Tiny Url
http://tinyurl.com/yconm36h
Ağu 14 2018

'Erdoğan uyanacak ve kahvenin kokusunu alacak'

The New York Times Gazetesi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, ABD Başkanı Donald Trump'a sitem içeren, 'stratejik ortak' vurgulu makalesini yayınladı ancak bu konuda alternatif görüşlere yer vermeye de devam ediyor.

Gazete son olarak Carlotta Gall'ın, 'Kur krizi Erdoğan'ın otokratik yaklaşımını sınıyor' başlıklı makalesini yayınladı.

Gall, Erdoğan'ın ekonomiyi kendi iradesine göre boyun eğdirmeye çalıştığını belirtiyor ancak ekonomist Atilla Yeşilada'nın, 'Türkiye, eninde sonunda ABD ile el sıkışacak, Erdoğan uyanacak ve kahvenin kokusunu alacak' yorumuna dikkat çekiyor.

Yazının satırbaşları şöyle:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan uzun zamandan beri, Türkiye’de hayatın onun karışmadığı bir alanı olamayacağını açıkça belli etmişti. Elbette ekonomi de bunun dışında kalacak değildi.

Haziran ayında, padişahlık yetkileriyle donatılmış bir şekilde yeniden cumhurbaşkanlığına seçilmeden evvel bile, Erdoğan popülerliğini nevi şahsına münhasır mega projelerle desteklenen, kesintisiz bir ekonomik büyüme sürecine borçluydu. Ancak muhalifler uzun zamandan beri bu büyümenin bütçe hilelerine, adam kayırmacılığa ve yolsuzluklara dayandığını dile getiriyorlardı.

Türkiye’nin 2001’den bu yana girdiği en kötü ekonomik krizle birlikte — Türk Lirası pazartesi günü yeni bir rekor düşüş daha yaşadı —Erdoğan da artık otokratik yaklaşımının sınırlarına dayandı. Bu kriz Erdoğan’ın başarılar silsilesinin sonunu getirebilir.

Bu krizin küresel çapta bulaşıcı olmasından da endişe ediliyor, zira Türkiye’nin sorunları, diğer gelişmekte olan piyasalardaki yatırımcıların da güvenini sarsıyor ve AB gibi dünyanın gelişmiş bölgelerindeki bankaların maruz kaldıkları risklerle ilgili kaygılar da doğuruyor.

Analistler Türkiye’nin sorunlarından büyük ölçüde Erdoğan’ın sorumlu olduğunu düşünüyorlar. Ve bu sorunlar, Amerika ile yaşanan ihtilaftan ve uygulanması muhtemel diğer yaptırımlardan ziyade, Erdoğan’ın ekonomi alanına yaptığı müdahalelerin derinleşmesinden kaynaklanıyor. Erdoğan para politikalarının ve küresel finans piyasalarının mantığını, kendi siyasal amaçlarına uyacak şekilde eğip bükmeye çalışıyor.

Ama Türkiye’de, medya, yargı, dış politika ve siyasal karar alma süreçleri de dahil olmak üzere, hayatın her alanı üzerindeki kontrolünü artırmış olsa da, Erdoğan’ın küresel piyasalara medyun olmuş bir ekonomiyi de aynı şekilde zorla kendi iradesine boyun eğdirebilmesi hayli kuşkulu.

İş dünyasının liderleri, Cumhurbaşkanı’nın otokratik yaklaşımının bir çok farklı yönünün girift bir şekilde iç içe geçmiş olduğuna dikkat çekiyorlar. Dolayısıyla Türkiye’nin içine düştüğü bu çukurdan çıkışının, ancak Erdoğan’ın kısıtlarının çoğunu iptal edecek nitelikte yapısal reformların hayata geçirilmesiyle mümkün olabileceğini söylüyorlar.

