Ahval
May 23 2019

Devlet, kurum ve kurallarıyla intihar ediyor

22 Mayıs 2019 Cuma günü, Türkiye siyaset ve hukuk tarihine, yeni bir 'kara gün' olarak geçecektir. Bilindiği üzere, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), haftalar süren tartışmalar ardından, Istanbul belediye seçimlerini 6 Mayıs 2019 tarihinde iptal etmiş, gerekçesini açıklamayı sonraya bırakmıştı.

Seçimin iptali, Türkiye'nin sistem krizinin derinleşmekte olduğu bir süreçte, hiç tartışmasız bir 'sivil darbe' anlamına geliyordu ve bir 'kara gün'ü ifade ediyordu. Bunu muhalefet partileri farklı biçimlerde ifade ettiler.

YSK'nin uzun bir bekleme ardından yayınlanan 250 sayfalık gerekçeli kararı ne anlama geliyor? Sadece muhalefet değil, Türkiye'nin saygın ve objektif hukuk uzmanlarına göre skandal bir metinle karşı karşıyayız. Mayıs başında oy çokluğuyla alınan karara muhalefet şerhi düşen YSK Başkanı Sadi Güven'in cümleleri, aslında varılan sonuçtaki sakatlığı gözler önüne sermeye yetiyor:

''Sandık kurullarının kuruluşuna ilişkin işlemlerin kesinleşmesinden sonra bu kuruluşa karşı yapılacak itirazlar seçimden sonra o seçimlerin iptali için tek başına bir itiraz sebebi olarak ileri sürülemez. 298 sayılı Kanunun 21 ve 23. maddeleri gereği beş kişisi siyasi parti temsilcisi olup yedi kişiden oluşan sandık kurulunda siyasi partili üyelerle birlikte görev yapan usulsüz atanmış sandık kurulu başkanının 31 Mart 2019 günü yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine ilişkin maddi hatalar giderilip geçersiz oyların tamamının yeniden sayılması karşısında, tek başına seçimin neticesine tesir ettiğine ilişkin seçimin iptalini gerektirir tespit olmadığından sayın çoğunluğun seçimin iptali ile yenilenmesine ilişkin kararına katılınamamıştır... Ayrıca imzasız sayım döküm cetvelleri ile sandık sonuç tutanakları uyumlu olup seçim iptal nedeni olabilecek bir uyumsuzluk görülmemiştir.''

Gerekçeli kararın bütünü sabırla okunduğunda ortaya çıkan gerçek de basittir:

Bazı küçük ölçekli usulsüzlükler saptanmış ise de, bunlar İstanbul'da seçimin iptalini gerektirecek nitelikte değil.

YSK kararının açıklandığı saatlerde, bir başka önemli karar da Anayasa Mahkemesi'nden (AYM) geldi. 18 Ekim 2017 tarihinde gözaltına alınan, ve gözaltı 1 Kasım 2017'de tutukluluğa çevrilen, yani yaklaşık 600 gündür demir parmaklıklar ardında yargılanmayı bekleyen Osman Kavala "tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması ve tutukluluk incelemelerinin hakim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği" iddialarıyla ilgili AYM'ye bireysel başvuruda bulunmuştu.

AYM iki 2 yıla yakın bir süre Kavala'nın başvurusunu görüşmemiş, 3 Nisan 2019 tarihinde dava dosyasının Genel Kurul’a sevk edilmesine karar vermişti. Mahkemenin raportörü, sunduğu raporda 'hak ihlali oluşmuştur' kanaatini dile getirmişti.

Fakat 22 Mayıs günü AYM, Kavala'nın başvurusunu oy çokluğuyla reddine karar verdi.

AYM'nin gerekçeli kararı açıklanmadı, uzunca bir zaman da alabilir.

Ancak şunu şimdiden belirtmek mümkündür:

Kavala kararı, tıpkı önceki Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak kararları gibi, bir hukuk skandalına emsal teşkil edecek ölçüde vahimdir. Saygın hukukçuların belirttiği üzere, Kavala kararı Türkiye yargı tarihine 'AYM'nin, Türkiye vatandaşlarının haklarını gözetme ve teminat altına almaktan vazgeçme tarihi' olarak geçecektir.

AYM sadece, kurumsal hafızasında evvelce  hak ve özgürlük yanlısı verdiği kararlar ile ters düşmekle kalmamış, bizzat Anayasa'nın 90'ıncı maddesini hiçe saymış, ve bireye karşı devletin yanında yer aldığını, siyasi erke tabi olduğunu da ilan etmiş olmaktadır.

22 Mayıs 2019 günü, Türkiye Cumhuriyeti'nin peşpeşe yayınladığı bu iki skandal karar, ülkenin içine sürüklendiği tünelde zifiri karanlığı ifade etmektedir. Yüksek yargı, tıpkı alt kademeler gibi bağımsızlığını; YSK gibi özerk olması gereken bir devlet kurumu da özerkliğini yitirmiştir.

Durum her geçen gün biraz daha vahim bir hal alıyor. Yaşatılan, sadece hasarı sınırlı kalacak bir keyfilik değildir. Türkiye'de giderek devlet yapısını içerden çürüten ve toplumun güven ve huzurunu geri dönüşü zor biçimde imha edici bir gidişat söz konusudur. Ülkenin tüm kurum ve kurallarının üzerine çığ düşmektedir.

22 Mayıs 2019 damgalı 'kara leke'lerin çok iyi okunması ve derin endişe duyulması gerekir.

© Ahval Türkçe