Çevre sorununun çözümsüzlüğünün arkasında ulus devlet vardır

Bugünlerde tüm dünya ve dahi Türkiye çevre meselesini konuşuyor ve çok da iyi yapıyor; bütün dünyada çevre grevleri yaşanıyor.

Son derece çetrefil bir mesele, çok acil önlemler gerekiyor, aksi takdirde tüm dünyanın geleceği tehlikede; gelecek derken de öyle iki asır sonrasını kastetmiyorum, yirmi, otuz sene sonra neler olabileceğini kimse kestiremiyor.

Mesele çok boyutlu bir mesele, herkes bir tarafından tutmak, çözüm önerileri getirmek durumunda.

Ancak, hayale de kapılmamak lazım, çevre felaketi meselesinin çözümü, bırakın çözümü, çözüm yolunda mesafe almak bile hiç de kolay değil ve bu zorluğun da temel sorumlusu muhtemelen ulus devlet mekanizması; açıklamaya, dört başlık altında gayret edeceğim. Kimse lütfen “küreselleşmeciler yine ulus devleti hedef tahtasına koydu” gibi bir mülahazaya kapılmasın, mesele çok kolay değil ve maalesef çözümsüzlüğün önemli bir yerinde ulus devlet karar alma mekanizmaları var.

Meselenin çözümünün zorluğuna bir tür kanıt olarak yakın geçmişten örnekler sunabilirim.

1992 Rio Çevre Zirvesi başarısızlıkla sonuçlandı, 1997 Kyoto Protokolü imzalandı ama sonuç gelmedi, 2009 Kopenhag toplantısı da son derece düşük profilli geçti; Peru, Paris, Montreal iklim zirveleri de aynı akıbetle karşı karşıya kaldılar. 

Bu sonuçsuzluklar tesadüf mü, siyasi itişme ve kaprislerin mi ürünü, yoksa geride daha yapısal sorunlar mı var?

Bu durumu, bu olumsuzlukları kişiselleştirmeden kurumsal sorunlara göz atmamız lazım.

Ben bu yazıda ulus devlet eksenli iklim-çevre konusunun çözümlerinin önünü tıkayan dört konuya değinmek istiyorum; lütfen kimse bu çerçeveyi kötümserlik olarak algılamasın, çözüm bulunması mutlak bir zorunluluk ama çok da zor.

Bu alanda ulus devlet hala temel aktör, temel karar verici ve zorluklar da büyük ölçüde buradan kaynaklanıyor; bu açıklama gayreti her şeyden ulus devleti sorumlu tutma arayışı ile hiç de alakası yok, geçerken onu da belirteyim.

Birinci zorluk çevre-iklim (bu iki kelimeyi, nüanslara rağmen beraber kullanacağım) meselelerinin çözümüne ilişkin fayda ve maliyetlerin zamansal dağılımının farklılığından kaynaklanıyor.

Çevre, iklim sorunlarının çözümüne ilişkin alınacak önlemlerin maliyetleri çok yerel (ulusal) ve doğrudan bugüne ilişkin; aynı önlemlerin yararları ise küresel ve yarına yansıyabilecek faydalar.

Böyle bir manzara karşısında dünyanın her yerinde ulus devlet yönetimleri miyop davranıyorlar ve tercihlerini yarın yerine bugüne, global yerine de ulusala, yerele odaklıyorlar.

Ulusal endüstriye büyük maliyetler, işsizlik olarak yansıyacak önlemlerin maliyeti yerel (ulusal) ve hemen; oysa yararı küresel ve yarına dair.

Ulus devlet de tercihini yerelden ve bugünden yana kullanıyor.

İkinci temel sıkıntı iktisatçıların “beleşçilik-bedavacılık” (free riding) diye adlandırdıkları mevzudan kaynaklanıyor ve bu sıkıntın da çözümü adeta olanaksız; neden “adeta” ifadesini kullandığımı da üçüncü zorluğa değinirken açıklamaya çalışacağım. 

