Kaçırılan kişiler ortaya çıktı: 'Çok zayıflamışlar, kolları incelmiş, yüzleri solmuş, tenleri beyazlamış'

Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişim sonrası siyah transporterlara bindirilerek kaçırılma olayları hiç eksik olmadı. HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na göre, OHAL dönemin boyunca 27 kişi kaçırıldı. Bu kaçırılanlardan altısı geçen Şubat ayında art arda farklı kentlerden gözaltına alındı. Dört kişinin aniden ortaya çıktığı açıklandı. Aynı mahkeme dosyasında ismi geçen ve altı ay sonra ortaya çıkan Salim Zeybek, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Yasin Ugan şimdi Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor. Aileler dün gece yakınlarıyla görüştü. Kaçırılma olaylarını yakından takip eden HDP’li vekil Gergerlioğlu ile olayın perde arkasını, olup bitenleri konuştuk.

“İnsan hakları savunucusu olarak bu olayları aylarca birer bir yakından takip ettim. Çok ilginç vakalardı. Hepsinde bu kişiler bir görüntüye  sokuluyordu. Şehrin ortasında apaçık belli olan mekanlardan kaçırılıyordu. Bir kişi şehrin ortasında üç-dört kişi tarafından derdest ediliyor ve bir siyah transporta atılıyordu, araba hareket ediliyordu. Ondan sonra aileler bu kişilerin kaçırıldığını iddia ediyorlardı. Bir süre sonra bu kişiler ortaya çıkıyordu, genellikle konuşmuyorlardı, sessizliğe gömülüyordu. Bir kısmı da tutuklanarak cezaevine gönderiliyordu. Aylarca legal olmayan merkezlerde bu insanlar sonrasında aniden legal merkezlerde çıkıyordu. Son altı vaka, Şubat ayında yaşandı.

OHAL’de 27 kişi kaçırıldı ve bunların 26’sının hepsi Gülen grubuna ait okullarda görev yapmış kimisi KHK’li kimisi kapatılan okullarda görev yapmış insanlardı. Birisi de sol bir örgüte mensup Ayten Öztürk isimli bir kadındı. Son altı aydır ise kaçırılan altı kişiden hiçbir haber alınamıyordu. Şubat ayında bir mahkeme dosyasında ismi geçen altı kişi ardı ardına kayboldu. İlginçti. Mahkeme dosyasında isimleri geçiyordu. Gülen grubuyla ilgili mahkeme dosyasıydı bu. Bu kişiler ardı ardına farklı illerde kayboldular.

Ankara’da Yasin Ugan'ın, Özgür Kaya, Mustafa Yılmaz, İstanbul’da Erkan Irmak Edirne’de Salim Zeybek Antalya’da Gökhan Türkmen bunların ortak noktası bir mahkeme dosyasında isimleri geçiyordu. Ardı ardına olan günlerde kaçırılıyordu. Kimisi evinin önünde derdest ederek siyah transporta alınarak kaçırıldı. Kimisi evine gelen kişiler tarafından, ki kendilerine polis olarak tanıtıyorlar, başlarına poşet geçirmek suretiyle, tüm mahallinin gözü önünde bir arabaya alıp götürüyorlardı.

Bu dört kişinin kaçırılma hikayesi apaçık ortaydı. Bu dört kişi birileri tarafından kaçırıldılar. Bunlar bir tahmin değil, reddedilemeyecek kalabalıklar tarafından söyleniyordu. Edirne’de kaçırılan Salih Zeybek’in eşi, kaçıran kişilerin eşkâlini ve arabanın plakasını vermesine rağmen hiçbir MOBESE araştırması yapılmadı. Emniyet bu konuda tek bir MOBESE açıklaması yapmadı.

Dağın başında olan olaylar değil. Kimisi binlerce kameraların olduğu yerde, kimisi şehrin ortasında kimisi de evin önünde, tüm mahalli görüyor kaçırıldığını. Biz bunlarla ilgili sonrasında yoğun bir şekilde mücadele ettik, soru önergeleri, araştırma önergeleri verdik. Her hafta canlı yayınlarımda, defalarca kaçırılan kişileri sordum. Tek bir cevap yoktu.

Dosyada ismi geçenler toplanıyor ve belli ki bu kişilere yönelik operasyon var. Uzun süreli bir şekilde altı ay yoklar. Bu insanlar neredeydi? Yakınları gece gündüz perişanlar, başvurular yapıyorlar, hiçbir yerde ses çıkmıyor. Eşleri, her yeri perişan şekilde ağlayarak her yere gidiyorlardı. Ama onları dinleyen tek bir merci yoktu. Sonunda uluslararası başvurular yaptılar. AİHM ve BM Zorla Kaçırılmalar Komitesi’ne başvurdular. Tek ciddiye alan kuruluşlar orası oldu. Ve Türkiye’ye BM Mart ayında acil koduyla bu nedir, bu konu hakkında Adalet bakanlığına soru sordu. AİHM bu nasıl bir iştir, bu konunda yeterli araştırma yapılmış mıdır diye soru sordu. Ancak Adalet Bakanlığı tek bir cevap veremedi. Çünkü yapılan bir araştırma yoktu. Ortada yapılan ciddi bir iş yok, sadece yazışmalar var. Perişan bir şekilde dolaşan eşler, abiler, ablalar var. Hiçbir işlem yapılmıyor. BM ve AİHM’den Eylül’e kadar süre istediler, biz de diğer milletvekili arkadaşlarımızla baskıları artırdık. Mücadelelerimiz sonucu bu dört kişi ortaya çıktı.

