Cezmi Ersöz: 'Tüm siyasetçiler şizofrendir'

Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkez’inde buluştuk. Bir ağacın altında kendiyle taşıdığı küçük ince belli bardağında çayını yudumluyordu. Selam verip yanına oturdum. Çayları tazelemeye gelen emekçi yanlışlıkla bardağı almaya çalışırken usta şair, yazar Cezmi Ersöz “Dur! Ne yapıyorsun. O benim bardağım. 1000 dolar verdiler yine vermedim. Sana mı vereceğim” deyince emekçi “Pardon bizim bardak zannettim” diyerek tebessümle masadan ayrıldı. Ardından Cezmi Ersöz, “Bardağımı hep yanımda taşırım. Çayımı da rakımı da bu bardaktan içerim” dedi. Anlaşılan bardakla güçlü bağ kurmuş tıpkı romanlarında ve şiirlerinde okuyucuyla kurduğu bağ gibi...

Dışarıdan anormal görünse de bir yazarın farklılığıydı. Yazarlar, şairler dünyayı normal insanlardan daha farklı algılarlarmış. İşte bundan kaynaklıdır o güzel metinlerin dökülüşü... Derken röportajımıza başladık. Cezmi Ersöz’le yeni kitabı ‘Şizofren Aşkın Günlükleri’nde işlenen aşk, sevgi, tutku ve cinselliği konuştuk.
 
‘Şizofreni Aşkın Günlükleri’ romanınızı okuduğumuzda kahramanın ismine rastlayamıyoruz. Kahraman neden isimsiz?

İsim belirleyici olabilir. Kahramanımız bir hayalet gibi yaşıyor. Hayalete isim koymak istemedim. Bu kahramanın sınırları yok. Yaralı bir kahraman. Çocukluğu çok dramatik geçmiş. Abisi öldükten sonra annesi onunla tüm bağlarını koparmış. Hep kapıların arkasında kalmış. Kapı orada light motiftir. Üzerine kapı kapandığı an çocukluğuna dönüyor. Çocukluğundaki o büyük yalnızlığı hatırlıyor.

Kitabımın üç kahramanı da yaralı karakterlerdir. Aydan ve Yağmur da... Biri babası tarafından tacize uğruyor, diğeri ise babası tarafından terkediliyor. Kahramanımız da zaten küçüklüğünden bu yana büyük bir travma yaşamış, annesi ona bir kere bile doğru düzgün sarılmamış. Kahramanımız Yağmur’a sığınmış fakat Aydan’a ise tutku duyuyor.  Aydan’ı annesine benzetiyor... Kahramanımız Yağmur’u çok seviyor ama onunla tutkuyu yaşayamıyor. Yağmur’u liman olarak görürken tutkuyu ise Aydan’da yaşıyor. İkisini tek kişide birleştiremiyor.

 Romanın kahramanı Yağmur’u çok sevmesine rağmen ondan ara ara kaçıp Aydan’a sığınıyor. Bunu neden yapıyor?

Bunu çok kimse bilmez ama insan sevdiğiyle yoğun bir cinsellik yaşayamaz. Kahramanımızda ondan dolayı sevdiği kişi olan Yağmur’la sevişirken araya birilerini alırken Aydan’la ise araya kimseyi almadan çılgınca sevişebiliyor.

 Bu tabiri çok duyuyoruz ama bunu pek yazan olmadı?

 Bunu kimse yazmaz. İnsan sevdiğiyle sevişebilir ama bunu yoğun bir tutkuyla yapamaz. Sevgide tutku olmaz. Sevgi yumuşaktır, naiftir.  Sevginin inişleri çıkışları olmaz ama aşkta bu vardır. Romanın kahramanına dönersek aklı başında bir insan olsaydı Yağmur’u seçerdi. Daha huzurlu bir hayatı olurdu. Tutkulu bir cinsellik yaşaması için ise değişik fanteziler yapabilirdi. Araya birilerini alıp cinselliği farklı bir boyuta taşıyabilirdi. Bir kadın, bir gay, bir eskort ya da bir travesti... Nitekim romanda da öyle yapıyorlar.

