Bihter Okutan
Haz 08 2018

Günün Sivrileri: Gazeteciler eliyle gazetecilere kumpas

Gazetecilerin gazetecilere kırdırılması, birinin diğerine köşesinden ya da haberler aracılığıyla ateş etmesi üzerinden en iyi oyunu kuran ve gazetecileri keklik gibi avlayan bir yapı peydah oldu yargı sisteminde.

Bunun adına ne derseniz deyin, içini nasıl doldurursanız doldurun; A’dan Z’ye, muhalefetinden merkez medyasına Türkiye basını ‘istihbarat oyunları’nın tam göbeğinde.

‘FETÖ’ paranoyası herkese bulaştı ve AKP’den daha keskin ‘FETÖ’ avcısı olundu.

Meslek büyükleri daha iyi bilir elbette ancak, “1980 darbesinde bile bu kadar hak ihlali olmamıştı” diyen ve 2013 AKP dönemi ile darbe yıllarını da yaşamış gazeteciler, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık, en puslu ve gazetecilerin en çok canının yakıldığı dönem olarak kayıtlara geçiriyor bugünleri.

Odatv yazarı Nihat Genç, 4 Haziran tarihinde yazdığı bir köşe yazısıyla gazeteci Ece Sevim Öztürk’ü ‘FETÖ’nün cazgırlığını yapmak’la suçladı, aradan iki gün geçtikten sonra da Öztürk ‘şak’ diye gözaltına alındı. Genç, bir anda ‘gazeteci gözaltına aldıran’ yazar olarak sosyal medyanın hedefi haline geldi.

Genç’in Öztürk’e kızdığı esas nokta ise, 15 Temmuz darbe girişimine dair çoğu kişinin kafasında olan soru işaretlerini köpürten bir belgesel hazırlamış olması.

Gazeteci Öztürk, 7 Haziran tarihinde durduğu konumu ve gazeteciliğini savunan bir yazı kaleme almış. İstemeye istemeye, neden ‘FETÖ’cü olmadığını anlatmak zorunda kalmış.

Bu tabloda elbette birden fazla ‘sivri’ var. Biri, bir meslektaşının sorgulamaları üzerinden ona, ‘FETÖ’nün cazgırlığını’ yapma suçlaması yönelten Nihat Genç, diğeri de Genç’in yazısı üzerinden hem Odatv’ye hem de Öztürk’e operasyon çeken bir ‘kısım’ yargı ve istihbarat yapılanmaları.

Genç’in, elinde ‘FETÖ’ etiketini birine yapıştırdığı anda oraya tüm ‘leş kargaları’nın üşüşeceğini bilmemesi imkansız.

Şu tabloda Odatv ve Genç'in düştüğü durum nasıl tarif edilir ya da nasıl temizlenir zihinlerdeki negatif düşünceler? 

8 Haziran’da (bugün) bir yazı kaleme alan Genç, ‘hatasını’ telafi etmeye çalışsa da iş işten geçmiş durumda. Genç, şöyle bertaraf etmeye çalıştı kendisine yönelen eleştiri oklarını:

“Bizler yazarız, Fetö'nün tezlerinin kendine bir kanal bulduğu şüphesi, Fetö'nün yeni bir sızıntı yaptığını gördüğümüzde, yazmak, eleştirmek, ifşa etmek milli görevimizdir. Ancak yazımız üzerine bir gözaltı kararı, elimizi kolumuzu bağlar, bizi çaresiz bırakır. Bir daha "aman milletin başına bir şey gelmesin" diye korkudan yazamaz hale geliriz.”

Artık çok geç…

Bu tabloda tek bir kazanan var: AKP'nin kirli savaş yürüten aparatçıkları...

AKP, toplumu Kandil’le yatırıp Kandil’le kaldırmaya çalışıyor da yine olmuyor. Kimse, ‘TSK Kandil’e girecekmiş’ dendiğinde heyecanlanmıyor.

Zira bunun bir seçim yüzgörümlüğü olduğu aşikar. Kısaca kimsenin umurunda değil Kandil.

Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt bile, tüm TSK’nın Kandil’e gönderilmesi halinde bile buranın temizlenmeyeceğini kabul etmiş vakti zamanında.

Bir siyasi söylem olarak milliyetçiliği köpürtmenin anlaşılabilir bir yanı olsa da, devlet kaynaklarını, vergi verenlerin haklarını böylesi ucuz numaralarla boşa harcayan AKP, günün en ‘sivri’si olmayı hak ediyor.

Bu da yetmiyor, bedelli askerliğe göz kırpan açıklamalarda bulunuyor AKP’li siyaset yapıcılar.

Düne kadar inkar ettikleri, “hayır asla, zinhar” dedikleri ne varsa seçim sathına girildiği anda koşar adım eyleme dökmeye başladılar.

Bu haller için ‘sivri’ tanımı elbette naif kaçar ama o baş dönmesi, mide bulantısını anlatacak satırlar da bu formatın unsuru değil...