşulmadığı için ortadan kalkmayacak, sadece daha da ağırlaşacak. Muhalefet olarak biz, bu sorunları gündeme taşımaya devam edeceğiz. Millet İttifakı bozulmadı ama şimdilik derin dondurucuya kaldırıldı' diyorlar.”

Operasyonun bitmesinden sonra, muhalefet partileri tıpkı ateşkes gibi beklenenden hızlı biçimde eski eleştirel pozisyonlarına geri döndüler. 

Her ne kadar Trump’un mektubu ve ABD kaynaklı yaptırımlar, içeride “birlik ve beraberlik” hamasetini biraz daha diri tutmaya devam etse de, muhalefet özellikle “neden bir anda ateşkese zorunlu kalındığını, ateşkesin bir Halkbank dosyasıyla ilgili şantajla mı gerçekleştirildiğini, ateşkesin Türkiye’ye kazandırıp, kazandırmadığı” gibi konularda iktidara sert eleştiriler hazırlıyorlar. Salı grup toplantılarında bunları açık biçimde göreceğiz. 

Nitekim operasyon sonrası konuştuğumuz CHP üst düzey yetkilisi, “Operasyon Türkiye’nin güvenliği değil siyasi iktidarın siyasi ömrünü uzatmak içindi. Operasyon Türkiye’nin içinde bulunduğu başta ekonomi olmak üzere temel hak ve özgürlükler, yargı, basın ve ifade özgürlüğü, dışı politikadaki sıkışmayı ortadan kaldırmıyor, sadece onları tartışmamızı öteliyordu. Ama operasyon bitti, artık Türkiye gerçeklerine döneceğiz. Ve bu gerçekler siyasi iktidarın anlattığı gibi değil. Dahası bu operasyonun başlaması gibi bitmesinin arkasındaki gerçeklerin nedenlerini da araştırıyoruz. Operasyonu durduran nedeni bilmiyoruz ama bir şey olduğunu biliyoruz. diyor. 

Sadece muhalefet değil harekete geçen. Sınır ötesi operasyonu ile birlikte kurulması siyaseten riske girer, bu yüzden kuruluşları bir süre ertelenebilir diye yorum yaptığımız Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu hareketlerinden özellikle Davutoğlu’nun AK Parti’ye yönelik sert eleştirilere hemen başladığını gördük. 

Davutoğlu gibi Ali Babacan ekibinin de ara verdiği parti kurma çalışmalarına döndüğü artık sır değil Ankara’da. 

Özetle, siyasi iktidarın sınır ötesi operasyon ile beklediği konjonktürel yükseliş, ateşkes ile sınırlı kaldı. Erdoğan’ın Kayseri konuşmasında anlatılan başarının gerçekliğini ise önümüzdeki aylarda göreceğiz. 

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.