1990’lı yılarda Kürt illerinde hep kaçırılmalarda Beyaz Toroslar göze çarpardı. Tüm kaçırılmalarda adeta Torosla imza atılıyordu. Son üç yıldaki kaçırılmalara bir başka araç dikkat çekiyor, siyah transportlar.

90’lı yıllarda da insanlar kaçırılıyor, uzun süre insanlar kayboluyordu, bu son üç yıl da aynı şekilde bir başka kaçırılıyor ve aylarca haber alınamıyor.

Kim bunu yapıyor, devlet içindeki ayrı bir birim mi, devletin birimleri mi bir başka birimler mi bu konuda kesin bir bilgim yok. Bir açıklama da yapılmıyor. Bir açıklama bekliyoruz ama kimse olumlu ya da olumsuz açıklama yok.

Çok ciddi olaylar var. 27 kaçırılan kişi birebir takip ettiğimde, bir takım işkence merkezlerinde uzun süre sorgulandıklarını duydum.  Bakanlığa soruyorsunuz bir cevap yok, TBMM’ye soruyorsunuz cevap yok.

Bu kaçırılmalar, son altı yılın en önemli olayı, insan hakları ihlalleri. Çünkü altı kişinin yaşamından haber alınamamıştır, çünkü altı aydır eşlerinden haberleri yoktu.

Son bir aydaki yoğun baskılarımız sonrasında bu dört kişi ortaya çıktı. Herkes kulağının üstüne yatmıştı, tek bir açıklama yapılmıyordu. Bu dört kişinin ortay çıkmasında bu baskının etkili olduğunu düşünüyorum.

Dört kişi şu an Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulanıyor. Dün geceden beri durumu takip ediyoruz. 24 saat geçti ama hala avukatlarıyla görüştürülmüyorlar.

Altı aydır ortalıkta yoksunuz, emniyette ortaya çıkmışsınız, 24 saattir avukatlarınızla görüşmenize izin verilmiyor.

Baskılar sonucu eşleriyle görüştürüldüler. Onların aktardığına göre, sanki bu insanlar papağan gibi bir şeyleri tekrar edip duruyorlar. Eşleri diyor ki, biz onlarla görüştüğümüzde birtakım şeyleri hemen söyleyip, bitirme yanlısıydılar.

Uzun süre sonra beş-on dakika görüşme oldu. Kafalarındaki birtakım bilgileri hemen bize aktardılar. Bunlar neydi? Kapıda 24 saat bekleyen özel avukatlar olmasına rağmen, gözaltında böylesine ilginç bir yok olma durumundan sonra biz özel avukat istemiyoruz demişler. Böylesine ağır mağduriyet sonrası bu insanlar özel avukat istemiyorlar. Çok tedirginler, garip davranışlar sergiliyorlar.

Çok zayıflamışlar, kolları incelmiş, yüzleri solmuş, tenleri beyazlamış.

Tüm eşler şunun altını çiziyor. Tenleri beyazlaşmış. Belli ki uzun süre güneş görmemişler. Tenlerinde önemli bir beyazlama olduğunu söylediler.

Uluslararası kuruluşlara müracaatlarının iptal edilmesini, açılan Twitter hesapların kapatılmasını istemişler. Dört kişi de aynı ifadelerle bu istekleri sıralanmış. Olayın fazla karıştırılmaması, kapatılması, gürültü çıkarılmaması gerektiğini söylemişler.

Yine Salim Zeybek altı ay önce kaçırıldığında gözlüklüydü. Üç derece gözlüklü insan önünü bile göremez. Şuan gözlüksüz, eşine ilk söylediği şey bana bir gözlük bulun lütfen olmuş. Gözlük meselesi bile bir çok şeyi anlatıyor. Bu kişi altı ay nasıl olur da gözlüksüz kalmış. Bunu bile düşünmek işin perde arkasını anlamada yardımcı olacağını düşünüyorum.

Bu süreçte, meclis de hükümet de resmen üç maymun oynandı. Altı ay boyunca ülkenin en önemli olarak gördüğümüzü bir sorunu ne ana akın medya, ne iktidar ne meclis gördü. Millet meclisinde milletin fertlerinin dertleri konuşulmuyorsa ne anlamı var o meclisin.

İnsan hakları alanında mazluma kimlik sorulmaz. Zalimden karşı çıkılır, mazlumdan yana olur. İnsanlar siyasi kimlikleriyle bu insanlara bulaşıyor. Dün Kürt illerinde kaçırılma olurken, sağ muhafazakar suskun kalıyordu.

Bunlar hepsi, Türküyle, Kürdüyle, sağcısıyla solcusuyla kime yapılırsa yapılsın çok ağır kamu otoritesi, insan hakları ihlalleridir.

Bana dokunmayan bin yıl yaşanır derseniz o yılan bir gün size dokunur.

Gemisini kaptandır derseniz, sizin geminiz de bir gün batar. Bu olaylara kimlik ayrımı yapmadan yaklaşalım, bunlar ağır insan hakları ihlalidir. Bu olayı birebir takip eden bir insan olarak altı aydır, bu ailelerin ne çektiğini çok iyi bilen bir insan olarak tüm insanların bu olaylar çok ciddiyetle yaklaşmasını söylüyorum. Bulunan bu dört kişinin şu anda avukat istememesi, aman kapatalım olayı gibi lafların da çok içten gelen laflar olmadığını tüm kamuoyunun bilmesi gerekiyor.”