CHP’li Toprak: 'Erdoğan Türkiye’nin su kaynaklarını 49-99 yıllığına Katar’a kiralayacak'

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘İsteseler de, istemeseler de inadına yapacağız’ dediği Kanal İstanbul için Çin ve Katar ile kapalı kapılar ardında büyük pazarlıkların yürütüldüğü iddiaları siyaset ve ekonomi gündeminde tartışılırken, Katar ile geçen yıl imzalanan ‘Su Yönetimi Mutabakatı’ tartışmaları daha da alevlendirmeye aday görünüyor.

Geçtiğimi yıl 26 Kasım’da imzalanan Su Yönetimi Mutabakat Zaptı’na Türkiye adına Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Katar adına da Enerji İşleri Devlet Bakanı Mühendis Saad bin Sherida Al Kaabi imza atmıştı. Herhangi bir su kaynağı bulunmayan, ortak su sınırı ya da kıyısı da olmayan Katar ile Türkiye arasında imzalanan bu anlaşmanın içeriğine ilişkin sorular iktidar tarafından yanıtsız bırakıldı.

Mecliste muhalefet milletvekilleri tarafından verilen soru önergelerine de bugüne kadar yanıt verilmedi. Beş ay önce imzalanan anlaşma, 3723 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı olarak Erdoğan tarafından onaylanıp imzalanarak 21 Mart’ta resmi gazetede yayınlandı ve yürürlüğe girdi. 

Beş sayfalık Mutabakat Zaptı’nın yürürlüğe konulmasıyla, Türkiye’nin yeraltı ve yerüstü tatlı su kaynaklarının, nehir ve ırmaklarının kullanım hakkının, para karşılığı uzun süreli olarak Katar’a tahsis edileceği iddiaları da yaygınlık kazandı.

Mutabakat zaptının beş yıl süreli olduğu ve sürenin sona ermesinden üç ay önce taraflardan herhangi birisi bildirimde bulunmadığı takdirde, otomatik olarak beş yıl daha uzaması öngörülüyor. Bunun yanı sıra, tarafların karşılıklı olarak görüşüp anlaşması ile mutabakata yeni ilaveler yapılabileceği anlaşma metninde yer alıyor. Dolayısıyla yürürlüğe konulan mutabakatın nihai metin olmadığı, önümüzdeki süreçte yeni eklemeler, değişiklikler, ilaveler yapılarak daha da genişletileceği anlaşılıyor.

İki ülkenin su yönetimi alanındaki karşılıklı deneyim ve birikimlerini, sahip oldukları teknolojileri paylaşmalarını, ortaklaşa yeni teknoloji araştırmalarını da içeren anlaşmanın en kritik maddelerinden birisi, Türkiye’nin Gelir Getirmeyen Sularının (GSS) azaltılması. Yani diğer deyişle tüm nehirlerin, ırmakların, dere ve çayların, göllerin, yeraltı su kaynaklarının kazanç sağlayacak şekilde metalaştırılması ve ticari amaçlar doğrultusunda kullanılması, anlaşmanın en önemli amacını oluşturuyor. 

Bu da, bugüne kadar bu su kaynaklarını kullanan, bağ-bahçe-tarla sulayan, içme veya kullanma suyu olarak tüketenlerin yapılacak düzenlemelerle bundan sonra ücret, para ödemek zorunda olacağı anlamına geliyor.

GSS’nin azaltılması maddesi, mevcut tüm su kaynaklarının çeşitli ticari amaçlar ve işlemler için uzun süreli kiralanması, kullanım hakkının satılması, ticari amaçlı sözleşmelere konu olması, üzerinde baraj, santral, sulama kanalları inşa edilerek, kullanma hakkı devredilecek kişi ya da kuruluşların kazanç sağlayabileceği hale getirilmesi demek. Mutabakat, ‘Türkiye’de ticarileşmemiş, gelir getirmeyen herhangi bir su kaynağının kalmamasını’ hedefliyor.