Birinci konuya ilişkin ifade ettiğim gibi çevre-iklim çözüm önerilerinin maliyeti yerel ve hemen ama yararları global ve yarın; böyle bir çözüm manzarası karşısında da her ulus devlet beleşçilik (free riding) çözümüne yatıyor yani “ben bir maliyet üstlenmeyeyim ya da üstlenir gibi yapıp üstlenmeyeyim, nasılsa başkaları (başka ulus devletler) önlemlerini aldığı zaman faydalar küresel olduğu için ben de yararlanırım ama bu arada maliyetini de ödememiş olurum (beleşçilik-bedavacılık)” diye düşünüyor.

Bu beleşçilik-bedavacılık çözümünü benimseyen ulus devlet dünyada bir tane olursa büyük sorun çıkmaz, yarattığı maliyetin boyutu marjinal kalabilir ve çözümün önü tıkanmamış olur; ancak, unutmayalım, beleşçilik-bedavacılık saridir yani bulaşıcıdır, maliyet ödemeden sistemden yararlananı gören başka bir ulus devlet de aynı çözüme (?) daha doğrusu çözümsüzlüğe yatabilir, bu sayı çok kısa vadede çok büyür (bulaşıcılık) ve böylece çevre-iklim meselesinin çözümü imkansızlaşır.

Ulus devletler başka alanlarda olduğu gibi çevre-iklim meselesinde de bedavacılığa-beleşçiliğe yakın dururlar. 

Üçüncü çok temel ulus devlet meselesi üretim sürecinde çevre-iklim dostu olmayan enerji, hammadde, girdi kullanan firmalara caydırıcılık önlemleri aşamasında gündeme gelmektedir; A ülkesi fosil enerji kullanımını caydırmak için yüksek vergiler saldığında ya da sınırlandırdığında bu sınırlamalardan sıkıntı çeken firmalara kucak açacak başka ulusal devletler sırada beklemektedirler.

Fosil enerji kullanımı A ülkesinden B ülkesine kaydığında küresel anlamda bir çevre-iklim faydasından bahsetmek olanaksızlaşmaktadır ve üstelik iyi niyetli davranan A ülkesi üretim, istihdam ve vergi kaybetmektedir.

Hangi ulus devlet buna razı olacaktır?

Üretim faktörlerinin seyyaliyetinin, akışkanlığının, mobilitesinin bu kadar yüksek olduğu bir dönemde üretim, istihdam ve vergi kazanmak için çevre dostu olmayan üretimi kendine çekmeye hazır sayısız ulus devlet sırada beklemektedirler.  

Dördüncü mesele bir anlamda ilk üç konunun bir özeti gibidir; çevre-iklim meselesi global, küresel bir konudur ama önlemleri almaya yetkili birimler ulus devletlerdir, ulusal ya da yerel karar alma mekanizmalarıdır, bu ikilem sorunun özünü oluşturmaktadır.

Oysa, global, küresel sorunlarla etkin mücadelenin yolu süpranasyonal-ulusalüstü kurumlardan geçmektedir ama çevre-iklim meselesinde ve de hatta başka global sorunlarda böyle bir kurum yoktur.

Bu sorun aslında çağımızın en temel meselesidir, uyuşturucu ile, AIDS ile, kuş gribi, küresel terör, göç ve iltica gibi  meselelerde ciddi mesafe alınamamasının temel nedeni de bu global meselelerle ulus devlet kurum ve önlemleri ile mücadelenin imkansızlığıdır. 

Bu çerçevede, ulusalüstü kurumlar ihdas edebilme başarısı gösterebilmiş yegane yapı Avrupa Birliği’dir ama günümüzde ulus devlet AB’den de rövanşı almaya çalışmaktadır, Brexit tipik bir örnektir.  

Çevre-iklim meseleleri global meselelerdir, bu konularda önlem üreten karar alma mekanizmaları ise ulusal-yerel mekanizmalardır; çözümün zorluğunun ya da çözümsüzlüğün özünde yatan temel sorun budur, bu ölçek uyumsuzluğudur.

Çevre-iklim meselelerine etkin önlem ancak global kurumlarla global kamu hizmetleri üreterek mümkündür ama henüz ortada bu global kamusal hizmetleri üretecek global kurumlar yoktur, iş ulus devletlere kalmakta ve çözümsüzlüğün temel nedeni budur.    


    © Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

 

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.