Darbe girişimi yıldönümünde AB’den Türkiye’ye yaptırım

15 Temmuz darbe teşebbüsünün tam da 3. yıldönümünde Türkiye'de programlar ve siyasilerin demeçleri birbiri ardına devam ederken, Avrupa Birliği Türkiye’ye bir dizi yaptırım kararı aldı.

Kararın sebebi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz arama çalışmaları yapması. Ankara’nın haklı olduğu taraflar var tabii, ama Kıbrıs Cumhuriyeti artık AB üyesi, yani aileden.

AB’nin 15 Temmuz’u 'milli gün' haline getiren ve yeni bir tarih yazımına girişen Türk hükümetine taziyelerini, demokrasiyi güçlendirme dileklerini ve darbeyi kınama mesajlarını iletmesi normal olurdu. Ancak tam tersi oldu.

Müeyyide kararı alan AB Konseyi’nin 15 Temmuz’un Türk hükümeti için nasıl bir tarih olduğunu hesaba katmamış olması mümkün değil. Buna rağmen AB, 15 Temmuz’un 3. yıldönümünde yaptırımları açıklama kararı almıştır.

Yaptırımlara kısaca baktığımızda dikkati ilk çeken gelişme, AB'nin uzun bir aradan sonra Türkiye’ye yaptırım uygulamaya geldiğinde bir nebze cesur davranması. AB ile Türkiye arasında 2016 Mart’ında imzalanan mülteci anlaşmasının ardından Brüksel Ankara’yı kızdırmamak için aşırı ihtiyatlı bir tavır almıştı. Şimdi bu tavrın yavaş yavaş değiştiği görülüyor.

Yaptırımlarda dikkati çeken ikinci gelişme ise içinde ucu açık bir tehdidin de yer alması.

AB Konseyi açıklamasına göre katılım öncesi fonlarda kesintiye gidilecek (diplomatlara göre bu 145 milyon euro gibi bir miktara denk geliyor), Ortaklık Konseyi dahil üst düzey toplantılar iptal edilecek, Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’ye vereceği kredileri tekrar düşünmesi talep edilecek.

AB ayrıca yeni açılan İstanbul Havalimanı’nı etkileyecek Kapsamlı Hava Ulaşım Anlaşması müzakerelerini de askıya alacak. Türkiye geri adım atmazsa – ki Ankara'nın geri adım atmayacağı, açıklamadan anlaşılıyor – şahıs ve kurumları hedef alan bir dizi ek tedbir alınacak.

AB’nin darbe yıldönümünde Ankara’ya empati yapacağına küçük çaplı bir darbe vurmasının sebeplerine gelince.

AB Erdoğan’ın darbeyi izah edişine ve etrafında kurgulaya geldiği hikayeye inanmamakta. Gülen Cemaati'nin versiyonuna da inanmamakta. Ancak, Türkiye'yi AKP iktidarı yönettiği için iktidarın yaptıklarına odaklanmakta.

Darbe teşebbüsünün üzerinden daha bir yıl geçmeden OHAL şartları altında başkanlık sisteminin tartışmalı bir referandum ile onaylanması, baskının bütün muhalif kesimlere yayılması AB’nin dikkatinden kaçmamış, darbenin Erdoğan için ‘Allah’ın lütfu’ olduğuna onları da inandırmıştır.

İkincisi ise Brüksel mülteci anlaşmasının sonuçlarından daha emin görünmektedir. Yani 2016’daki panik havası yerini ‘artık kontrol bizde’ duygusuna bırakmıştır.

Her halükarda, yaptırımlarla birlikte Türkiye-AB ilişkileri, Ankara’nın S-400’ler üzerinden ABD ile gerilim yaşadığı bir dönemde daha da kötüleşecektir.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.