Bihter Okutan
Haz 11 2018

Günün Sivrileri: AKP’ye destek açıklama yarışına giren tarikat ve cemaatler

Cemaatler ve tarikatlar bu ülkenin bir gerçeği. Osmanlı döneminde de oldular, Cumhuriyet döneminde de. Bundan sonra da toplumsal bir gerçeklik olarak varlıklarını sürdürecekler.

Yine de varlıklarının modernite ve ilerleme ile uyum içinde yürüdüğü pek söylenemez.

Dini alanı tanzim etme iddiasıyla çıktıkları yolculukların sonu hep iktidara uzanma hayaliyle sona erdi.

Osmanlı’nın içten içe kemirilmesinde hızlandırıcı etkileri olduğu kadar, Cumhuriyet döneminde de varlıklarını dönüşüme uğramadan sürdürmenin yollarını aradılar, kimi zaman da yeni rejimin laik düzenine bir tehdit olarak algılandılar.

Özetle siyasetin her zaman merkezinde oldular. Kimi zaman devletle barıştılar kimi zaman devletin ‘yegane sahibi’ olmaya kalktılar kimi zaman da devletin büyük baskılarına maruz kaldılar.

Yine de siyasete yön verme ‘tutku’sundan bir türlü vazgeçmediler.

Son olarak Oda Tv, Işıkçılar grubunun eskinin Doğan, yeninin Demirören Medyası’nda hızla yapılandığını yazdı. Her ne kadar medya ‘sivil’ alan gibi görünse de, Erdoğan’ın medyayı nasıl bir AKP aparatı haline getirdiğini yazmaya dahi gerek yok.

Bu nedenle bir tarikat ya da cemaatin kamuda ya da AKP kontrolündeki özel sektörde kadrolaştığı iddialarının doğru olma ihtimali hayli yüksek.

Bu durumda, günün ilk ‘sivri’si böylesi bir dini yapıyı merkeze taşıyarak toplumun temellerini dinamitleyen Demirören Grubu.

Ardından gelen ‘sivriler’ de AKP’ye destek açıklama yarışına girişen cemaatler ve tarikatlar. Arpalık gibi dağıtılan kamu makamlarındaki adalet, liyakat, yeterlik gibi tüm dini ve vicdani değerleri tepeleyip koşar adım iktidardan pay kapma yarışına giren tüm cemaatler ve tarikatları bekleyen akıbeti öngörebilmek için kahin olmaya gerek yok.

Peki AKP’ye eşi benzeri görülmemiş bir tonda destek açıklayanlar hangi cemaatler:

Sağlık Bakanlığı’nda kadrolaştığı iddiaları ayyuka çıkan Menzil grubu listenin başını çekiyor. Menzil’e bağlı Semarkand Vakfı, verdiği ilanlarla olayı kökünden çözüp, bodoslama bir girizgahla başkanlık sistemine destek verdiğini duyurdu.

menzil

Sağlık Bakanlığı’ndaki etkileri ile, hacamat ve sülük tedavisini yasallaştırmada rol oynayan yapı...

Süleymancılar geri kalmadı elbette bu ‘destek açıklama’ yarışından. Bu gruba bağlı Tuna İlim Vakfı, bu kez ‘CHP’yi İslam’a savaş açmak’la suçlayacak kadar meseleyi kişiselleştirdi.

Cemaat ve tarikatların, en azından 'belli' bir kısmının, Cumhuriyetle hesaplaşmaya giriştiğini söylemek abartı olur mu şu durumda?

AKP ve Erdoğan’a açık çek sunan bir başka grup da Nur cemaatinin Hayrat Vakfı Risale-i Nur Talebeleri oldu.

“Cumhurbaşkanı’nın güçlü, uyumlu çalışan bir Meclis çoğunluğuyla çalışması zaruridir” açıklamasıyla siyasetin göbeğine paraşütle indi bu grup da.

Gülen grubunun siyasetin merkezinde olma arzusunun, hem ülkenin hem de kendilerinin başına açtığı tarihi belayı göremeyen ya da görmezden gelen bu cemaatlere kötü haber: Ne Osmanlı’da ne de Türkiye Cumhuriyeti’nde hiçbir tarikat devletin kendisi olamadı.

Olmak isteyenin de eli kolu öyle bir budandı ki bir daha kendine gelemedi.

Bu dini yapılar seleflerinin düştüğü ölümcül hataya düşmek için can atadursun, masumların bedel ödediği bir hesaplaşmanın da kapılarını aralamış durumdalar.

İlahiyatçı-yazar İhsan Eliaçık da bu cemaat ve tarikatları, 'Kapıkulu cemaatleri' olarak tanımladı. 

Hükümet-cemaatler arasındaki kirli ilişki ağını şöyle anlatıyor Eliaçık:

"...padişaha kul köle olan, onu destekleyen, onun verdiği nimetlerle hayatta duran ve padişahtan mülk alan, vakıf yeri alan cemaatler. Şimdi cumhuriyet döneminde de Erdoğan’a desteğini açıklayan cemaatler aynen Osmanlı dönemindeki kapıkulu cemaatleri gibidir. Bunların hepsinin Erdoğan’dan menfaati vardır. AKP bunlara ya vakıf yeri vermiştir, ya bakanlıklara yerleştirmiştir, ya arazilerini imara açmıştır, belediyede isteklerini yerine getirmiştir, çoğunu zengin etmiştir, ihalelerle kalkındırmıştır."

Eliaçık'ın dikkat çektiği bir diğer nokta da, cemaatlerin bu açıklamaları kendiliklerinden yapmak yerine Erdoğan'ın talimatıyla yapmış olma ihtimallerinin hayli güçlü olması.

Bir de bu tutumun zıddı bir gelişme var. Avusturya'da hükümeti kimi camileri kapatma, imamlarını da sınırdışı etme kararı aldı.

Avusturya hükümetinin gerekçesi, camilerin radikalleşmenin merkezi olduğu yönünde. Bu eleştiriler yerinde aslında. Bu camilerden aşırıcı örgütlere katılımların gerçekleştiği tezi de yerinde.

Ancak soruna tepeden inmeci yaklaşan bu tür adımlar, Avrupa'daki Müslümanları daha da radikalleştirme riski taşıdığı gibi, İslamı siyasi çıkarları için bir enstrüman olarak kullanan AKP ve türevi siyasal İslamcı hükümetlerin de Batı karşıtı söylemlerini arttırma ve nefreti körükleme tehdidini bünyesinde barındırıyor.

Bu açıdan, Avusturya hükümeti her ne kadar tezlerinde haklı olsa da cami kapısına kilit vurmak gibi aşırı bir yönteme başvurduğu için günün 'sivri'si olarak kayıtlara geçiyor.