'Devlet çöktü, Türklük sözleşmesi krizde'

Türkiye sadece ekonomik krizle değil aynı zamanda Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin sahadaki baskıcı ve ayrıştırıcı uygulamalarının neden olduğu krizlerle de boğuşuyor.

Özellikle Kürtlere yönelik sindirme ve ayrımcı politikalar, ülkenin kanayan yarası olmayı sürdürürken, Türklük Sözleşmesi’nin başarısız olduğu görüşünü dillendirenlerden biri de akademisyen Barış Ünlü.

Politikyol’a konuşan Ünlü, Cumhuriyet fikrinin eşitlik ve özgürlük idealine rağmen pratik hayatta devasa eşitsizlik ve baskıların devam ettiğini belirtti.

Seküler Türk kesimin, Kürtlerle ilgili yaklaşımını değiştirmesi gerektiğini ise şu sözlerle özetledi Ünlü:

“Seküler Türk kesim Kürtlerle tam bir eşitlik içinde bir araya gelme cesareti göstermezse, ‘denize dökülenler’ bu defa kendileri olabilir. Nitekim Beşiktaş, Kadıköy, İzmir, Bodrum gibi birkaç yere ve bölgeye sıkışılmış durumda. Buralardan başka gidecek yer de yok.”

Ülke entelektüellerini ve akademisyenlerini kimlik olgusuna eleştirel bakmamakla suçladığı yeni kitabı ‘Türklük Sözleşmesi’nde, Ünlü, Türklüğün başlı başına düşünceleri yönlendirmede bir ilkokul mezunu ile solcu bir entelektüelde benzer bir şekilde tezahür edebileceğine işaret etti.

Kitabında, düşünceleri Marksizm kadar Türklüğün de şekillendirebildiğini öne süren Ünlü, “Başka bir deyişle düşünceleri, üzerine düşünülmeyen düşünce şemalarının oluşturduğunu söylüyorum. Bu şemaların farkına varmak ise, entelektüelleri toplumsal sağduyu ya da konsensüs diyebileceğimiz ortalamadan kısmen kurtarabilir ve özgürleştirebilir” yorumunu yaptı.

Müslümanlık Sözleşmesinin başarılı olduğunu, 1912-1922 arasında bu harcın kullanıldığını ifade eden Ünlü, tespitlerini şöyle sürdürdü:

“...fakat Müslümanlık Sözleşmesi Müslümanlar açısından bakıldığında başarılı olmuştur. 1912-1922 arasındaki aralıksız on yıllık savaş döneminde Müslümanlık Sözleşmesi geçerlidir. Belli ortak duygular ve beklentiler etrafında merkez ile taşra ve farklı toplumsal sınıflar arasında inşa edilen bu sözleşme sayesinde bu on yıllık savaş kazanılabilmiş, gayrimüslimlerin etnik temizliği tamamlanmış, Anadolu neredeyse bütünüyle Müslümanlaştırılmış, sadece Müslümanların olan ve Müslümanları koruyabilen yeni bir devlet ortaya çıkabilmiştir. Müslüman milleti ve Müslüman devleti bu sözleşme içinde eşzamanlı olarak ortaya çıktı. 1923’ten sonra ise yeni devletin kurucu kadrosu sözleşmeyi bir ölçüde daraltıp Türkleştirdi.”

Türkleştirme’nin de Müslüman olmanın yetmediği aynı zamanda Türk olmanın da gerektiği anlamına geldiğini kaydeden Ünlü, görüşlerini şu satırlarda deva ettirdi:

“Bu şu demekti: Bu topraklarda güvenli ve reel ya da potansiyel olarak imtiyazlı yaşayabilmek için sadece Müslüman olmak yetmiyor, aynı zamanda Türk olmak da gerekiyor. Türk olmak çeşitli ödülleri beraberinde getirdiği için, milyonlarca Müslüman Türkleşmeyi kabul etti. Yani bir Türk’ten beklendiği gibi konuşmaya, davranmaya, düşünmeye, duygulanmaya başladı. Bu sayede de toplumun en altlarından gelen sayısız insan örneğin Cumhurbaşkanı, milletvekili, burjuva, profesör, yargıç, köşe yazarı, doktor vs. olabildiler.

Yani Türklük Sözleşmesi’ne göre, sözleşmenin içinde olan veya sözleşmenin dışına çıkmayan herkes potansiyel olarak modern bir devletin nimetlerinden yararlanabilecekti. Bu sözün kısmen de olsa yerine getirildiğini iddia edebiliriz. İşte devletin Türklere yönelik bu modern niteliği son on yılda neredeyse bütünüyle çöktü. Gayrişahsi rasyonelliğin yerini, bir tek adam diktatörlüğünün şahsi rasyonelliği aldı.

Bu kurumların çöküşü anlamına geldiği ölçüde de, Türkler toplumsal hayatta kendilerine ve mesleklerine saygılarını sürdürerek yükselemez oldular. Bana kalırsa Türklük Sözleşmesi’nin bugünkü en hayati krizi bu devlet çöküşünden kaynaklanmaktadır. Buna bir de Kürt hareketinin sözleşmenin dışından gelen direnişini eklemek gerekir ama bu ayrı ve uzun bir tartışma konusu.”

Haberin tamamını buradan okuyabilirsiniz 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.