Gülistan Korban: Bölgede onlarca kadın gazeteciden birkaç kişi kaldık, Kürtçe yazanlar artık iş bulamıyor

Türkiye’de özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası muhalif gazetecilere yönelik yargı eliyle oluşturulan baskı her geçen gün artıyor. Neredeyse her gün yeni bir gazeteci ya soruşturmalık ya mahkemelik oluyor ya da ceza alıyor. 

Kimi sivil toplum örgütü raporlarına göre 150’den fazla gazetecinin cezaevinde olduğu Türkiye’de, kadın gazeteciler de mesleğini sürdürme mücadelesi veriyor.

Baskı ortamının daha fazla hissedildiği Kürt bölgesinde kadın ve Kürtçe yazan gazeteci olmanın zorlukları neler? Bir kadın gazeteci olarak haber takibinde ne gibi zorluklar var? Bölgede kadın gazetecilerin durumu nedir?

Diyarbakır’da yaşayan gazeteci Gülistan Korban Yankılar konuğuydu ve kendisiyle bu konuları değerlendirdik.

“Bölgede geçen yıllarda haber seçimini kendiniz yapıyordunuz, çok rahat habere gidebiliyordunuz, kaynaklarınıza ulaşabiliyor, her alana girip çıkabiliyordunuz. Şu an çok çok başka. Her alanda farklı bir yasakla karşılaşabiliyorsunuz, her haber kaynağınıza ulaşamıyorsunuz, her toplantıya katılamıyorsunuz, istediğiniz her yere gidip çıkamıyorsunuz. Ciddi yasaklarla karşılaşabiliyorsunuz. Eğer hükümete biraz yakın bir yerdeyseniz tabi ki istediğiniz yere girip çıkabiliyorsunuz. Ama Eğer birazcık muhalif cepheden yaklaşıyorsanız her haberi takip edemiyorsunuz. Bu sadece bölgede değil tüm Türkiye’de geçerli bir durum. Bir haber için ‘buna gidelim mi, gitmeyelim mi’ diye seçenekleri düşünüyoruz. 'Abluka vardır, sıkıntı çıkar’ kaygısı yaşıyoruz. Çok ilgili habere temkinli gidiyorsunuz, polis ablukasıyla karşılaşıyorsunuz, bu abluka altında haber takip etmek zorunda kalıyorsunuz. Tüm haberleri takip etmeye çalışıyoruz uma ciddi sınırlandırma ve sınırlarla karşılaşabiliyoruz.

Geçmiş yıllarda dilediğimiz gibi yazabiliyor, haber takip edebiliyorduk ama şimdi bir haberi, cümleyi yazarken kırk defa düşünmek zorunda kalıyoruz. Bir cümleyi yazarken ‘acaba yarın başımıza ne gelir’ diye düşünüyoruz...

Geleceğinizi de bir şekilde düşünmek zorundasınız. Hükümetin ve sistemin son yıllarda gazetecililere uyguladığı en şiddetli politika işsizlik. İşsizlik kırbacı gazeteciler üzerinde keskin bir şekilde duruyor. Hem işsizlik hem de yargı kırbacıyla yüz yüzesiniz. 

Yargı baskı aracı olarak kullanılıyor. Bu durum bizi çok etkiliyor. Haberimizi bir şekilde yazıyor, yayıyoruz ama bunun baskısını hissetmek çok acı. Bu baskıyı hissederek haberin içeriğini yazmak çok zor.

Yüzlerce kadının öldürüldüğü her gün bir kadın cinayetini duyduğumuz bir ülkedeyiz. Türkiye’de kadın olmak çok zor, Türkiye’de bir kadın olarak gazetecilik olarak işinizi yapmak çok çok daha zor.

Habere giderken kılık kıyafetimizi düzeltmek, ojemize dikkat etmek zorunda kalıyoruz. Haber kaynağıyla görüşürken konuşmamıza dikkat ediyoruz, her an konuşmanız farklı anlaşılabiliyor. Biriyle görüşmeye giderken, temkinli gidiyoruz. Erkek gazetecilere oranla işimizi yaparken rahat değiliz.

Birçok arkadaşımız mesleği bıraktı, başka mecralara atıldı. Kadınlar bölgede bu mesleği yapmakta zorlanıyor. İşsizlik kırbacı kadın gazeteciler üzerinde de etkili. Birkaç yıl önce yüzlerce ifade edilen kadın gazeteci sayısı, şu an parmakla sayılacak kadar az. Bölgede şu an sahada sadece dört-beş kadın gazeteci mesleğini yapmaya çalışıyor. Parmakla sayılacak kadar azız. Bu acı bir durum. Çözüm süreci döneminde bir haber takibine gittiğinizde yüzde 50 kadın görebiliyordunuz şu an bir haber takibinde iki kadın ya görürsünüz ya da göremezsiniz.

Kadın olarak kadın gazeteciler olduğunda kendinizi daha rahat, daha güvende hissediyorsunuz. Sahada kadın arkadaşlarımı gördüğümde daha iyi hissediyordum. Kameran kadınlar vardı, işlerini yapıyorlardı, daha rahat daha güvende hissediyordum. Şimdi sadece bir kadın kameran ya var ya da yok. Bu beni çok üzüyor. Beş yıl içinde ne oldu da sayı bu kadar azaldı, bu kadınlar nereye gitti? 

Yargı sopasıyla yüz yüze kalıyorsunuz, kendinizi cezaevinde bulabiliyorsunuz…

Yedi yıldır Kürtçe haber yazıyor ve hazırlıyordum. Son bir yıldır Türkçe haber yapmaya da başladım. İşsizliğin getirdiği zorluklar sizi buna yönlendiriyor. Yedi yıldır Kürtçe yazan biri olarak mecburi olarak Türkçe yazmaya başladım. Kürtçe yazmanın zorlukları kesinlikle var. İş olanaklarınız, iş bulma mecranız çok kısıtlı ve çok sınırlı. Geçen yılarda Kürtçe yayın yapan kanallar fazlaydı ve parmakla aranacak insanlardık. Çok fazla talep vardı.

Kürtçe yazan çizen fazla kimse yoktu. Olanlar da iş bulmakta zorlanmıyordu. Şimdi durum tersine döndü, lehimize döndü, iş bulamıyoruz. Kürtçe yazanlar, Kürtçe yayın ve televizyonculuk yapanlar artık iş bulamıyor. Bundan kaynaklı ciddi zorluklar yaşıyoruz. Anadilimizle haber yazıyoruz ama yayın yapabileceğimiz, konuşabileceğimiz yazabileceğimiz hiçbir yer kalmadı, hepsi kapatıldı. Hiçbir yer yok. Bu çok acı durum. Biz hala ısrarımızı koruyoruz. Kürtçe yazmaya direnen gazetecilerden birkaç tanesiyiz."


@Ahval Türkçe