Haz 09 2018

'Gülen Cemaati’nin Kürt meselesinde yanlışları doğruları götürünce'

Gülen cemaatinin, AKP ile ortaklaşa hareket ettiği, bu süreçte de muhalifleri yok etmek adına izlediği stratejinin bugün nelere mal olduğuna dair süren tartışma devam ediyor.

AKP iktidarına sunulan sınırsız insan kaynağı desteği ile, dönemin muhaliflerinin özellikle Kürtlerin mengeneye sıkıştırıldığı dönemle ilgili bir yazı kaleme alan The Circle konuk yazarı İskender Sezek, cemaatin o günkü tavrı ile ilgili, "Gülen Cemaati’nin Kürt meselesinde yanlışları doğruları götürünce" yorumunu yapıyor.

Gülen grubunun işlediği hataları, sınavlarda uygulanan dört yanlış bir doğruyu götürür formülü ile izah etmeye çalışan Sezek, cemaatin hataları ile ilgili şu tespitlerde bulunuyor:

"Gülen Cemaati de ‘biz sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz’ şiarıyla bir işe başlamadan önce çok iyi fizibilite çalışmaları yapar, her adımını kazanımlarını riske etmeden, tehlikeye atmadan uzun muhasebe ve istişarelerin sonucunda büyük bir sorumluluk bilinciyle atardı. 

Yani kılı kırk yararcasına hareket ederdi. Bu cümleleri geçmiş zaman kipiyle kuruyorum zira Cemaat’in bu hassasiyetleri maalesef Kürt meselesinde böyle olmadı. Böyle olmayınca da yanlışları doğrularından çok fazla olan Cemaat’in bütün doğruları buharlaşıp kayboldu."

Kürt meselesi konusunda tüm Türk İslami çevrelerin günahkar olduğuna değinen Sezek, Gülen grubunun duyarsızlığı üzerinden eleştirilerini sıralasa da aslında bunun tüm diğer İslami çevreler için de geçerli olduğunu ifade ediyor.

Sezek, bu girizgahın ardından Gülen grubunun Kürt meselesindeki hata ve duyarsızlığını tek tek sıralıyor:

"Gülen Cemaati’nin Kürtlerle ilgili açılım diyebileceğimiz adımları devletin çözüm süreci açılımıyla paralel olarak başladı. En büyük adımını da Türkiye’nin ilk özel Kürtçe TV kanalı olan Dünya TV ile attı. Bu hem Cemaat üyeleri için hem de Cemaat’e mesafeli yaklaşan Kürtler açısından büyük bir devrimdi zira o güne kadar Cemaat’in evlerinde ve yurtlarında kalan Kürtlerin kendi aralarında bile Kürtçe konuşmalarına müsamaha gösterilmiyor, Kürtçe bir kitap okuyanlara veya Kürtler adına herhangi bir talepte bulunanlara Kürtçü veya PKK’lı nazarıyla bakılıyordu.

Bu noktadan Kürtçe bir televizyon kanalının açılmasına gelmek ancak devrim kelimesiyle tarif edilebilir. Ancak bu açılım ile ilgili bütün iyi kanaatler kısa sürede yerini kuşkulara bıraktı çünkü gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmişti. Kürt dilini, kültürünü, gelenek ve göreneklerini bilmeyen Kürtlerin hassasiyetlerine yabancı bir yönetici getirildi. Bu yetmezmiş gibi, Milliyetçi ve ülkücü kodlarla donatılmış yöneticilerin olduğu Samanyolu tv’nin bünyesinde tutuldu.

Bu durum başta Cemaat içerisindeki Kürtlerin ve sonra da bütün Kürtlerin aklına şu soruyu getirdi; yıllardır insan yetiştiren bir harekette hem medyayı bilen hem de Kürtçe’ye ve Kürtlerin hassasiyetlerine vakıf kimse yok muydu? Aslında vardı var olmasına ama öyle stratejik bir konuma sahip bir kurum kendilerinden olsa bile Kürtlere güvenilip teslim edilemezdi. Aslında bu tavır devletin ‘bu ülkeye kominizm gelecekse onu da biz getiririz’ anlayışının bir dışa vurma şekliydi. Cemaatin her kurumunun en tepe noktalarında Kürtleri görmek mümkündü ama Kürtçe bir kurum bir Kürd’e teslim edilemedi, edilemezdi de çünkü “ola ki o kişi milli duygularının tesirinde kalabilir ve yanlış şeyler” yapabilirdi."

"Fakat sadece Samanyolu TV değil Zaman Gazetesi ve diğer yazılı ve görsel medya kurumları da Kürtlere yönelik haber ve programlarında fazlasıyla kırıcı, yaralayıcı, rencide edici ve ötekileştirici bir üslup ile Kürt meselesinde atılan bu büyük adımı gölgelediler" diyen Sezek, cemaatin bu süreçte devletçi, milliyetçi ve Kürt düşmanı algısının oluşmasında büyük bir rol oynadığı tespitinde bulunuyor.

Zaman Gazetesi'nin Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ve STV'nin başındaki Hidayet Karaca'yı, 'ülkücü kökenli milliyetçi refleksleri ağır basan kişiler' olarak tanımlayan Sezek, iki ismin de kurumların iskelet kadrosunu kendi duygu ve düşüncelerine göre şekillendirdiklerini hatırlatıyor.

Sezek, eleştirilerini şöyle sürdürüyor:

"Bazıları diyebilir ki hem STV de hem de Zaman gazetesinde çok farklı ideolojide, çok farklı kesimlerden insanlar program yapıyor, yazılar yazıyordu ancak bilinmeli ki o insanlar sadece bu kurumların vitrininde yer alan ama yayın politikası üzerinde herhangi bir rolleri olmayan kişilerdi. Ayrıca dünyanın herhangi bir yerinde STV’yi izleyen cemaat üyeleri bu farklı ideolojideki insanların söylediklerini değil Cemaat kökenli kişilerin konuşmalarını doğru kabul eder ve bu konuşmaları Cemaat’in konuşulan konu ile ilgili genel politikası olarak görürlerdi yani bu konuşmalara göre konumlanır ve tavır alırlardı. Bu yönüyle Cemaat medyasının politikalarını belirleyen bu ekip sadece Kürtlere değil, hatalı bilgilendirdikleri ve yönlendirdikleri başta kendi kitlelerine sonra da tüm halka bir özür borçlular. 

Çünkü yıllarca bu kurumların başında, o koltuklara yapışmışçasına oturan bu ekip emanet olarak aldıkları o kurumları gazeteciliğin evrensel ilkelerine göre değil Türklüğün ve devletçiliğin ilkelerine göre yönetmiş ve yönlendirmişlerdir O devasa medya gücü milliyetçi hezeyanlarla, ırkçı figürlerin patolojik tutumları sonucu yerle yeksan oldu. Aslında daha açık bir ifadeyle, şu anda AKP’yi çürüten ve tasfiyeye mahkum eden şey milliyetçi refleks ve sığındıkları milliyetçiliğin karanlık dehlizleridir ama ilk önce cemaati tüketti bu dehlizler.

Bu ifadeler mesnetsiz değildir. Bunları doğrulayacak onlarca belki yüzlerce örnek verilebilir. Ama en başta verilecek örnek tabi ki STV’nin dizi ve haber programlarıdır. Ölümsüz Kahramanlar ve Tek Türkiye gibi diziler ile kendilerince PKK zihniyetiyle mücadele ettiklerini düşünen STV yöneticileri bu diziler ile halka PKK’nın gerçek yüzünü gösterdiklerini düşünüyor ve halkı PKK’dan uzaklaştırdıklarına inanıyorlardı ancak kazın ayağı hiç de öyle değildi. Çünkü PKK’ya vuracağım diye, bölge gerçeklerini bilmeyen hatta bölgeye hiç gitmeyen bütün bilgileri yazılı ve görsel medyadan ibaret olan senaristlerin elinden çıkan senaryolar ile bölge halkı rencide ediliyordu.

Bu rahatsızlık yüzlerce belki binlerce defa halk ve bölgede bulunan Cemaat üyeleri tarafından değişik yollarla STV yöneticilerine iletilmesine rağmen Kürt meselesinde yumurta küfesi hassasiyetini unutan bu ekip hiçbir şekilde geri adım atmamış hatada ısrar etmiş ve Cemaate çok büyük bir zarar vermiştir. Cemaatin itibar ve güvenilirliğine tamir ve telafi edilemez bir halel getirmiştir. Ama inanıyorum ki şayet cemaat medyası şuan iktidarın ortağı olmuş olsaydı aynı tavrını sürdürür ve Afrin yolunda kendi kitlesine daha bir hevesle Fetih suresi okuturdu. Çünkü aynı şartlar altında aynı sebepler hep aynı sonuçları doğurur. Eleştiri ve özeleştiri kültürünün olmadığı hareketlerde aynı şartlar altında aynı sebeplerin farklı sonuçlar ortaya çıkarması da beklenemez zaten."