Deniz Türkali Ahval'e konuştu: İktidarsız bir dünya hayal ediyorum

Usta sanatçı Deniz Türkali ile birçok konuya değinen bir röportaj gerçekleştirdik. Çocukluğunda kendisine söylenen “Komünist kızı” tabirinden verdiği mücadeleye, vefat eden usta romancı Vedat Türkali’ye, kadına şiddetten Türkiye’nin ahvaline varana dek çok renkli bir sohbet gerçekleştirdik. Türk televizyonlarındaki RTÜK sansürüne de değinen usta sanatçı, “sansür had bilmezliktir” dedi.

Ayrıca Türkali, birçok muhalif sanatçı gibi kendisinin de ekran yasağı olduğunu belirti.

Size çocukluğunuzda “komünistin kızı” diyorlarmış. Şu dönemler deseydiler nasıl cevap verirdiniz?

Geçmişte kimse yüzüme karşı böyle bir şey söylemiyordu. Genelde arkamdan söylüyorlardı. Bugünlerde ise onlardan önce komünist bir ailenin kızı olduğumu ben söylüyorum.

 

Komünizm ülkemizde korkunç bir şeymiş gibi anlatılıyor. Tunceli Ovacık’taki “Komünist Başkan” bu algıyı az da olsa yıktı mı sizce?

Komünizmin hakkında pek kimsenin bilgisi olmamasından kaynaklanıyor bu durum. Komünist Başkan elbette şahane bir örnek... Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla tehlike(!) kalmadı diye düşünülüyor sanırım...

Mesela en son bir muhafazakârdan “böyle komüniste can kurban” cümlesini duydum ve tebessüm ettim. Merhum babanız usta yazar Vedat Türkali nasıl komünistti?

Babam bence ütopik, inançlı, gerçek bir komünistti...

Şuan babanız yanınızda olsaydı ona neler söylerdiniz?

Dünyanın ve Türkiye’nin bugünkü hali hakkında ne düşündüğünü sorardım...

Hayatınız hep bir mücadeleyle geçti. Şimdilerde ise “oturduğun yerden aktivistlik” dönemi başladı demişsiniz. “Oturduğu yerden aktivistlik” sokaktaki aktivistlik kadar etkili oluyor mu?

Doğrusunu isterseniz ikisinin etkisi hakkında da kuşkuluyum... Ama etkisi üzerinde düşünürken ikisinden de vazgeçmeyi düşünmüyorum… Hem sokakta hem de oturduğun yerden aktivistliğe devam edeceğim.

Ülkemizde kültür ve sanata yatırım neredeyse yapılmıyor. Siz Kültür Bakanı olsaydınız neler yapardınız?

Ben bakan olmazdım...

 

Hiç şiddete maruz kaldınız mı?

Şiddete maruz kaldım elbette... Şiddete karşı koyabildiğim oldu, koyamadığım oldu… Derin konular hiç girmeyelim... Merak eden Murat Çelikkan'nın benimle yaptığı nehir söyleşi kitabı "Daha Dans Edicem" de okuyabilir...

Öyle bir dönemdeyiz ki herkesin sus pus olduğu bir dönem. Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla siz direnen emekçinin, haksızlığa uğrayan kadının, tacize uğrayan çocuğun yanında durduğunuzun mesajını sık sık paylaşıyorsunuz. Tüm bunları göz önüne alarak kendinizi hayatın, yaşamın neresinde konumlandırıyorsunuz?

Yaşamın beni koyduğu yerdeyim sanırım… Muhalifim… İktidarsız bir dünya (iktidarın paylaşıldığı bir dünya ütopyası) hayal ederim. Kadın olduğum için feministim. Mağduriyet eksenli bir politika düşlerim hep… Sınıf meselesini, cinsiyetçilik, ırkçılık ve her türlü ayrımcılığa karşı durmaya çalışırım, çevreciliğin öneminin farkındayım, hatta belki şu an için en önemli meselenin bu olduğunu düşünüyorum. Yoksa üzerinde mücadele edilecek bir dünya kalmayacak… Aşka inanırım ve hep aşığım. Oyuncuyum. Şarkı söylerim...

Televizyon ekranlarında uzun zamandır görmediğimiz oyuncular var. Onların “ekran yasağı” var. Sizin de “ekran yasağı”nız var mı?

Ekran yasağı var görünüyor. Benim de varmış... Ne diyeyim Allah ıslah etsin diyorum…  (gülüyor)

Ülkemizde şiddete uğrayan binlerce kadın var. Siz BBC’ye verdiğiniz bir röportajda kadınların “ben tacize uğradım” demelerini beklemek yerine “erkeklerin ben tacizde bulundum” diyerek kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini söylemiştiniz. Ancak bunun bir açılım olabileceğinin altınız çizmiştiniz. Sizce bunu bir erkek yapar mı?

Erkek olan sizsiniz siz söyleyin var mı böyle bir erkek. Yapmaz sanırım… O ahlaksızlığı yapmayı kendine yedirir ama itiraf etmeyi kendine yedirmez çünkü… Böyle bir genetik kodla yetiştiriliyor çünkü...

Bir de şöyle bir soru yöneltmek istiyorum. Tacizcinin bir tipolojisi ya da tanımı var mıdır? Eğitim seviyesi şudur, konumu şudur, şu bölgede yaşamıştır gibi bir tipolojisi var mıdır?

Siz de bilirsiniz tacizcinin tipolojisi elbette yoktur... Her eğitim grubundan, her sınıftan ve her yaştan tacizciler olabilir...

Televizyonda olağanüstü bir sansür mevcut. Özellikle dizilerde blurlanan sahneler, kesilen cezalar. Bir dizide küfür ve argo kelimeler kesilmiş vaziyette yayınlandı. Fakat RTÜK “ ses yok ama dudaklar okunuyor” cezası kesti. Bir sanatçı olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylemeye bile gerek yok. Sansür korkunç yanlış, ayıp, had bilmezlik, ukalalık, cehalet teşviki ve cehalettir...

Türkiye’de sanatçı olmak ve sanat üretmeye çalışmak nasıl bir şey?

Bence sanat üretmek her yerde; harikulade güzel, zor, keyifli, bazen çok acılı, genellikle çok mutluluk verici bir şeydir…

Adeta acılar ülkesiyiz. Acıdan prim kasan siyasi görüşler var. Acıya isyan yerine acıya kutsallık atfetmek bir toplumu nereye götürür?

Acıyı kutsallaştırmayı ayıp, müstehcen bulurum. Acıya isyan edilmeli elbette…  Ama o isyan yollarını yeniden tekrar tekrar aramak gerek. Kahkahanın mizahın en güçlü isyanlardan olduğunu hatırdan çıkarmamak gerek...

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar