Erdoğan, Putin’i Amerika’ya şikayet etti

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika ile Rusya’yı birbirine düşürüp alan kazanma hamlesinini sonuna geldi. Tahran’da İdlib’i kurtarmak için Rusya Devlet Başkanı Putin’e yaptığı “Ateşkes” çağrılarından sonuç alamayan Erdoğan, yüzünü tekrar Amerika’ya döndü.

Aslında Putin’i durdurmak için seslenmesi gereken kamuoyu Rus kamuoyuydu ama Erdoğan Amerikan kamuoyu üzerinden Amerikalı siyaset yapıcıları etkileme çabasına girişti ve bu kez Wall Street Journal gazetesini seçti.

Çünkü ilk olarak bir Rus gazetesinde Putin’in Suriye ve İdlip politikalarını eleştirme şansı yoktu bir, Putin medya eleştirisiyle politika değiştirecek bir lider değildi iki. Putin özgür ve eşit seçimle işbaşına gelmiş bir lider değil, Rusya’da özgür basın yok.

Bu açıdan ülkesini Amerika’dan çok Rusya’ya benzeten bir siyasi lider olan Erdoğan’ın demokratik bir sistemin çokseslilik araçlarından faydalanma yolunu seçmesi, bugüne kadar çok kez tanık olduğumuz temel ilke ve değerlerden yoksunluğunun ve Machivelist siyaset anlayışının bir başka örneği oldu.

Bu Erdoğan’ın her zamanki çifte standartı. Sorun artık herkesin bu standarta alışmış olması ve sorgulamaktan vazgeçmesinde yatıyor.

Gelelim mektubun içeriğine. Mektubun üslubunun “yakın dostum” dediği Putin’i çok rahatsız edeceği açık.Wall Street yazısında şöyle diyor Erdoğan:

“Esed rejimi, müttefiklerinin de yardımıyla, üç milyon kişiye evsahipliği yapan ve yerlerinden edilmiş Suriyeliler için son güvenli limanlardan biri olan İdlib’e büyük bir taarruz gerçekleştirmeye hazırlanıyor.”

Sadece Suriye Devlet Başkanı değil, “Esad rejimi ve müteffikleri” diyor Erdoğan. Yani Rusya ve İran’ı, Putin ve Ruhani’yi şikayet ediyor açıkça. Amerika’dan yaptırım görme pahasına S-400 satın almayı göze aldığı, adamlarının “Erdoğan-Putin samimiyetini kıskanıyorlar” diye Washington’a taş attığı, ayda neredeyse bir kez yüz yüze konuştuğu Putin’i…

Tahran zirvesinin medyanın bütün çabasına rağmen bir fiyasko olduğu ve Rusya’nın Ankara’nın endişelerini dinlemediği ve dinlemeyeceğinin açıkça ortaya çıktığının itirafı bu mektup. Aynı zamanda Astana sürecinin çöktüğü ve umudun tekrar “Dostum Trump’a” döndüğünün ilanı.

Erdoğan’ın ekibi bu mektubu Wall Street Journal’de yayınlanırken Rusya Birleşmiş Milletler’e bir çağrıda bulunuyordu:

"Rusya-İran-Türkiye zirvesi sonucunda Rusya bazı Güvenlik Konseyi üyeleri tarafından belirtilen çıkarlar dikkate alınarak BM Güvenlik Konseyi açık toplantısı talep etti. Bizim tavrımız teröristlerin büyük çoğunluğunun bulunduğu İdlib’deki durumun büyük dikkat çekmesine yönelik tavrımızla açıklanabilir. Suriye topraklarında teröristlerle mücadelenin tamamen yok oluncaya dek devam etmesinin ve sivil halkın terör tehdidinden temizlenmesinin tüm dünyanın acil görevi olduğunu bir kez daha belirtiyoruz."

Türkçesi, İdlib’te kendilerine Hayat Tahrir üs Şam diyen El Kaideci bir terör örgütü var. Türkiye de bu örgütü 31 Ağustos 2018’de terörist ilan etti. Birleşmiş Milletler de bu örgütü terörist kabul ediyor. Astana mutabakatının beşinci maddesi bu örgütlere karşı tüm önlemlerin alınmasını öngörüyor. Yani, Türkiye şu anda kendi attığı imza ile ters düşüyor.

Erdoğan iktidarı Suriye’de Kürt düşmanlığı ve mezhepçiliğe dayanan bir dış politikayla oradan oraya savrularak bu noktaya kadar geldi. İlkeler üzerinden yürümezseniz bir gün Trump’ı, bir gün Putin’i “yakın dost” ilan eder ve sürekli hayalkırıklığına uğrarsınız.

Mektubun çarpıcı kısmı, Türk medyasına konuşulurken sürekli dillendirilen Amerika’nın “terörist” örgütlere tırlar ve uçaklarla yaptığı yardımlardan söz edilmemiş olması. Yani, Trump’ı kendi halkına şikayet yolu seçilmemiş.

Ama mektubun gerçekten iddialı bir bölümü var… O da şu: “Türkiye, DEAŞ ve PKK gibi terör örgütleriyle mücadelesinde sivillere zarar vermeden başarıya ulaşmıştır.”

Wall Street Journal’dan bir muhabir yarın Sur’da, Cizre’de, Şırnak’ta yaşananları, silahsız sivillerin nasıl yakıldığını yazarsa Erdoğan çok zor durumda kalır. Elbette bir de kendisine çözüm yolun için sandığı seçmiş, barış masasının kurulması için mücadele etmiş HDP lider kadrosu ve yöneticilerinin sadece bu nedenle cezaevinde olduklarını yazarsa, Suriye’de gösterdiği barışçı yaklaşımın gerçek yüzü daha iyi anlaşılır.

Bütün bunlara rağmen mektup önemli… Çünkü İdlib nedeniyle Moskova’ya mesafe koyan Erdoğan ile onu Esad’la masaya oturmaya ve İdlib’i Suriye’ye bırakması için baskı yapan Ergenekoncu ortakları arasındaki makasın giderek açıldığını gösteriyor.

İdlib ve ekonomik kriz, Erdoğan’a Amerika ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin önemini göstermiş olabilir. Yaşayıp göreceğiz. İttifak ve ortaklıklarına sadık kalmasıyla ünlü bir lider yok çünkü karşımızda...