Herhangi bir su kaynağı olmayan çöl ülkesi Katar’ın ağırlıkla kıyılarda kurduğu dev arıtma tesisleriyle, denizden çektiği suyu tuzdan arındırıp kullandığı biliniyor. Dolayısıyla bu alanda oldukça deneyimli olan Katar’ın Türkiye kıyılarında bu tür tesisler kuracağı karşılığında da Türkiye’nin tatlı su kaynaklarının kullanım hakkını uzun süreli anlaşmalarla devralarak, gerek suyun pazarlanması gerekse enerji, sulama, depolama, tankerlerle taşıyarak başka ülkelere pazarlama vb. ticari faaliyetlerde bulunabileceği dile getiriliyor.

Bu çerçevede yapılacak uzun süreli kullanım hakkı anlaşmaları karşılığında, Katar’ın yapacağı ödemeler ve finansal destek ile iktidarın içinde bulunduğu kaynak sıkıntısını, ekonomik darboğazı ve döviz gereksinimini karşılamayı planladığı öne sürülüyor.

Mutabakat zaptında, anlaşmanın amacı;

*Türkiye ve Katar’da su kaynaklarını geliştirmek, 

*Enerji verimliliğinin ve su temininin artırılması,

*Suyun ve üretilecek enerjinin iletim ve dağıtım ağlarında kullanılan malzemeleri ve bunların bakımının yönetilmesi,

*Nitelikli su izleme, su artıma ve kimyasal kullanımında verimliliğin artırılması,

*Gelir getirmeyen suların (GSS) azaltılması, 

*Su kullanımı koruma programlarının iyileştirilmesi ve bu alandaki en son teknolojilerin kullanılması olarak sıralanıyor.

Ayrıca yeraltı su varlıklarının doğal veya yapay besleme yöntemleri devreye sokularak güçlendirilip, yönetilmesi de anlaşma maddeleri arasında. Burada da akla Türkiye kıyılarında Katar’ın kuracağı deniz suyunu tuzdan arıtma tesisleriyle elde edilecek suyun yeraltı su kaynakları ve göllerin takviyesinde kullanılacağı geliyor. Ancak arıtılmış deniz suyunun sanayide ve tarımsal sulamada kullanılamadığı kaydediliyor.

Mutabakatta yer alan ‘kıyı ve geçiş suları yönetimi’ başlığı altında ise herhangi bir ifade yok. Bu maddenin amacının ne olduğu anlaşılamazken, muhtemelen önümüzdeki dönemde karşılıklı ilave edilecek yeni maddelerle kapsam genişletilecek.

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak yaptığı açıklamada, anlaşmanın Türkiye’nin su kaynakları ve ülkenin geleceği adına çok tehlikeli ve riskli maddeler içerdiğini, iktidarın para bulmak için su kaynaklarını Katar’a ipotek etmeyi planladığını öne sürdü.

Toprak, Gelir Getirmeyen Suların azaltılması maddesi çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı nehir, ırmakların kullanım hakkını 49-99 yıllığına Katar’a verebileceğini iddia ederek şunları dile getirdi;

“Cumhurbaşkanı kararıyla onaylanıp yürürlüğe konulan mutabakat zaptının içeriğine bakıldığında, su yönetimi adı altında ulusal su kaynaklarımızın ‘ticarileştirilerek’ Katar’ın çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanımına olanak sağlandığı görülüyor. Beş yıllık bu anlaşmaya, taraflar aralarında anlaşarak yeni maddeler ekleyebilecek. Süre bitiminden 3 ay önce taraflar bir bildirimde bulunmaz ise otomatik olarak beş yıl uzayacak. 

Su kaynağı olmayan Katar, kullanma suyunun yarısından fazlasını desalinasyon denilen, deniz suyunu tuzdan arıtma yöntemiyle ve su tüketiminin ciddi bir kısmını da kullanılmış suyu tekrar arıtarak elde ediyor. Mutabakat metninde su yönetiminin ekonomik kalkınmadaki rolüne ısrarla vurgu yapılmasına karşın, suyu olmayan Katar’ın ekonomik kalkınması için su yönetiminin ne gibi rolü olabilir? 

