Günün Sivrileri: Muaviye’nin deve hikayesi gibi; 'Ay'a yol yapacağım' dese inanırız!

'İktidar ve şürekasının, Türkiye’de tahammül eşiğinin en düşük olduğu grup kimlerden oluşuyor' diye zihinden anlık bir düşünce geçse, saniyeler içinde yanıt belirir: Gazeteciler!

Peki ama neden?

Çünkü orada soru sormak ve gerçeğe ulaşmak için çabalamak var. Her iktidar gibi, Erdoğan iktidarının da gerçeklerle arası bozuk!

Gerçeğe hiç güneş doğmasın, sabah olmasın istenir o karanlık Saray’da. Gece örtüsü altında gerçek hep uyusun diye binlerce kişi seferber edilir.

Bunun için gazetecileri dönüştürmek, karanlık tarafa geçirmek adına ne gerekirse yapılır. Kimi zaman para ile uyuşturulurlar, kimi zaman davalarla tehdit edilirler, kimi zaman da korkutulurlar.

Ve nihayet artık ‘o’ gazeteciler de birer ‘The Walking Dead’ ‘aylakları’ etoburlara dönüşürler. Karşılarında ise, insan kalmaya çalışanlar vardır.

Başlar böylece ilk ve son evrensel mücadele...

Diş geçiremediklerine ise, her türlü ‘kara’ itinayla sürülür. Her köşe başında bir yaftacıları vardır, yapıştırırlar sıradakine geçerler…

Kim mi o diş geçiremedikleri?

İnanmayı reddedenlerdir onlar! Gerçeğin peşinde sürüklenenlerdir...

Bu ‘inatları’ delirticidir ‘karanlık’ için. Öfkelenirler. Hamle üstüne hamle yaparlar. Daha çok öfkelenirler. Güçleri yettiği yerde ‘yargı’sını, ‘adamlarını’ çağırtıp ‘icabına baktıracak’tır karşı tarafın.

Ama güç yetse… Kimi zaman yetmez... Burası tüm hikayenin başlangıcı ve bitişi!

Son 'diş geçirememe' hikayesinin kahramanı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Deutsche Welle kanalında ‘Conflict Zone’ programını sunan gazeteci Tim Sebastian.

Sebastian, muhatabına asla ama asla duymak istemeyeceği sorular sordu.

Dayanamadı Bakan, saygı açlığı kartını sürdü masaya. “Saygı göstermek zorundasınız. Bana saygı göstermiyorsunuz. Röportaj böyle yapılmaz” diye gürledi.

Evet saygı... İktidarın en büyük açlığı…

Gölge boksu yapma, hayali düşman yaratma konusunda hayli talimli olan AKP iktidarının bakanı, bu kötü alışkanlığını Sebastian’ın yanında da tekrarladı ve ‘15 Temmuz darbe girişimini birçok Batı ülkesinin desteklediğini’ iddia etti.

Sebastian, akıllıca bir karşılıkla ülke adı istedi. Çavuşoğlu ise, sadece “hemen hemen hepsi” diyebildi.

Nakavt… Bir cümle yeterli!

Soru soran bir gazeteciyle karşılaşınca, en küçüğünden en büyüğüne AKP’liler kırmızı görmüş boğaya dönüşüyor.

Gerçeğin bilinmesine tahammülleri öyle az ki..

Bu çabanın Türkiye’deki karşılığı, cezaevine gönderilen gazeteciler…

Tam da bu nedenden günün en ‘sivrisi’ Çavuşoğlu.

Siyasetin ‘toy’ ismi Berat Albayrak var listenin ikinci sırasında. Kocaeli’de bir açılış töreninde konuştu Albayrak.

Damat ve bakan olmak demek belli ki bu tür hikayeleri de gerekli kılıyor. Belli ki canı gönülden de inanıyor.

Albayrak, AKP’lilerle ilgili bir anısını anlatırken “Valla Ak Parti'ye o kadar güveniyoruz ki Sayın Bakanım. Cumhurbaşkanımız çıksa, şuradan Ay'a kadar 4 şeritli yol yapacağım dese, Vallahi inanırız" diyorlar” deyiverdi.

 AKP’nin yeni çıtasını da çekmiş oldu!

Tam burada Tayfun Talipoğlu’nun anlattığı Muaviye-Küfeli deve sahibinin hikayesi manzaraya denk düştü.

Özetin özeti hikaye şöyle:

Ali ve Muaviye arasındaki çekişme zirvesine çıkmışken, Ali taraftarlarının bol olduğu Küfe’den bir adam devesiyle Muaviye’nin kalesi Şam’a gelmiş.

Şamlı bir kurnaz, Küfeli’nin devesine göz koymuş ve, “O dişi deve benim” demiş.

Küfeli de, “Deve hem erkek hem de benim” karşılığını vermiş.

İş Muaviye’ye kadar gitmiş.

Muaviye ferman buyurmuş:

Bu dişi deve Şamlınındır!

Sonra da meydandaki kalabalığa dönmüş, “Ey cemaat, bu dişi deve Şamlının değil mi?” diye sormuş.

Cemaat hep bir ağızdan, “Şamlının” yanıtı vermiş.

Kalabalık dağılınca Muaviye, Küfeli’ye dönmüş ve şu tarihi lafı etmiş: İkimiz de biliyoruz ki bu deve dişi ve senin. Var git Ali’ye de ki, ‘Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk al!"

Öyle bir şey Albayrak işi…

Hadi gelin bir de bunun tersi durumda ne oluyor onun örneğini versin başka bir AKP’li siyasetçi.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ve ekibi, Rize’de bir esnafın dükkanına girmiş.

Yazıcı’nın, ‘nasılsınız’ sorusuna, esnaf “iyi değiliz, nasıl iyi olalım” deyivermiş.

Yürek mi yemiş nedir!

Demiş neticede.

AKP’li Belediye Başkanı hazmedememiş olacak ki, ‘terbiyesizlik yapma’ diye esnafı rencide etmeye kalkmış.

Esnaf altta kalmamış: Asıl terbiyesiz sensin! deyivermiş.

Neyse ki, Soma’daki ‘İsrail dölü’ kadar büyümemiş mesele!

Sonra hızını alamamış belediye başkanı, zabıtasını yollayıp esnafı taciz ettirmiş.

Böylece, 'hazımsız sivri' olarak listeye üst sıralardan paldır küldür girmiş oldu belediye başkanı.