Bu reformlar arasında basın özgürlüğünün ve yargı bağımsızlığının sağlanması ve parlamentoya yetkilerinin geri verilmesi de var. Ayrıca siyasi tutukluların serbest bırakılması da Avrupa ile ilişkileri tamir edebilir.

NATO nezdindeki eski daimi temsilcilerden Büyükelçi Ümit Pamir “yatırımcıların gelebilmesi için, bizim önce ülke içinde bir şeyler yapmamız gerekiyor” dedi.

Erdoğan hala istikamet değiştirebilir, ama değiştirip değiştirmeyeceği kuşkulu. Bu arada artık kaçınılmaz hale gelmiş olan ekonomik hasarı elindeki araçlarla engelleyebilmesi ise mümkün değil.

Ekonomist Atilla Yeşilada “Faiz artırımları ve bütçe kesintileri acılı olacak” dedi. “İflaslar yaşanacak.”

Bir çok analist, Erdoğan’ın gücünü ve yetkilerini artırırken, giderek daha da yalnızlaştığını vurguluyor. Çevresini kendi görüşlerini onaylayan danışmanlarla doldurdu ve çevresindeki gerçek uzmanları uzaklaştırdı.

Erdoğan özellikle de, yüksek büyüme oranlarını tutturabilmek amacıyla, inşaat sektörüne dayalı bir mali canlandırma programını sürdürebilmek uğruna, bir düşük faiz politikası izlemekte ısrarcı oldu.

Erdoğan Mayıs ayında Bloomberg TV’de verdiği bir mülakatta merkez bankası ve faiz politikaları üzerinde neden daha fazla söz sahibi olmak istediğini şu şekilde açıkladı:

“İnsanlar para politikaları konusunda güçlük çekmeye başladıklarında kimden hesap soracaklar? Cumhurbaşkanından soracakları için bizim de para politikaları konusunda etkili bir cumhurbaşkanı imaji vermemiz lazım.”

İstanbul’da kurulu Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırmalar Merkezi EDAM’dan Sinan Ülgen “bu gerçek bir popülistin en temel görüşüdür” dedi. “Seçilmiş olduğu için bütün yürütme yetkilerinden de onun sorumlu olması gerekiyor.”

Ne var ki bir çok ekonomist  bu politikanın artık sürdürülebilir olmaktan çıktığını, ekonominin bir resesyona girmiş olduğunu, dış borçların ve cari açığın arttığını söylüyor. Faizleri düşük tutmak enflasyonu artırıyor bu da insanların ceplerindeki paraya zarar veriyor.

Kredi derecelendirme kuruluşları aylardan beri Türkiye ekonomisinin siyasi üst yönetiminin yatırımcıları kaçırdığı uyarısında bulunuyorlardı.

Türkiye, büyüklüğü ve çeşitliliği sayesinde, daha önce de birçok mali fırtınayı atlattı. Ancak kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s haziran ayında yaptığı bir açıklamada “sonuç alınması izlenen politikaların tutarlılığına ve öngörülebilir olmasına bağlıdır” demişti.

Haziran ayında, Erdoğan yeniden Cumhurbaşkanı seçildikten ve damadı Berat Albayrak’ı yeni birleştirilen Hazine ve Maliye Bakanlığına atadıktan sonra, Moody’s Türkiye’nin kredi notunu bir kez daha düşürdü.

Seçilmesinin ardından Erdoğan çıkardığı bir dizi Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile hükümet sistemini tümüyle kendi kontrolu altına aldı.

Bu değişiklikler yetkileri Erdoğan’ın elinde topluyor ve hayatın hem her alanındaki üst düzey yetkilileri atamasına olanak sağlıyor. Uzmanlar bunun ekonominin de ötesinde bütün devlet mekanizmasının politize edilmesi anlamına geldiğini söylüyorlar.

Yapılan değişiklikler arasında güçlü Türk bürokrasisindeki üst düzey makamların kaldırılması da var.