Bu ifade bize gösteriyor ki; Türkiye’nin su kaynaklarının kullanım hakkı Katar’a sunularak karşılığında Katar’ın Türkiye’ye parasal-finansal destek sağlaması bekleniyor. Özellikle Covid-19 salgını; temizlik, hijyen başta olmak üzere suyun önemini en somut şekilde tüm dünyaya gösterdi. Gıda üretimi ve gıdaya erişimin ne kadar hayati olduğu bu salgında önümüze konuldu. Gıda, sebze, meyve ve tarımsal üretimde, hayvancılıkta suyun önemi birincil öncelik olarak kendisini dayattı. 

Böyle bir tablo ortada iken ülke su kaynaklarının yönetiminin Katar’a altın tepside sunulması, ülke insanının en hayati gereksinmesinin, tarımın, çiftçinin, üreticinin, hidroelektrik enerji üretiminin para karşılığında yabancı bir ülkeye ipotek edilmesi, Türkiye’nin varlığının ve geleceğinin riske atılmasıdır.”

CHP’li Toprak doğal mecrasında akan, dar gelirli, çiftçi, üreticinin kullandığı akarsuların da artık ticarileştirilmesinin amaçlandığını, su kaynaklarının patronaj altına sokulduğunu savundu. 

Katar’ın yaygın şekilde kullandığı deniz suyunun arıtılması sistemlerinin, büyük çaplı elektrik tüketimi gerektirmesi yanında denizin kirlenmesi, denize geri salınan tuzun doğal dengeyi bozması gibi çevreyi kirleten sonuçlara yol açtığını kaydeden Toprak anlaşmayla Türkiye sahillerinin Katar’ın kuracağı bu tür tesislere emanet edileceğinin açıkça görüldüğünü öne sürdü.

Erdoğan Toprak açıklamalarını şöyle sürdürdü;

“Suyun gelir getirmesi için ticarileştirilmesi, üzerine elektrik santrali kurulması veya suyun kullanım hakkının para karşılığı Katar’a kiralanarak ‘gelir getirir’ hale dönüştürülmesiyle ülkede gelir getirmeyen su kaynağı bırakılmaması demektir. Kıyılarımız, sahillerimiz, denizlerimiz Katar’ın kuracağı desalinasyon tesislerine emanet edilecek! 

Büyük ihtimalle karşılığında da ülke sınırları içinde doğup denize dökülen sularımızın kullanım hakkı Cumhurbaşkanı kararıyla 49 veya 99 yıllığına Katar’a verilecek! Karadeniz’in yaylaları, dereleri, Kanal İstanbul civarında binlerce dönüm tarım arazileri, Antalya Limanı, Borsa İstanbul, Tank-Palet Fabrikası, şifreli yayın lisansı vb. derken, şimdi de sıra su kaynaklarımızın Katar’a peşkeş çekilmesine mi geldi? 

Bu anlaşmayla nehirlerimizin denize döküldüğü yerlere kurulacak depolama tesislerinde toplanacak tatlı suyun, tanker gemileriyle Katar’a taşınması, Katar üzerinden diğer Arap ülkelerine pazarlanması yanında, Katar’ı çiftçinin, sulu tarım yapan üreticinin, bağ-bahçe sahiplerinin, milyonlarca kişinin patronu konumuna getiriyor ve kendi suyumuzu parayla satın almak dışında seçenek bırakmıyor. Cumhurbaşkanının onayladığı bu mutabakat metni, Türkiye’nin su kaynaklarının kullanım hakkının Katar’a devrinin yolunu açacak, ulusal çıkarlarımıza ve bağımsızlığımıza aykırı bir anlaşmadır.”

İktidar geçtiğimiz yıl yaşanan döviz ve kur krizi sırasında diğer ülkelerin Merkez Bankalarıyla swap anlaşması girişimlerinde yalnızca Katar ve Çin’den olumlu yanıt alabilmişti. Şimdi Kanal İstanbul için de finansman ve yapım süreçlerinde Çin ve Katar’ın adı ön plana çıkarken, yürürlüğe konulan Su Yönetimi Anlaşması, 2,8 milyon nüfuslu Katar’ın iktidarın açtığı yeni kapılarla, Türkiye’deki ekonomik varlığının ve etkinliğinin daha da genişlemesine imkân sağlayacak. 


@Ahval Türkçe