Berlin: Kayıp filmler repertuarı  

69. Berlin Film Festivali’nin ana ödülleri yarın akşam sahiplerini bulacak. Festival, diğer bölümlerinde her zamanki zenginlik ve çeşitliliği sundu, ama son yirmi yılın en sönük Altın Ayı yarışına tanık olduk. Kitlelerin üzerinde birleştiği ya da sevenlerle sevmeyenlerin hararetle tartıştığı iki film ya çıktı ya çıkmadı!

Danimarkalı yönetmen Lone Scherfig’in geniş kitleye hitap eden romantik filmi The Kindness of Strangers (Yabancıların Şefkati) ile başlayan yarışma filmi Wang Xiaoshuai’nin ülkesinin yakın tarihine dair epiklerinden birine daha imza attığı Di Jiu Tian Chang (Elveda Oğlum) ile sona erdi.

Her iki yönetmen de filmografilerinde görmeye alışkın olduğumuz filmlerden birer örnek verdi. Scherfig, insan ilişkilerine odaklı, mizah içeren ve Amerikan sinemasının ‘New York’ta aşk başkadır’ alttürüne dâhil edilebilecek bir filmle 69. Berlinale’yi açtı.

Wang ise sadece tek çocuk sahibi olmaya izin veren doğum kontrol yasasının geçerli olduğu Çin’de oğullarını kaybeden bir çiftin ve yakınlarının yaşadıklarını çeyrek yüzyıla yayılan bir öyküde anlatıyor.

İki filmin arasında hemen her türden ve tarzdan film izledik, ama çoğunda, formdaki yenilik çabalarının içerikteki cesaretin ardında kaldığı filmlerle karşılaştık.

Bazı eleştirmenlerin pek rağbet ettiği Wang Quanan’ın yeni filmi Öndög ve Nadav Lapid’in Synonymes (Eşanlamlılar) bence oldukça zayıf ve özendikleri sinemanın gerisinde kalan filmlerdi. Angela Shalenec’in Ich war zu hause, aber (Evdeydim, ama) ise sinemaseverlerin sabrını zorlayacak kadar sinema-karşıtı idi…
 
Benni ve Petrunya

Nina Fingscheidt’ın Systemsprenger (Sistem Çökerten) ve Teona Strugar Mitevska’nın Gospod postoi, imeto i' e Petrunija (Tanrı Var, Adı Petrunya) benim nazarımda açık ara festivalin en iyi yapımları. Bu kadar geniş bir yelpazeye yayılan ama sinemaseverleri ferahlatmayan bir seçkinin taze yaprakları.

Her ikisi de son derece iyi düşünülmüş, iyi yapılmış ve içerikleriyle yeni bir perspektif getiren filmler. Onları Marie Kreutzer’in Der Boden Unter Den Füssen’i (Ayağımın Altındaki Yer), Denis Cotê’nin Répertoire des villes disparues (Kayıp Şehirler Repertuarı) ve Wang Xiaoshuai’nin Di Jiu Tian Chang (Elveda Oğlum) izliyor. Emin Alper’in Kız Kardeşler’inin de kalburüstü filmlerden olduğunun altını çizeyim.

Çok küçükken filmde tam olarak açıklanmayan ama babası ya da annesinin erkek arkadaşı olduğu ima edilen birinin istismarına uğrayarak travma geçiren Benni ile üniversiteden tarih derecesiyle mezun olduğu halde iş bulamayan, öz annesi dahil etrafındakiler tarafından şişman olduğu için aşağılanan Petrunya’nın öyküleri boşuna 69. Berlinale’deki favorilerim değil. Systemsprenger yürek söken bir drama, Gospod postoi, imeto i' e Petrunija isyankâr bir hiciv. Her ikisi de içinde yaşadığımız uygarlığın aslında barbarlığın zor zar bastırılmasından farklı bir şey olmadığını görüp ona tepki gösteren iki kahraman!

Onları belirli bir kalıba sokmaya çalışan erkek sistemle (devlet ve kilise) ve onların esiri olan anneleriyle sorunları, duygusal patlamalarının altında yatan sebepler, aradıkları kurtarıcı modelleri ve bu modellerin da ayrıca marazi olması, hatta kendilerine konan azize isimleriyle kurdukları farklı ilişkilere varıncaya dek analiz etmesi ilginç filmler.
 
Eşanlamlısı: Özenti
 
Fallus aşkı Berlinale’ye bu yıl da sirayet etti. Geçen yıl 'fallus yoksa haz yok, sorun çok’ temalı Dokunma Bana’nın Altın Ayı almasının ardından bu yıl da ‘fallusuna hayran olduğum’ kahramanlı Synonymes (Eşanlamlılar) Altın Ayı alırsa koparılan bütün o eşitlik tantanasının yine boşa gitmesine tanık olacağız. Çıplakken de moda ikonu gibi giyinmişken de arzu nesnesi olarak kullanılan bir kahramana sahip Eşanlamlılar.
 
Biraz Godard’ın Pierrot le Fou biraz Bertolucci’nin Düşler, Tutkular ve Suçlar filmlerine özenen bu film beyazperdeye yansıtılarak çözülmeye çalışılan bir iç çelişkiler yumağı samimiyeti altında ince hesaplanmış bir ödül avcısı.

İsrail karşıtı gibi görünmesine, ülkesine hakaretler yağdırmasına rağmen sadece ülkenin bugününü ve zorunlu askerliği eleştiren, bir de sınırlar kalksın diye meseleyi enternasyonalleştiren bir film. Hicvettiği değerler arasında Fransa’nın şovenizmi kadar laisizminin de bulunması oldukça münasebetsiz… Pierrot zıt anlamlıları okuyorsa bir sebebi var!

Ayağı yere basan klasiklere bir bakalım: ’90’lı yılların ortasından itibaren yaptığı filmlerle Cannes, Venedik ve Berlin dâhil uluslararası festivallerde birçok önemli ödül kazanan, Wang Xiaoshuai yine iddialı ve etkileyici bir filmle çıktı izleyici karşısına.

Melodram oluşu ve yönetmenin sinemasında bir yenilik içermemesi nedeniyle büyük bir heyecan yaratmasa da yapbozun parçalarını yerine oturtur gibi kurguladığı, ustalıklı mizansen sayesinde zamanda geriye dönüş ve ileri gidişlerin mükemmel bağlandığı Di Jiu Tian Chang ‘doğuştan klasik’ bir film. Evlat acısını, vicdan azabını, aile ve dostluk bağlarını Latin kadim sözü ‘tempora mutantur, nos et mutamur in illis / Zaman değişir, biz de zaman içinde değişiriz’in somutlaşmış halini andıran bir fonda anlatıyor.

Agniezska Holland, 2. Dünya Savaşı öncesi Ukrayna’ya giderek Stalin’in gizli tuttuğu kıtlığı gözleriyle gören ve George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ne esin veren Lloyd George’un uluslararası ilişkiler danışmanı genç gazetecinin öyküsünü anlattığı ve dönemin yabancı basınının Moskova’daki dekadansını sergilediği Mr. Jones konjonktüre uygun bir film. Bugünkü Rusya - Ukrayna çatışmasının ardında yatan nedeni ve hala ceremesini çektiğimiz medya yozlaşmasını geniş kitleye hitap eden, son derece özenli ve ustalıklı bir filme aktarabilmiş.

Isabel Coixet’nin Elisa y Marcela’da (Elisa ve Marcela) tarihte bilinen ilk resmi eşcinsel evliliği ve ardından patlak veren skandalı, iki sevgilinin herkese ve her şeye göğüs geren aşkını yeterince güçlü biçimde anlatamadığını düşünüyorum. Siyah beyaz görüntülerin, dönemi ve erotizmi yansıtma biçiminin zarafetine diyecek yok ama orta metraj olsa daha vurucu gelebilecek bir senaryoya sahip.

Sinemada kendine özgü ve seçkin bir konuma sahip olan Kanadalı yönetmen Denis Cotê, Répertoire des villes disparues (Kayıp Şehirler Repertuarı) adlı; toprak donduğundan ölülerin defnedilmesi için baharın beklendiği, 215 kişi nüfusu kalmış bir Quebec köyünde meydana gelen gizemli olayları konu alan filmi 16mm çekmiş.

Denis Cotê. Soluk renkli grenli görüntülerle adı gibi karla kaplı Irénée-les-Neiges köyündeki yalnızlığı ve bezginliği daha iyi yansıtmış. 21 yaşındaki Simon’un aslında intihar olan bir otomobil kazasında ölmesinin ardından hayaletlerin görülmeye başlamasını konu alan film, bir hortlak hikâyesi olmaktan ziyade içinde korku türünün unsurlarını barındıran lirik bir yapıt.

Travma, yalnızlık ve kırsal kesimde yaşama olanaklarının hızla zorlaşmasından dolayı kente göç olgusunu ölümle, yaşayan ölü olmakla simgeliyor. Kendini her şeyden sorumlu hisseden, becerikli bir kadın olan Belediye Başkanı’nın pragmatizmiyle gencecik delikanlının umutsuzluğu hem bir kuşak çatışmasını hem bir hayat tarzının ölümünü yansıtıyor.

69. Berlinale de sinemayı sinema yapan filmlerin, geçmiş yılların Altın ve Gümüş Ayı sahiplerinin hayaletlerinin belirdiği bir ‘kayıp filmler repertuarı’ olarak tarihe geçecek, korkarım.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.