Bu devleti tartışalım: Kızının otopsisini babasına izleten, tutuklu hastanın ilacını vermeyen devleti

'Yeni' devleti tartışmamız lazım. Sadece AKP iktidarını değil. Kimileri, Erdoğan rejimi ve AKP'nin kendini devlet yerine koyduğunu söyleyebilir.

Bu bakış açısına göre, bir madalyonun iki yüzü gibi; devlet AKP, AKP de devlet. Öyleyse cerahat daha derinde, temizlenmesi de daha zor demektir.

Öyle bir devlet var ki karşımızda, her gün vatandaşının etinden et, canından can kopartıyor. Cezaevindekiler, zulüm ağının ilk halkası. Belki de onlardan önce - Erdoğan'ın o çok sevdiği retorikle - bir gece ansızın evlerinden, yol ortasından kaçırılanlar geliyor. 

Aylarca 'yok edilen' bu insanlar, bir gün Emniyet'te hiçbir şey olmamış gibi ortaya çıkıyor. Güneş görmeyen bedenleri bembeyaz. Kireç gibi. Dilleri lal. Bu yeni devletin kim bilir hangi işkence metotlarından geçtiler. Devletin bilmediği, bu öğretmen, memur ya da bir dönem cemaat kademelerinde görev yapan kişilerin bilebileceği ne var acaba?

Yoksa itirafçılığa zorlanıp masum insanların başlarını yakmaları mı sağlanıyor? İşkence yetmezmiş gibi belki de bir ömür sürecek vicdan azabına da terk ediliyorlar.

Vesselam esir askerlere bile yapılmayacak türden muamele. 

Böyle bir devlet sorgulanmaz mı? Vatandaşını 'hain' gören, ona türlü işkenceler çektiren sadist ve kötü bir devlet sorgulanmaz mı? 

Devletleri devlet yapan biraz da onurları değil midir? Hem içeride hem de dışarıda uyandırdığı saygınlık değil midir?

Hak getire.

Ya ilaçları verilmeyen, tedavi edilmeyen hastalar. Hemen her gün bir cezaevinden, ağır hasta olmalarına rağmen hastaneye götürülmeyen, ilaçları verilmeyen mahkum haberleri geliyor.

Son olarak HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Diyarbakır Cezaevi'ndeki hak ihlallerini, "Yemekten çıkan cam kadın tutuklunun ağzında yırtığa neden olmuş" sözleriyle anlattı.

Kelepçe ile muayeneye götürülenler, ağır hasta olmasına rağmen tahliye edilmeyen tutuklular, cezaevlerinde hayatını yitiren onlarca insan.

Evet, düşman hukuku. Ya da hukuk yok ortada.

Vardır elbette tarihte vatandaşını düşman belleyen, bireysel suçlar için tüm ülkeyi ateşe atıp karşısına geçip seyreden devlet ve yöneticileri.

Şaşırtan kısmı bunun 21. yüzyılda yaşanıyor olması.

Hoş IŞİD de 21. yy belası değil mi. Kafa kesen, insan onuruna, varlığına saygı duymayan nihilist bir örgüt. 

Belli ki bazı devletler de nihilizmde bu boyuta ulaştı. Zira, Türkiye'de yaşanılanın makul bir izahatı yok.

Birkaç gün önce de, kızı Rabia Naz Vatan'ın şüpheli ölümünü araştıran ve başına gelmeyen kalmayan Şaban Vatan göz yaşları içinde sesleniyordu insanlara, devlete.

Kızının otopsi videosunu izlettiren devlete beddualar okuyordu.

Her ne kadar insanlar, AKP ve yarattığı 'canavar' devlet nedeniyle dinden ve İslam'dan soğumuş olsa da, alışkanlık işte, beddua ederken yine Allah'ın adı anılıyor.

Gözyaşı dökerek çektiği videoda, hükümete seslenen ve kızının ölümüyle ilgili gerçeklerin örtbas edilmek istendiğini söyleyen Vatan, "Allah böyle adaletin belasını versin. Ben kızımın otopsi videosunu izliyorum. Ey insanoğlu görün, adalet neler izletiyor. Böyle adalet yerin dibine batsın. Hükümet size sesleniyorum; Ben kızım bütün organlarını canlı canlı izliyorum. Bir Nurettin Canikli için bunları yaptınız!" diyordu.

