FT: Modi ve Erdoğan bölücü kimlik siyasetinde başarılı oluyor

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, geçen hafta Ayodhya'daki yeni Hindu tapınağının temelini atarken, "Yüzyılların bekleyişi sona erdi" sözlerini kullandı.

Recep Tayyip Erdoğan da 24 Temmuz’da camiye dönüştürülen Ayasofya’da Cuma namazı kılmadan kısa bir süre önce, “Bu gençliğimizin en büyük hayaliydi ve şimdi gerçekleştirildi” dedi.

Konuyla ilgili olarak İngiliz Financial Times gazetesinde Gideon Rachman imzasıyla yayınlanan makalede, “Modi bir Hindu milliyetçisidir. Erdoğan bir İslamcıdır. Hintli ve Türk liderler, medeniyetler çatışmasında potansiyel rakipler gibi görünüyorlar. Ancak tıpatıp birbirine benzeyen siyasi projeleri takip ediyorlar” deniyor. 

“Her iki liderin de din, ulus ve lideri tek potada kaynaştırmaya çalışan bir siyaset markasının şampiyonları” olduğu belirtilen makalede laik anayasalarla yönetilen ülkelerine liderlik eden Modi ve Erdoğan’ın dini tekrar ulus ve devletin kalbine yerleştirmek istediklerinin altı çiziliyor. 

Modi, siyasi kariyerine 1990'larda Ayodhya'daki ünlü Babri Mescidi’nin yıkılarak yerine bir Hindu tapınağı yapılması için kampanyalar yaparak başladı – ki bu tutkusu geçen hafta sonu gerçekleşti.

Erdoğan da uzun yıllar, 537'de bazilika olarak açılışı yapılan, 1453'ten camiye ve ardından 1935'ten müzeye dönüştürülen Ayasofya'nın bir kez daha Müslüman ibadethanesi olmasını talep etti. 17 yıllık iktidarının ardından Erdoğan da  emeline ulaştı.

Erdoğan ve Modi’nin, uluslarını yeniden inşa eden lider olarak kendilerini görmek gibi görkemli görüşlere sahip olduğunu da aktaran gazete, “Modi kendisini “yeni Hindistan”ın şampiyonu olarak adlandırıyor. Erdoğan da "yeni Türkiye"den bahsediyor. Bu ortak dil, aynı tür pazarlama konuşması bir zayıflıktan fazlasını yansıtır” ifadelerini kullanıyor. 

Erdoğan ve Modi’nin laikliği reddederek modern uluslarının kurucu babalarıyla zımnen çatışmaya girdiiklerini de öne süren gazete, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Kemal Atatürk’ün, alkol kullanan bir laik, dini çoğulculuğun savunucusu ve Hindistan'ın bağımsızlık kampanyasını yöneten Mohandas Gandhi’nin ise Hindu bir milliyetçi tarafından öldürüldüğünü aktarıyor.

Gazeteye göre Erdoğan'ı destekleyen İslamcılarla Modi'yi destekleyen Hindu milliyetçiler sekülerizmi reddederek, seçtikleri liderlerin Türkiye ve Hindistan'ı otantik dini ve kültürel köklerine geri döndürdüklerini, seküler kent elitleri tarafından savunulan batıdaki yabancı geleneklerden uzaklaştırdıklarını, iki liderin en ateşli hayranlarının, zamanla Hindistan ve Türkiye'nin başındaki mevcut liderlerin Gandi veya Atatürk'ten daha büyük ve daha önemli figürler olarak görülmeye başladığını savunuyorlar.

Gazete, Modi ve Erdoğan’ın, küresel bir inanç topluluğunun liderleri olmayı arzuladıklarını, Ayodhya'daki yeni tapınağın dijital görünümlerinin, muhtemelen Hindu diasporasına ilham kaynağı olması için New York Times Meydanı'ndaki dev bir reklam panosuna ışınlandığını,  Erdoğan’ın da, “Ayasofya'nın dirilişinin” “tüm dünyadaki Müslümanların iradesini” temsil ettiğini iddia ettiğini yazıyor. 

Gazetenin makalesinde özetle şu ifadeler yer alıyor:

“Böylesine önemli iki ülkenin laikliğe ve liberal değerlere sırtını dönmesi başlı başına önemli. Ancak Hindistan ve Türkiye'deki değişimler aynı zamanda liberal evrenselcilik pahasına kimlik siyasetinin yükselişinin daha geniş bir küresel hikayesinin parçası. Bu, farklı şekillerde Çin, Rusya, ABD ve Avrupa'da da oynanan bir hikaye. Bir inancın, bir ulusun veya seçilmiş bir etnik grubun koruyucusu olduklarını veya bu üçünden bazılarını kaynaştırdığını iddia eden diktatör liderlerin yükselişiyle yakından bağlantılıdır.

Çin'de Başkan Xi Jinping’in Çin ulusunu "büyük ihyası ", Sincan ve Tibet’teki etnik ve dini azınlıkların giderek daha acımasız bir şekilde bastırılmasını içeriyor. Rusya'da Devlet Başkanı Vladimir Putin, milliyetçi projesinin bir parçası olarak Rus Ortodoks Kilisesi ile yakın bağlar kurdu. ABD'de Donald Trump, Evanjelik seçmenlere Beyaz Saray'da kendisiyle birlikte "Hıristiyanlığın güce sahip olacağına" söz verdi.

Mevcut koronavirüs kaynaklı ekonomik çöküş, diktatör liderlerin kimlik kartını oynama eğilimini güçlendiriyor. Modi ve Erdoğan, göreve başladıkları ilk dönemlerde ekonomik reformcular olarak kimliklerini vurguladılar. Ancak Türk ve Hindistan ekonomileri büyük sıkıntı içindeyken, her iki lider de başka destek toplama araçlarına ihtiyaç duyuyor.

Ayodhya ve Ayasofya'daki törenler, çekirdek destekçilerinin duygularını harekete geçirmenin mükemmel yollarıydı. Hindistan ve Türkiye'deki laik liberaller, bu kalabalığı memnun eden girişimlere açıkça muhalefet etmek konusunda çoğunlukla isteksizdi. Her iki ülkede de liberaller, basın özgürlüğü ve mahkemelerin bağımsızlığı gibi temel özgürlüklere bir saldırı olarak gördükleri bu gelişmelere şaşırmış durumdalar. Süreç Türkiye'de daha fazla ilerlemiştir, çünkü Erdoğan, Modi'den on yıl daha fazla süredir iktidarda.”

@Ahval Türkçe