Roman ve şiirlerinizde kadın teması oldukça fazla. Cezmi Ersöz kadını nasıl tanımlar?

Çok zorlar... Biz cevapların peşindeyizdir, onlar soruların peşindedir. Onların bize verdiği acı bile çok güzel, dengesizlikleri bile büyüleyici, hasretleri bile etkileyici... Vatanım, benim sevdiğim kadınların bedenidir. Kadınlar yedi ayrı karakterden ibarettir. Onlar harika varlıklardır. Bir erkek için kadınsız hayat korkunçtur.

 Evli misiniz?

 Üç evlilik yaptım ama evliliğe karşı bir adamım. Evlilik aşkı öldürür, büyüyü bozar... Evlilik vahim bir hatadır.  Evlilik ikiyüzlülükle başlar. Tutkulu seks beş yıl sürer hele bir de çocuk olursa kadın ayrı yerde mastürbasyon yapar, erkek ise duşakabinde... Çiftler bir süre sonra birbirlerini aldatmaya başlar... O şekilde yaşayıp giderler. Dışarıya biz ne kadar mutluyuz pozu verirler ama yatak odalarında hazin bir yalnızlık oluşur. Eğer uzun bir evlilik yaşamak istiyorsanız araya mutlaka birilerini almak lazım. Ya da eş değiştirme gibi şeyler evliliği uzatır. Fanteziler yapmazsanız evliliğin de bir süre sonra hiçbir anlamı olmaz.

Klasik soruyu soramadan geçemeyeceğim. Romanın kahramanı ile sizin aranızda nasıl bir bağ var? Sohbet ederken sizin yaşantınız gibi geldi bana?

Kahramanla benim aramda çok bağ var. Kendimden, deneyimlerinden çok şey yer alıyor kitapta... Ben sevişmeyi severim. Bir kadınla sevişmek en büyük tutkumdur.

Bir röportajınızda “Cezmi Ersöz kaybetmeye mahkûmdur. Kaybetmekten haz alırım” demişsiniz. Romanın kahramanı da kaybeden bir karakter?

 Evet, her şeyini kaybediyor. Kaybetmeseydi o roman olmazdı ki... Bundan dolayı kaybetmekten haz alıyorum, üretkenliğimi artırıyor.

Kitabın bir yerinde kahraman, sağcı abisini solcular öldürdüğü için solcu olduğunu söylüyor. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Kahramanın abisi sağcı... Okulda öğretmen ailede kıskandığınız biri var mı diye soruyor... İlk o parmak kaldırıyor ve abisini çok kıskandığını söylüyor. Çünkü anne büyük oğlu öldükten sonra “ artık benim oğlum yok” diyor. Kahramanımızı yok sayıyor annesi. Bununun üzerine kahramanımız solcu oluyor sırf abisini solcular öldürdüğü için...

 Kaybetmekten konu açılmışken... Cezmi Ersöz nelerini kaybetti?

Ben her şeyimi kaybettim. Şuan o durumdayım ama kalemimi kaybetmedim. Geriye kitaplarım kalacak hazlar falan kalmayacak...

Uzun süre Leman dergisinde yazdınız. Daha sonra yazdığınız bir yazı üzerine yazar kadrosundan çıkarıldınız. O süreci bizimle paylaşır mısınız?
 