Kimse 'aman banane' demesin. Kendi evlatlarını yiyen, onur zırhını söküp atmış bir devlet var karşımızda.

Ne hukuk tanıyor ne yasa ne onur ne de haysiyet.

Hatırlarsınız belki, bir süre önce de, köküne kibrit suyu dökülen bir aile vardı. 

2014'teki o haberi hatırlayalım:

"İstanbul'da 2010'da yılında gözaltında maruz kaldığı hakaret ve işkence nedeniyle intihar eden 28 yaşındaki ODTÜ'lü mimar Onur Yaser Can'ın annesi Hatice Can da yaşamına son verdi. Aradan geçen sürede Can'a işkence yapan polisler sadece evrakta sahtecilikten yargılandı. Eksik yürütüldüğü iddia edilen soruşturmanın ve polisler hakkındaki işkence suçundan takipsizlik kararının altında ise savcı Muammer Akkaş'ın imzası vardı."

Bir süre önce de baba yaşamını kaybetti ve bir aile böyle yok olup gitti.

Halbuki çocuklarımıza kaybolduklarında, 'Polis amcana git' diye öğüt veren bir millettik. Devlet ne kadar 'gaddar' olursa olsun 'baba' idi pek çokları için. O günlerde de masum değildi devlet hiçbir zaman da olmadı. 

Ancak bugünkü kadar da gözü dönmüş ve onurunu ayaklar altına serip, insanına düşman kesilecek kadar da kör olmamıştı.

Vatandaşını inim inim inletmek bir yana bir de vatandaşının çektiği acıdan mutluluk duyan, hatta bu acıyı katlamanın yollarını arayan bir devlet var karşımızda.

Nasıl mı?

Ahmet Altan olayına bakın. 

5 Kasım'da tahliye edilen Altan hakkında bugün (12 Kasım) yeniden yakalama kararı çıkarıldı.

Herkes biliyor ki, Türkiye'de bu tür kararlar 'bağımsız yargı'nın tasarrufu değildir. Yukarıdan bir emir gelir ve 'evet efendim, sepet efendimciler' sahibinin sesi fermanları yayımlarlar, vatandaş avına çıkarlar yeniden.

Belki de Behzat Ç.'de de işlenen o 'devlet içinde çatışan gruplar' bu kez de Altan kavgasına tutuştu ve bilek güreşini kazanan 'intikamcı' tayfa oldu. 

'O tayfa'ya kalsa, Altan'ı bir kaşık suda boğacaklar. Boğacaklar boğmasına da uluslararası tepkilerden çekiniyorlar bir parça hala. 

Ancak çekinmedikleri yerler ve 'kapalı devre' alanlar da var elbette. 

İşte o 'hücre'lerde binlerce garip gureba inim inim inletiliyor. Ailelerine ayrı psikolojik işkence, 'av'ladıklarına ayrı işkence.

Moğollar 13. yy'da fiziken barbardı. İstila ettikleri yerlerde taş taş, baş baş üstünde bırakmıyorlardı. 

İzanları, insafları, insanlıkları yoktu.

Bugünün devletinin de kendi sınırları ölçüsünde zorbalıkta sınırı yok. Vatandaşının üzerinde tepindikçe, her çıkan 'ah' sesinden daha da haz alan bir psikopat anlayış ülkeye hakim.

Bu devlete saygı duyar mısınız? Bu devletin sınırları içinde ikamet etmek ister misiniz?

Bu devlete evlatlarınızı, sevdiklerinizi emanet etmek ister misiniz?

Bu devlete 'benim devletim' diyebilir misiniz?

Bu devlete laf anlatabilir misiniz?

Bu devlete 'hukuk da var' diyebilir misiniz?

Bu devlete insanın, insanlığın, onurun ne olduğunu anlatabilir misiniz?

Peki onuru yoksa bir devletin geriye ne kalır?


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.