Kutay Ersöz
Haz 07 2019

Geçen sezonun doğruları ve yanlışları

Futbolun tam bir ara dönemindeyiz. Ligler sona erdi, şampiyonlar belli oldu. Son sahne milli takımların olacak. Ondan sonrası artık dinlenme, transfer ve kamp dönemi. Bir süre futbol topuna hasret kalacağız. Fakat diğer yandan da çalışmalar, düşünceler, planlamalar, fikirler devam edecek.

Geride kalan sezon yavaş yavaş kıyıdan uzaklaşırken, genel bir muhasebe yapmakta fayda var. Kimler doğru yaptı, kimler eksik kaldı? Kaybeden nasıl kaybetti, kazanan nasıl kazandı?

Şampiyon Galatasaray’dan başlayalım. Sarı-Kırmızılı takım çok yıpratıcı bir sezon geçirdi. Özellikle sezonun ilk yarısında sakatlar, cezalılar ve ‘diğerleri’ ile kavgalar takımı geriye götürdü. Başakşehir’in sekiz puan gerisindeyken, taraftarlar bile şampiyonluktan ümidini kesmişti. Fakat ardından gelen muhteşem seri sezonu belirledi. Galatasaray 18 hafta boyunca yenilmedi. Farkı yaratanlar da bu istatistik sayesinde ortaya çıkıyor; devre arası transferleri!

Terim’in savunma hattındaki kararı biraz riskliydi ama risk almaya da değerdi. Ozan Kabak’ı altı ay içinde parlatıp kaybeden Terim, Serdar Aziz ve Maicon’un da gözünün yaşına bakmadı. Yerlerine ise isimsiz ve genç Marcao ile Luyindama’yı koydu. Beraber oynamanın şart olduğu bir bölgede iki oyuncu ilk kez yan yanaydı.

Ara sıra yapılan bireysel hatalara rağmen önemli katkılar verdiler. Geriden oyun kurma becerileri, ön taraftaki oyuncuları da rahatlattı. Feghouli’nin çıkışında dahi payları var. Hızları ve iyi pozisyon almaları, savunmanın önde kurulmasını sağladı. Bu açıdan TT Arena’daki Trabzonspor maçı önemli bir örnekti. Galatasaray o gün stoperlerinin öne çıkması sayesinde adeta yarı sahada top oynadı ve belki de önümüzdeki sezonun işaretini verdi.

Bir diğer transfer Diagne çok eleştirildi. Kasımpaşa’daki futbolunu ortaya koyamadığında yakınıldı. Fakat zaten Senegalli oyuncunun Galatasaray’da benzer işler yapması pek mümkün değildi. Yine de ondan verim alındı. Topsuz oyunlarda kenarlara gitmesi, rakip stoperleri taşıması, arkadaşlarına alan açması onun faydalı işleriydi. Bu işleri yapması için bonuslarla beraber 13 milyon Euro bonservis bedeli ödenmesi fazlaydı ama Eren Derdiyok’un en büyük eksiği de bu konudaydı. İlk yarıdaki eksikliği Diagne halletti ama yeni sezonda ilk hücum planı olmasını beklememek gerekir.

Başakşehir ise bir kaybeden olarak hataları ile hatırlanıyor. Esasında sezon genelinde, hatta son üç-dört seneye baktığımızda Abdullah Avcı’nın artıları daha fazladır. Fakat kâğıt üzerinde soru işareti olarak duran ihtimaller, sezon içinde gerçekleşti ve takımın tökezlemesine neden oldu.

Mesela kurulan yaşlı kadronun 34 haftalık sezonun sonunu getiremediği ortaya çıktı. Tecrübe önemlidir ama tamamen tecrübeye dayanmak da biraz risklidir. Üstelik bu tecrübeli oyuncular kenardan da fazla katkı alamadı. Aynı isimler devamlı sahadaydı.

Santrforsuz sistem ise bir diğer baş ağrısıydı. Esas santrforlar kulübede hapsolurken, Avcı Robinho ile gol aradı. Daha da kötüsü, Mevlüt Erdinç kiralık olarak gittiği Antalyaspor’da fark yarattı. Manuel Da Costa’nın satılması, ardından da Epureanu’nun sakatlığı tuz biber ekti. Stoper tandemi orta saha oyuncularından kuruldu. Takımın geriden çıkarken başlayan ezberlenmiş planı geçersiz kaldı.

