Bahçeli, ABD konusunda Erdoğan'a güvenmiyor ki geziye bir müfettiş koydu

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan köşeye sıkıştığı an yol arkadaşlarını satıp yeni ortaklarla yola devam etmekte hüner sahibi. Bu şöhretini en iyi bilenlerden biri de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli veya onun iplerini elinde tutanlar.

Bahçeli ekibi, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO’nun Türkiye’yi bölme planı olduğuna bunun için Kürtleri desteklediğine yürekten inanıyor. Tıpkı CHP’nin “ulusalcı” kanadı gibi.  Bu plan doğrultusunda önce Gülen Cemaati’nin, şimdi de Kürtlerin kullanıldığını düşünen bu kadroyu aynı merkez yönetiyor. Bir türlü tezkere alamıyor.

Kürt meselesinin toplumsal bir gerçeklik, şiddeti aşan bir halklar sorunu olduğunu görmezden geliyor ve sorunun sadece askeri yöntemler, baskı ve zulümle çözümlenmesi konusuna odaklanıyor. 100 yıl önce işlenmiş bir insanlık suçunun boynunda ağır bir yafta olarak durduğu gerçeğini görmezden geliyor.

İktidarının ilk döneminde Kürt meselesini demokratik yollarla çözme konusunda samimi görünen Erdoğan, 17-25 Aralık Skandalı’nın ardından ortak değiştirip ulusalcı kesimle ittifaka girince tamamen şiddet yoluyla çözüm moduna döndü. Sonuç, Kürtlere nefes alacakları bir alan bırakılmaması noktasına geldi. 

Erdoğan, Amerika ziyaretinde de Ermeni Soykırımı ve Kürt meselesi üzerinde durdu ağırlıkla. Ziyaret gününün “Azil Soruşturması”nın resmen başladığı güne denk gelmesi Beyaz Ev ziyaretini spot ışıkları altına getirdi, bu sayede Amerikan kamuoyuna mesajlarını verebildi.

Ancak Amerikan kamuoyu da tıpkı Türkiye gibi bir konuya odaklanma süresi hızla değişen bir toplum. Erdoğan döndü ve Türkiye ile ilgilenen siyasiler, bürokratlar ve akademisyenler dışındaki çevrede Türkiye konusu kapandı. Şimdi tek konu Trump’ın azil davası…

Ama demokratik hukuk devletlerinde çarklar başkanların gönlünce işlemiyor. Halkbank davası yargıda, S-400 konusu askeri ve sivil bürokraside kendi yolunda ilerliyor. Amerika’nın trilyonluk bir yeni nesil uçak projesini Erdoğan’ı mutlu etmek için riske atacağını ve herhangi bir şekilde S-400 ve F-35 projelerinin bir arada var olmasını kabulleneceğini düşünmek saflık ötesi bir şey. 

Türkiye çok uzak olmayan bir zamanda seçimi yapmak zorunda ve sonunu göremeden girdiği Suriye macerasında kendisini oturttuğu konum nedeniyle bu seçiminin bir bedeli olacak. Hem de çok ağır bir bedeli. Erdoğan artık hem Washington’ı, hem de Moskova’yı aynı anda memnun edecek noktayı geçti.

Belli ki MHP ve CHP ulusalcılarını yöneten kadrolar bu noktada endişeye kapılmış. Erdoğan’ın böyle bir kritik noktada Rusya’dan vazgeçip Washington’a dönebileceği hissine sahip olmuş ve Türkiye resmi heyetine kural ve geleneklere aykırı biçimde MHP’den bir müfettiş koymuş. Trump’la yapılan heyetler arası görüşmede MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Faruk Aksu’nun da yer alması başka hiçbir gerekçeyle izah edilemez.

Erdoğan’ı Putin’e yönlendiren kadro, kendisi ve ailesi üzerindeki malvarlığı soruşturmasının AKP Genel Başkanı’nı ne kadar tedirgin ettiğini görüyor olmalı. Erdoğan, S-400 meselesini bir şekilde çözemezse sadece CAATSA yaptırımlarına maruz kalma riskini taşımıyor. Temsilciler Meclisi’nden geçen ve Senato gündemine giren kendisi ve ailesinin servetinin Amerikan Hazine, Dışişleri Bakanlığı ve istihbarat servisleri tarafından soruşturulması tehdidiyle de yüz yüze.

Beyaz Ev’de senatörlerle yaptığı görüşmede Trump’ın tek başına Amerikan dış politikasını yönetmediği ve yasamanın etkin bir rol oynadığını bizzat deneyimleyerek anladı. Malvarlığı soruşturmasını engellemesinin tek yolu Washington’la anlaşmak.

Bu nedenle Trump’ı ziyaretinde yanına bir devlet müfettişi konuldu, şu anki ortaklarının belirlediği çizginin dışına çıkmaması garanti altına alındı. Ama zaman Erdoğan’ın aleyhine işliyor. Her geçen gün üzerindeki baskı artıyor. Tercih günü çok yakın, bütün ağır sonuçlarıyla...


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.