Daima yarım hamile muhalefet

Muhalefetin, memlekette çığ gibi büyüyen mağdur kişi ve gruplar arasındaki seçiciliği o kadar yaygın, kanıksanmış ve neredeyse doğal bir olgu ki, kimsenin umuru değil. Sadece “demokrasi cephesi”, “muhalefet ittifakı”, “üçüncü yol” gibi dayanaksız oluşumlar sözkonusu olduğunda gündeme gelir gibi oluyor. Dayanaktan yoksun olduğu ölçüde de gündemden hızla düşüveriyor. Oysa memleketin içinde bulunduğu dipsiz kuyudan çıkabilmenin yolu illâki bütün mağduriyetlerin kamusal alanda eşit biçimde dikkate alınmasından geçiyor.  

Şu hazin tabloya bakar mısınız? 

Gayrimüslimler artık kitlesel bir varlık ifade etmediği için başlayalım Kürdlerden. Muhalefetin tavrı, CHP Genel Başkanının utangaç hasımlığından müzmin ve tavizsiz Kürd düşmanlığına kadar giden çok geniş bir yelpazeye yayılmış vaziyette. Yerli ve millî öğeler etrafında şekillenen tavır, Kürdlerle eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşamak, Sünnî Türk çoğunluğun kıskançça zaptettiği iktidarları paylaşmak, rekabeti birbirini katletmeden sürdürmek gibi hayatî sorulara sağırdır. 

Sol doktrin genelde  “demokrasi geldiğinde Kürdler de faydalanacak” ezberiyle konuşur. “Hele önce bi demokrasi gelsin herkes âbâd olacak” palavrasının arkasına saklanır, Kürd veya başka bir kimliğin kamusal alanda yeri olamayacağı, eşitlik temelinde var olunarak başta dil olmak üzere farklılığı çağrıştıran her edimin dışlandığı sanal bir dünya vaat eder. Elbette bu dünya hiçbir zaman gelmez, zira böyle bir dünya, tamamen homojen insan toplulukları dışında, yoktur. 

Kürd karşıtlığı veya yerine göre düşmanlığı sadece eşitlik ve iktidar paylaşımı temelinde ortaya çıkmaz. Devlet adına ama sonuçta yerli ve millî çıkar adına sorgusuz sualsiz meşrulaştırılan her hasmane icraat bu muhalefetçe desteklenir. Destek, ulusdevlet icadı dönemindeki kanlı gayrimüslimsizleştirme faaliyetleri için de geçerlidir, sonrasındaki Kürd karşıtı askerî faaliyet için de. Bahse konu faaliyetler bugün sınır ötesine taşınmış ve Kürd düşmanı muhalefeti olduğu gibi arkasına almayı başarmıştır. Kürd karşıtlığı sözkonusu olduğunda muhalefet reisten daha reisçi, rejimden daha rejimcidir. 

Gelelim diğer büyük grup olan Alevîlere. Her ne kadar baş hasımları, rejim yanlısı Sünnîler olsa da Sünnî çoğunluğun ebedî baskısı altında farklılıklarını yaşamaya çalışan Alevîlerin kamusal alanda yeri yoktur. Bunun en çarpıcı tezahürleri, Sünnî İslâmın dışında her dini ve mezhebi dışlayan din işlerinden sorumlu Diyanet, İlâhiyat eğitimi ve cemevlerine uygulanan baskıdır.    

Nevzuhur mağdur kitle, rejimin yarattığı Gülenciler ve KHK’lılar. Kimi zaman aralarında kesişmeler mevcut. Ailelerini de katınca sayıları yüzbinleri bulan bu yeni mağdurlar, siyaseten ve ahlâken tamamen sahipsiz. Bir elin beş parmağını geçmeyen ve Ömer Faruk Gergerlioğlu’nda simgeleşmiş hak savunucuları dışında kimsenin sahip çıkmadığı ve aslında onları görmemek için her türlü canbazlığı yaptığı mağdur kitleler bunlar. Muhalefetin bir kısmı açısından mağdur kategorisinde dahî sayılmazlar, aksine memleketin bu hâlde olmasının sorumlusudurlar. Tıpkı Kürdler için düşünüldüğü gibi…

Ancak mağdur Kürdlerin aksine bu kitleler hayalet mağdur kategorisindedir. Bu anlamda konumları belki daha beterdir. Nitekim çoğu sosyal ölüm fermanıyla cezalandırılmıştır. Kamusallıkları toptan iptal edilmiş şekilde hayata tutunmaya çalışırlar. Sayısı üçü beşi geçmeyen muhalif medyada dahî yerleri yoktur.

Muhalefetin mağdur seçiciliğinin mağduru kitleler memleket nüfusunun ezici çoğunluğuna karşılık geliyor. Bu kitlelere, hep dışlanan, itilip kakılan, öldürülen, yaralanan çocuk, kadın, işçi, engelli, farklı cinsel tercihli, göçmen ve mültecileri katınca ortaya her anlamda sahipsiz devasa bir insan topluluğu çıkıyor. Böyle bir topluluğun var olup da görünmediği bir memlekette, bırakın demokrasiyi yan yana yaşamak bile mümkün değildir. 

Mesafeyle bakacak olursak, yan yana yaşamanın mümkün olmadığı totaliter rejimleri ve bu rejimlere verilen tepkileri gözlemleyenler her şeyi söylemiş. 

Misâlen, Bertolt Brecht’in “ya hep beraber ya da hiç birimiz, kurtulmak yok tek başına yumruktan ve zincirden, ya hep beraber ya da hiçbirimiz” şiirinde veciz şekilde dile getirdiği ama sol dâhil hiçbir siyasî cereyanın gerçekleştiremediği duruş. Ne zaman bir sol grup bu sloganı atsa “bunlar kimi dışlıyor bakalım” diye sormadan edemem. Ve genellikle dünya kadardır dışladıkları. 

Bir diğer Alman, Protestan din adamı Martin Niemöller’i de hatırlatayım bitirirken: 

“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.  

Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım, çünkü sosyal demokrat değildim. 

Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim, çünkü sendikacı değildim. 

Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim. 

Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

Türkiye’nin muhalifleri her gün Brecht’in dediğinin aksini, Niemöller’in dediğinin de tıpkısını yapıyor. 


@Ahval Türkçe
 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.