Yine de geniş pencereden baktığımızda sağlam ve verimli oynayan bir takımdan bahsetmek mümkün. Aynı şekilde devam edeceklerinden ise şüpheliyiz. Kamuoyunun yansıttığı gibi belediye seçimlerinden ziyade; teknik direktör değişimi onlar için daha belirleyici olacaktır. Okan Buruk bu geçiş dönemi için en uygun tercih olarak duruyor ama yine de işi zor.

Beşiktaş, kendisi ile girdiği kavga yüzünden ikinci kez şampiyonluğu kaptırdı. Bir dönem de sona erdi. Kulübe güzel günler yaşatan Şenol Güneş, istenmeyen adama dönüştü ve yolunu değiştirmek zorunda kaldı. Oysa Siyah-Beyazlı camianın sorunu teknik direktör değil teknik direktöre güvenmemekti.

Cenk Tosun’un gidişinden Burak Yılmaz’ın gelişine kadar geçen süre kayıp dönemdi. O kısa süre, iki ayrı sezonun kaybedilmesine neden oldu. Şimdilerde yeni bir isimle yola çıkılacak. Kulüp içindeki çatlaklar, tribünlerden başlayan müdahaleler, ödenmeyen maaşlar karanlık bir tünelin habercisi gibi duruyor. Geçen sezon Fenerbahçe’nin (teknik direktörüne güvenmeyen bir diğer camia) yaşadıkları yeni sezonda Beşiktaş’ın başına gelebilir. Abdullah Avcı tercihi, diğer adaylara kıyasla daha uygundu ama tribünün genel kabulünü alamaması başını ağrıtacak gibi duruyor.

Tarihinin en kötü sezonunu altıncı sırada bitiren Fenerbahçe’de ufak bir şaşkınlık var. Acaba Ersun Yanal başarılı mı, yoksa değil mi? Zira tecrübeli teknik adam döneminde oynanan oyun iç açıcı değildi. Fakat takımın sıralamadaki yeri de fena durmuyor. Yeni sezona Yanal ile devam edileceği kesin gibi ama kredi o kadar da güçlü olmayacak.

Takımda yaprak dökümü başladı. Finansal tablo ise oldukça kötü. Kaliteli oyuncuları Samandıra’ya getirmek zor gözüküyor. Ayrıca UEFA’dan ceza gelmesi de gündemde. Fakat hepsi bir kenara esas sorun dilde. Yanal ve bazı yöneticiler; sezon boyunca ‘mücadele, aşk, coşku’ gibi kavramlar üzerinden icraatlarını anlatmaya çalıştılar. Somut gerçeklerden kaçtılar.

Hatta devre arası transferlerini de bu söylem üzerinden seçtiler. Yoksa Sadık Çiftpınar gibi oyun kuramayan bir stoperin Fenerbahçe’de ‘kahraman’ statüsünde olması mümkün değildi.

İşte bu dil, yeni transfer döneminde de devam ederse Fenerbahçe yine hüsran dolu bir sezon yaşar. Belki bu sefer küme düşme hattını görmeyecektir ama zirveden de çok uzak kalabilir. Tabi Galatasaray’a şampiyonluk yolunda çelme takmak da yöneticileri mutlu edebilir!

Trabzonspor geçen sezonun en çok doğru yapan takımıydı. Yüksek maaş alan yıldızlarını bir kalemde sildi, gençlerini tereddütsüz sahaya sürdü. Ünal Karaman’a güven verildi. Finansal tablo bir nebze olsun düzeltildi. Hal böyle olunca kupasız geçen sezon, belki özlenen şampiyonluktan bile daha değerliydi. Bordo-Mavili takımın yeni sezonu herkes için merak konusu. Takıma yapılacak ufak dokunuşlar, Karadeniz fırtınası şampiyonluk adayı yapar. Onları izlemek de keyif verir. Ünal Karaman’ın sözleşmesini uzatarak işe başladılar.

Bu arada Anadolu’yu da unutmamak gerek. Orada doğruları daha fazla olan takımların sayısı giderek artıyor. Onlar sayesinde önümüzdeki sezon çok keyifli bir lig ortaya çıkabilir. Hatta sürpriz bir puan tablosu dahi oluşabilir. Bunun için önemli olan yaz dönemi. Doğruları yapmaya devam etmek zorundalar.

Fakat daha keyifli bir futbol ortamı için kulüplerin çabası yetmez. Umarız yeni sezonda takımlarımızın doğrularına, basın ve tribün ahalisi de katkı sağlar. Zira geçen sezonun en çok yanlış yapan tarafı onlardı.

*Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe