Günün Sivrileri: Herkesin AKP ile bir kırılma noktası var ama artık çok geç!

İktidara geldiği günden bu yana, güç zehirlenmesinin biricik örneğini veren Erdoğan ve partisi AKP ile yollarını ayıranların hep haklı bir gerekçesi oldu.

Hepsinin kendine has bir kırılma noktası vardı.

Kimisi için Galataport ihalesiydi ayrılık sebebi, kimisi için domuz gribi aşısı, bir diğeri içinse türbana yaklaşımdaki farklılıktı.

Herkese tatlı bir ninni, demokrasinin şefkatli kucağı gibi görünen AKP’den kaçışlar, ‘Yetmez Ama Evet’ diyenlerin, belki de hayatlarının en büyük hayalkırıklığına uğradıkları, 2010 referandumundan sonra ‘öteki tarafa gidip gelenlerin uğradığı şok’la eşdeğer toplu bir aydınlanma ile zirveye çıktı.

Ülkenin aydınları, kanaat önderleri ile Fethullah Gülen, ‘mezardakilere bile evet oyu kullandırmalı’ çizgisinde eşitlenmişti.

Aydınlar 12 Eylül’ün ülkeye giydirdiği deli gömleğinin düğümlerini çözdüklerini sanırken, Gülenciler de Erdoğan’la birlikte ‘devlet’ olmanın hesaplarını yapıyordu.

Gülen, kendi mezarını kazdığını bilemezdi elbet!

Erdoğan hepsinden atik ve ‘parlak’ zekalı çıkmış olacak ki, hepsini çil yavrusu gibi dağıttı.

Sonra 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk skandalı patlak verince; yalana dolana doyan ‘samimi’ AKP’liler ve Saadet Partisi’nden borç alınan tabanın bir bölümü de AKP sofrasından çekildi.

Kimileri de tüm cerahate rağmen AKP’de ‘istikbal’ kovalamaya devam etti.

Ne zaman ki partiden aday gösterilmediler, hop bir anda nehrin öteki yakasına geçiverdiler.

Sonra da ‘muhaliflik çok güzel’ gelsene yapmaya başladılar.

AKP’nin eski MKYK üyesi ve 2015 7 Haziran seçimlerinde milletvekili seçilen, 1 Kasım’da liste dışı kalan Anayasa Mahkemesi eski raportörü Osman Can da şimdi ‘muhalif.’

O bildik ‘Erdoğan bozdu her şeyi’ davulunu çalıyor.

‘Hiçbir şey için asla geç değildir’ demeyin. Bazı şeyler için gerçekten de geçtir.

Bu saatten sonra, ‘AKP ve de Erdoğan da amma şeymiş’ yahu deyip el yıkamaya çalışmak, karşılıksız çek vermek kadar karşılıksız toplum nazarında.

Osman Can tam da bu nedenle günün ‘sivrisi’ olmayı hak ediyor!

Herkesin ezberini medyada tekrarlamaya devam edebilir, sakıncası yok elbette!

İç siyasetten dikey bir hamle ile dış siyasete sıçrayalım.

Türkiye’nin Rusya’ya ‘esir düştüğü’ günün tam tarihi 25 Kasım 2015’dir. O gün, geride kalan eski sevgiliye (ABD) yaşlı gözlerle bakan ancak bir yandan da içindeki öfkeyi yeni sevgilide (Rusya) söndürmeyi düşleyen AKP iktidarı, Rus SU-24 savaş uçağını düşürerek Rusya’ya teslimiyet bayrağını çekti.

İntikamı soğuk değil buzlu yemesiyle ünlü Putin, Karadeniz açıklarında sürüklenen Türkiye gemisini, Soçi limanına yavaş yavaş çekti ve şimdi artık gemi o limanda esir. O gemiye S-400’ler, Afrin Operasyonu’na izin ve daha neler neler yüklendi.

Sıkıysa ayrılmaya yeltensin!

Eh eski sevgili de intikamcı çıkmasın mı!

AKP iktidarına ödetilecek bedel tam da seçim atmosferi sathına girildiği ana denk geliverdi!

Türkiye’ye satılması öngörülen F-35’lerin bloke edilmesi Temsilciler Meclisi’nde kabul edildi!

Bu daha başlangıç, devamı gelecek diyenler haklı çıkacak gibi.

Yetmedi, bir de İsrail el altından konuyu mıncıklamaya başladı. Hem uçakların hem de uçakların kapasitesini yükseltecek teknolojinin Türkiye’ye verilmemesi için lobi yürütmeye başlamış bile Tel Aviv!

Ya da Kudüs mü demeliydi!

Göstere göstere de yapabilir. Neticede İsrail’in öldürürken de saklama gereği duymayacak kadar ‘kim takar’ kafasında hareket eden bir aygıt olduğu aşikar.

Ancak burada günün sivrisi elbette, iç politikaya malzeme olsun gevşekliğinde takılan, etine buduna bakmadan ABD’ye kafa tutan, İsrail’e efelenen AKP’li politika yapıcılar. Bunlar işin tatlış kısmı aslında.

Rusya ile pirincin taşının nasıl ayıklanacağı, ABD'nin nasıl tatmin edileceği, İsrail’in öfkesinin nasıl bertaraf edileceği kaya taşı ağırlığında soru işaretleri.

Nuh’un tufanını isteyen kaçıklar gibi hükümet.

Tam da bunlardan ötürü günün en ‘sivrisi’ elbette iktidar.

Bugün bir de alışageldik türden bir haber vardı.

FETÖ’ tuzağına nasıl düştüm’ başlıklı dizinin yeni bölümünde, ‘bir çay içtim, gözümü bir açtım işsizim,’ ‘Bylock yüklediler haberim olmadı’ ifadeleri eşliğinde, OHAL Komisyonu kararı ile işine dönen bir avuç insanın hikayesi sıkıştı satır aralarına.

Komisyon, 15 Temmuz 2015 darbe girişiminin ardından işinden edilen 100 binden fazla insana adalet dağıtmak için kuruldu ama tek dağıttığı şey adaletsizlik!

Tam 107 bin kişi komisyona hakkını aramak için başvurdu ancak şimdiye kadar sadece 17 bin küsur başvuru incelendi ve sadece 700’e yakın kişi işine iade edildi!

Bu komisyon olsa olsa şaka komisyonu olur ya da ‘sivri!’

İnsanların hayatları çalındı şimdi de hayalleri!

Komisyon değil hayal hırsızı!