Onları asla affetmeyeceğim! Ama birçok okurumu orada kazandım bu konuda da haklarını yiyemeyeceğim. Eğer dergide okunan bir yazar olmasaydım çok daha önce yazılarıma son verirlerdi. Onların acıması yoktur. Bu konuda Aydın Doğan’ın daha vefalı bir patron olduğunu düşünürüm. Bunlar siyasete atılsalardı kesinlikle AKP’li olurlardı.
Leman dergisine Kürt meselesiyle ilgili içinde aşk geçen öyküsel bir yazı kaleme aldım. O öyküyü bizzat yaşadım. Yanımda sevdiğim kadın vardı. Hasankeyf’ten, Mardin Midyat’a gidiyorduk. Yolda pazarcılar bindi minibüse. Çevirme oldu. Askerler herkesi aşağıya indirdi. Kimliklerimize baktılar, sevgilimin kimliğinde Eskişehir, benimkinde ise İstanbul yazıyordu. Diğer yolcularda ise Batman, Mardin gibi şeyler yazıyor... Herhangi bir bağırma çağırma olmadan, kısacası hiçbir şey olmadığı halde erlerin pazarcılara giriştiğine şahit oldum. Hepsinin ağzı burnu dümdüz oldu. Bize siz buyurun dediler. Bize dokunmadılar. Tekrar minibüse bindik herkes sessizdi. Minibüste tek ses vardı, burnu kırılan adamın burnundan akan kan damlalarının sesi... Uzunca bir öykü oldu. Sonra Midyat’a geldik, Özgür Gündem muhabiri olarak... İşte bu öykümü Leman basmadı...  Daha sonra Leman defteri kapandı. Yıllarca çalıştığım dergiden bir yıl boyunca hiç arayan soran olmadı.

Bu bağlamda gündemle ilgili bir şey sormak istiyorum. ‘Andımız’ın okullarda okutulmaması kararını Danıştay bozdu. AKP buna karşı çıkarken solcuların bir kısmının tekrar okullarda okutulmasını istemeleri beni şaşırttı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 

 

Bütün bunlar beni ürpertiyor. İlkokulda ‘Andımız’ okutulurken bacaklarım titrerdi. Nefret ederdim. Bir an önce bitsin de sınıfa gidelim derdim. Hiçbir gün içtenlikle okumadım. Bunu savunanlar Necmettin Erbakan’dan bile gerideler. O bile ‘Türküm doğruyum dersen o da Kürdüm doğruyum der’ demişti. Her sabah bir Kürt çocuğuna ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ dedirtmek kadar korkunç başka bir şey var mı? Benim varlığım edebiyata, sanata, sevdiğimin dudaklarına, memelerine armağan olsun. Türklüğümü her sabah kendime hatırlatmak zorunda mıyım? Ayrıca ben ne Türk’üm ne Müslümanım ne de Aleviyim.

Leman Dergisi 15 Temmuz’dan sonra kayyum atanarak kapandı. Penguen yayın hayatına son verdi. Son dönemlerde doların artmasıyla birlikte kağıda yapılan zamdan kaynaklı dergiler kötü durumda. Sizin bu konuya yorumunuz nasıl olur? 

Penguen ekonomik sıkıntılar ve tiraj düşüklüğünden dolayı kapandı. Uykusuz kendisine sahip arıyor. O da son günlerini yaşıyor. Mizah dergiciliği bitti. Gezi olayları ve sosyal medyanın çıkışıyla birlikte mizah dergiciliği son dönemlerini yaşıyor. Kâğıdın pahalanması dergilerin sonunu hızlandırdı.

Mizah dergilerinin cesareti de kırıldı. Özgür bir şekilde eleştirel davrandıklarını düşünüyor musunuz?

Mizah dergilerinde cesaret olmazsa kimse alıp okumaz. Eskiden kapaklarda Erdoğan olurdu ama şimdi onu bulamazsınız. Dergi yapsa matbaa basmıyor, matbaa bassa dağıtım şirketleri dergiyi dağıtmıyor. Bu da sansürü getiriyor. Sansür ve korku olursa okuyucu da dergileri alıp okumaz, ihtiyaç duymaz... Biraz öncede bahsettiğimiz gibi kâğıt pahalı olunca yayıncılık da bitiyor. Kitaplar pahalanıyor doğal olarak. Bu hem yayınevini, hem yazarı hem de okuyucuyu etkiliyor.

Son zamanlarda şöyle bir trend başladı. Ünlüler kitap yazıyor. Ünlülerin kitap yazmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ünlüler kitap yazmıyor, başkalarına yazdırıyorlar. Dizi filmlerde popüler olan isimlere kitap yazdırılıyor, çok satsın diye... Bundan kaynaklı kitap alınıyor ama okunmuyor. Niteliksiz kitaplar alınıyor.  İnsanlar sevdiği ünlünün kitabını alıyor iki sayfa okuduktan sonra bırakıp internetine giriyor. Daha sonra okurum diyor ama okumuyor. Evet, o ünlülerin kitapları çok satıyor ama okunmuyor. Kitap alanlar okusaydı sokaktaki insanlar böyle olur muydu? Yerlere tükürenler, kavga edenler, şiddet gösterenler...

Kitaplarınızda sansürsüz bir dil kullanıyorsunuz. Cinselliği ve fantezileri rahat bir dille işleyebiliyorsunuz. Bu tarzınız birçok insana ağır geliyor. Sosyal medyada bu diliniz oldukça eleştiriliyor. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

 Ben onların yüzleşmekten korktuğu şeyleri yüzlerine vuruyorum. Beş yıldızlı otellerde neler döndüğünü çok iyi bilirim. O otellerde çapkın, eve gelince ahlakçı aile babasına dönüyorlar. Bıraksınlar bu ayakları... Yıllar önce Esmeray adlı travesti bir arkadaşımla radyo programı yapıyordum. Esmeray iyi bir sanatçıydı. Esmeray bir gün Cihangir’de pencereden müşteri beklerken bıyıklı yağız bir adam görüyor. Teşbihte hata olmasın Kadir İnanır gibi heybetli biri... Yukarıya Esmeray’ın yanına çıkıyor. Esmeray’ın evine girince banyoya giriyor. Banyodan bir çıkıyor üstünde, jartiyer, sutyen, topuklu ayakkabı, makyajlı. Adam sonra beni kırbaçla diyor. Esmeray, adamın Ülkü Ocakları başkanlarından biri olduğunu öğreniyor. Bizim Esmeray ise Kürt ve solcu... Kırbacı büyük bir zevkle vuruyor. Fakat adamın kırbaçtan zevk aldığını görünce evden kovuyor. O maço geçinenlerin çoğu gizli eşcinsel. Birisi eğer olmadık yerde eşcinselleri kötülüyorsa bilin ki orada bir sorun vardır. 

Şizofren Aşkın Günlükleri, Şizofren Aşka Mektup gibi kitaplarınız var. Sizin şizofrenlik temasıyla ilgilenme sebebiniz nedir? 

Bu biyolojik bir şizofrenlik değil. Kültürel bir şizofrenlik... Kızıyla yatan adam şizofren değil mi? Gerçekle bağını koparmıştır. Aklı başında bir adam bunu yapar mı? Eski Başbakan önce Kürdistan, diyor sonra masayı devirip MHP’yle işbirliği yapıyor bu şizofreni değil mi?  Kısacası Türkiye siyasetçileri şizofrenidir.

Size karşı özel bir ambargo var mı?

Hükümet geldiğinden beri hiçbir üniversiteye sokulmuyorum. Rektörler eskiden Fetullahçıydı şimdi tarikatçılar. Ondan dolayı tüm kapılar yüzüme kapalı... Halk TV dışında hiçbir kanala çıkamıyorum. Gazetelerde haberlerim yayınlanmıyor. Okurlarıma ulaşamıyorum. Gezi’den sonra tüm kanallara liste gitti bu adamları ekrana çıkarmayın diye... O listede benim ismimde vardı. Üzerimde büyük bir baskı var. Çok az alan bıraktılar bize...