Bihter Okutan
Haz 07 2018

Günün Sivrileri: AKP şimdi de Adile Naşit Türkiye'siyle hesaplaşıyor!

AKP’yi anlatmanın pek çok yöntemi var. 16 yıldır iktidardalar ve bu süre siyasi bir yapı için kapsamlı tüm analizleri yapmaya yetecek kadar uzun.

Ancak başlıktaki cümleden yola çıkarak sayfalarca AKP analizi yapılabilir. Ya da aslında, yüzeyin bir kat altına inince başlayan kokuşma; tahta kuruların geride bıraktığı çürümüşlük derine inilmeye değer bir şey olmadığını da gözler önüne serebilir.

Öyleyle günün ilk ‘sivri’sinden başlayalım. Kendisi AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı ve sözcüsü: Mahir Ünal.

Sahurda konuşmuş. Yani dini bir ritüelin tam ortasında. Ama aklı siyasette. Ne de olsa oruç tutmak kimileri için sadece mide guruldamasından ibaret. Dile ne gam… Dil özgür, konuşur. Nefret de saçabilir, can da yakabilir. Dile oruç yok!

Bir anda Adile Naşit’in masallar anlattığı Türkiye’yi, “tam bir kabus” olarak nitelendirmiş!

“Başörtülü annelerin asker evlatlarının yemin törenine katılamadığı bir Türkiye’ydi. Parası olmayanların hastane kapılarında olduğu bir Türkiye’ydi. Çaresizliğin, yokluğun, pirincin, çayın, yağın karaborsada, dükkanların tezgah altlarında satıldığı bir Türkiye’ydi” diye de eklemiş.

12 Eylül darbesini izleyen yılların garabetini anlatmak için seçilen figür, yani Adile Naşit ve onun çocuklarla olan sıcak ilişkisi üzerinden, bir karalamaya, karşıtlık yaratmaya girişmenin zihinsel altyapısını siz de merak etmiyor musunuz?

Darbe yılları ile Naşit arasında ya da onun çocuklara anlattığı masallar arasında nasıl bir bağ kurabilir ki bir zihin?

Peki buradan bilinç altı okuması ile Adile Naşit’in anne tarafının Ermeni baba tarafının da Rum olmasına kadar uzanır mı, zehirli sarmaşıkların dolaştığı o zihinlerdeki karanlık? 

Yetmemiş Ünal, bugünün sıkı AKP’lisi ama geçmişin ‘mazlum’larının sesi arabesk şarkıcılarını Naşit’in karşısına dikmiş.

Neden, çünkü Naşit’in temsil ettiği ‘mutluluk,’ Ferdi Tayfur ve Orhan Gencebay’ın temsil ettiği şey ise acı!

Yine acı çekmeyi, mutsuzluğu yüceltirken, karşısına düşman olarak mutluluğu koyma hali. Ya da başarılı bir Cumhuriyet kadını ve onun temsil ettiği değerlerle çatışma hali.

Kadın sevilmiyor tamam, modern kadın hiç sevilmiyor o da tamam, lümpenlik övülüyor o da tamam ama 80 kuşağının zihninde tertemiz anılarıyla duran, anlattığı hikayelerle umudun kapısını aralayan bir figür üzerinden askeri vesayeti anlatmaya kalkışmak da neyin nesi?

'Bitmeyen mağduriyet'e Adile Naşit'i bulaştırmak niye?

Çocuk da ninni de sevmiyorsunuz anladık!

Size o vakit bir doz Gencebay’ı damardan zerk edip, ‘konforlu mutsuzluğunuz’da bol mağduriyetler dilemek farz!

Adile Naşit'in karşısına konulan, eskinin mağdurlarının sesi 'Orhan Baba,' şimdinin iktidarının gözdesi hem de en ‘akil’ olanlarından...

Günün ikinci ‘sivri’si Ahmet Kekeç. AKP’li Star Gazetesi’nin yazarı. En koyu iktidar kalemlerinden. ‘Zehirli’ dillilerden. Kalemine düşmeyegör!

Bugün kendi ‘yan’ mahallesindekileri ‘ezmiş’ kalemiyle. ‘Davutoğlucu’ diye tanımladıklarını.

İsim vermemiş yazısında ama Karar Gazetesi’ne ateş ettiği ortada. Karar, ‘ilhamını pek de Erdoğan’dan alan’ bir gazete değil. Zira çürümüşlük karşısında ‘dilsiz şeytan’ olmamak adına, özellikle de ekonomideki sağlıksız gidişatı köşe yazarları aracılığıyla yazıp çizen yayın politikasına sahip.

Ekonomi yazıları kadar İslam’ın ‘mahir’ ellerde ‘işleniş’ biçimine de itirazları var kimi yazarlarının. Açık açık, ‘din tüccarlığı’ndan dert yanılan makaleler yayınlanıyor.

O yazarların adını burada verip, AKP’lilerin sofrasına atmaya gerek yok ancak gazeteye ara sıra göz atmak bile, AKP medyasından ayrıştığı noktaları görmek açısından yeterli.

Kekeç, gazeteyi yeteri kadar Erdoğancı bulmamış olsa gerek ki, “Sürekli Erdoğan’la kafa bulan bir grup gazeteci var; bunların bir de gazetesi var” diye yazmış.

Ona göre, eleştirmek ‘kafa bulmak,' alkışlamamak da ‘ince ince doğramak!’

‘Kötü’ yakıştırmalarda bulunan yazarları varmış bu gazetenin.

Anaokulunda, öğretmenine koşup, “bana pis şeyler söyledi” diyen çocuk ayarında bir yaklaşım...

“Erdoğan’la kafa bulan, Erdoğan’ı ince ince doğramayı itiyat edinmiş bu arkadaşlar, kafa bulma hakkını sadece Erdoğan’ın şahsıyla sınırlı tutmuyorlar; bir inanç alanına ait kavramlar ve söyleme biçimleriyle de nasibini alıyor bundan” diye yazmış Kekeç…

Nedense AKP medyasında Erdoğanla din hep yan yana. Bir türlü ayrı düşünemiyorlar ikisini. Hep bir ‘son peygamber aslında…’ özlemi. Keşkeler, özlemler…

Birileri, AKP’nin medyasına, ‘İslam’da güncelleme’yi öneren ismin Erdoğan olduğunu hatırlatabilir mi?