Türkiye’nin eskiden beri Fransız modeline dayalı güçlü bir bürokrasisi vardı. Her bakanlıkta bir müsteşar ve ona bağlı müsteşar yardımcıları olurdu. Bu makamlar artık kaldırıldı, onların yerine Erdoğan tarafından atanan bakan yardımcıları getirildi.

Kamu yönetimine dışarıdan atama yapmanın olası olumlu etkileri de, Erdoğan iktidarının kutuplaştırıcı yaklaşımı nedeniyle törpülendi. Bu yaklaşım ideolojik veya siyasi olarak AKP karşıtı olduğu düşünülen kişilerin uzaklaştırılmasına ve onların yerine partililerin getirilmesine neden oldu.

Ülgen, “Parti ile devletin örtüşmesi söz konusu olacak ve devleti temsil eden üst düzey bürokratlar da artık olmayacak. Devlet bürokrasisinin daha alt kademeleri de politize olacaklar zira kariyer basamaklarında ilerlemenin ön koşulu politik bağlantılar haline gelecek,” dedi.

Ne var ki atamaları sadece partililer arasından yapmak çok geniş bir yetenek havuzunu hiçe saymak anlamına geliyor ki bu durum 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminden sonra 150.000’den fazla devlet çalışanının tasfiye edilmesinde de açık bir şekilde ortaya çıkmıştı.

Albayrak’ın Hazine ve Maliye bakanı olarak atanması sadece Erdoğan’ın maliye ve para politikalarını kontrol etmekteki kararlılığını ortaya koymakla kalmadı, bir hanedan kurma hazırlığı içinde olduğunu da gösterdi.

40 yaşındaki Albayrak New York’daki Pace Universitesinden MBA derecesine sahip ve geçmişte hükümete yakınlığı ile bilinen Türkiyeli bir inşaat ve ticaret firması olan Çalık Holding’in Amerika temsilcisi olarak çalıştı.

2004 yılında, Erdoğan’ın Berkeley’de okuyan en büyük kızı Esra ile evlendi. Çift iki yıl sonra Türkiye’ye geri döndü.

Albayrak siyasete 2015 yılında girdi ve milletvekili seçildi, aynı yıl enerji bakanı olarak atandı. 24 Haziran seçimlerinden sonra ise Hazine ve Maliye Bakanı oldu.

İş dünyası daha deneyimli isimlerin hükümetten ayrılmasına üzülmekle birlikte, bazıları da Erdoğan’ın faiz oranları konusundaki yaklaşımının, akraba olması nedeniyle, Albayrak tarafından yumuşatılabileceğini umuyordu.

Ancak Yeşilada Albayrak’ın şu ana dek hasarı kontrol edebilecek pek fazla bir şey yapamadığını söyledi.

Albayrak Cuma günü yaptığı basın toplantısında Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ile ilgili teminatlar verdi, ancak Yeşilada’ya göre, Merkez Bankası’nın Türk Lirasını desteklemekte başarısız olması, ya bağımsız olmadığını, ya da işini doğru yapamadığını gösteriyor.

Yeşilada “Kendi para birimi değer kaybederken hiçbir merkez bankası durup izlemez” dedi.

Yeşilada’ya göre Albayrak “iş üstünde hızlı bir eğitim sürecinden”  geçiyor. “İş dünyası ve bankalar, ona nasıl bir dar boğazdan geçmekte olduğumuzu iyi anlatabilirlerse, belki doğru kararları alabilir.”

Şu anki acil kriz ile ilgili olarak ise, Yeşilada en azından beş puanlık bir faiz artırımını ve “Amerika ile el sıkışmayı” gerekli görüyor.

Ankara kriz için başka çözüm seçenekleri de arıyor ama Yeşilada, Erdoğan’ın elinde sonunda başka seçeneğin kalmayacağını düşünüyor.

“Erdoğan uyanacak ve kahvenin kokusunu alacak” diyor.