Lider eşlerinin lüks marka tutkusu haberdir- Faruk Bildirici

Türkiye’de lider eşlerinin marka tutkusunun geçmişi hayli eski. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal da YSL markalı lüks ürünlerin tutkunuydu.  

1985 yılıydı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle çeşitli ülkelerden gelen çocukları kabul ederken Semra Özal’ın çoraplarındaki parıltı, Cumhuriyet gazetesi foto muhabiri Rıza Ezer’in dikkatini çekti. Objektifini oraya çevirip deklanşöre bastı. Çektiği fotoğraf çarpıcıydı. Semra Özal’ın ayakkabısı ve ayağı gözüküyordu; pırlantalarla işlenmiş YSL markası fotoğrafın tam odağındaydı.

Rıza Ezer’in çektiği bu fotoğrafı yayımlamadı Cumhuriyet. Bu kararın gerekçesi de kalın, ayakkabıdan taşmış bir kadın ayağının fotoğrafının yayımlanmasının Semra Özal’a hakaret gibi algılanabileceği düşüncesiydi. 

Fotoğraf o kadar çekiciydi ki, yayımlamadan da yapamadılar. Ahmet Tan, Semra Özal’ın adını vermeden, sadece altına “O değil” diye yazarak köşesinde yayımladı bu fotoğrafı. Tabii herkes anladı kimin ayağı olduğunu. Birkaç gün sonra Sabah aldı o fotoğrafı, “Cumhuriyet’in yapamadığını biz yapıyoruz. Rıza Ezer’in çektiği Semra Özal’ın ayağının fotoğrafını yayımlıyoruz” diye bastı.

Turgut ve Semra Özal, Cumhuriyet’te yayımlanan çorap fotoğrafından pek de memnun olmamışlardı. Nihayetinde Turgut Özal, “orta direğe” seslenerek iktidara gelmiş bir siyasetçiydi. Pahalı ürünler giymenin seçmen tabanında sempati yaratmayacağının farkındaydı.

Yine de bu çorap fotoğrafının yayımlanmasına tepki göstermedi. Çünkü eşi ve çocuklarıyla ilgili haberler yayımlanmasına alışkındı. 

Semra Özal da ne çorabın fiyatıyla ilgili bir açıklama yaptı, ne de çorabın YSL markasının imitasyonu (çakma) olduğu yolunda haberler çıktı. Semra Özal’ın da tek tepkisi (!), Marmaris’te kendilerini izleyen gazeteciler arasında olan Rıza Ezer’in YSL marka tişört giydiğini görünce hemen yakındaki bir foto muhabirinin makinesini kapıp, onun fotoğrafını çekmeye çalışmak oldu. Tabii başaramadı tişörtün markasının da göründüğü bir fotoğrafını çekmeyi. 

Onun sonuçsuz kalan bu “intikam alma” çabası da 8 Mayıs 1985 tarihli Cumhuriyet’te haber oldu. Hem de bu sefer Rıza Ezer’in, Semra Özal’ın YSL markalı fotoğrafını çektiği de yazıldı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, Pakistan gezisinde kırmızı tabanlı ayakkabılar giyiyordu. Hürriyet muhabiri Selçuk Şenyüz’ün dikkatini çekti bu ayakkabılar. Hemen fotoğraflayıp “Kırmızı tabanlı First Lady” diye haber yaptı. 5 Aralık 2007 tarihinde yayımlanan haber özetle şöyleydi:

“Hayrünnisa Gül, ünlü Fransız modacı Christian Louboutin hayranı çıktı. Hayrünnisa Gül, Pakistan ziyaretinde modacının ünlü kırmızı tabanlı ayakkabılarını giydi. Tasarımları çıktığı gün tükenen Louboutin, Fransa’nın en ünlü tasarımcılarından biri olarak tanınıyor. Gül’ün giydiği Lady Gress model C. Louboutin ayakkabılar, şirketin internet sitesine göre 865 dolar!”

Bu haberi gören Hayrünnisa Gül, ayakkabıyı satın aldığı firmadan açıklama yapmalarını istedi. “Nursace” ayakkabılarının üreticisi Güneyce Deri şirketi de Hayrünnisa Gül’ün giydiği kırmızı tabanlı ayakkabıyı kendilerinden 207 YTL’ye satın aldığını açıkladı. Hayrünnisa Gül’ün ayakkabıyı alırken kullandığı kredi kartı fişi de medyaya dağıtıldı. 

Ayakkabının yerli üretim olduğu ortaya çıkınca bu kez “imitasyon” (çakma) olduğu eleştirileri oldu. “Kırmızı tabanı dünyaya Louboutin tanıttı ama sahiplenmesi çok yanlış. Ben 7-8 yıldır kırmızı tabanlı ayakkabı üretiyorum. Onun patenti de belirli yükseklikteki ayakkabılar için geçerli” diye kendini savunan firma sahibi Nurettin Sabri Çelik de Louboutin’den “esinlendiğini” kabul etmiş oluyordu. Zaten ayakkabıların kırmızı tabanlarını da İtalya’dan getirtiyordu…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da Hermes marka çanta tutkunu. Emine Erdoğan’ın Hermes marka çantası, G-20 zirvesi nedeniyle eşiyle birlikte gittiği Tokyo’da dikkat çekti. Çantanın fotoğrafları orada çekildi.

Bazı internet sitelerinde “Kriz saraya uğramamış. Yurtdışı gezilerinde kullandığı lüks çantalarla gündem olan Emine Erdoğan, Japonya gezisine de 50 bin dolarlık çantayla gitti” haberleri yayımlandı.  Evrensel gazetesi yazarı Ender İmrek de 29 Haziran 2019’da “Parıl parıl parlıyordu Hermes çanta” başlıklı bir yazı kaleme aldı:

“İki Türkiye fotoğrafı… Biri ünlü markanın çantasıyla zenginliği, ihtişamı, gösterişiyle gündem olan Emine Hanım, diğeri uyduruk bir iddianameyle hakim karşısına çıkarılan blucinli Canan Hanım.  Emine Hanım tüm dünyaya çantasıyla tanıttı Türkiye’yi…

...G-20 demek dünyanın gelişmiş 20’si arasında yer almaktı. Ve elbette bunun çarpıcı biçimde tüm dünyanın gözüne sokulması gerekirdi. Türkiye’nin ne denli gelişmiş bir ülke olduğunu giden heyetten First Lady’nin parıl parıl parlayan Hermes çantasından anlamış oldu. Markaysa marka ve ederi medyada yer aldığına göre tamı tamına 50 bin dolar. “

Ender İmrek hakkında “Emine Erdoğan’a güzel vasıflar atfetmeyerek hakaret” ettiği iddiasıyla dava açıldı. İmrek’in 17 yıl hapisle cezalandırılması istenen davadaki yargılama halen sürüyor.

“50 bin dolarlık Hermes çanta” son olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Fransa’yı boykot çağrısıyla gündeme geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, boykot çağrısını değerlendirirken “Emine Hanım\'ın çantası var. Onu da sarayın bahçesinde yaksın, \'Protesto ediyorum\' desin” önerisinde bulundu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerine çok sinirlendi. “Bay Kemal eşimle ilgili bazı laflar etti. Sende zerre kadar yürek varsa benimle ilgili konuş, eşimle ilgili konuşma” diye çıkıştı. Kılıçdaroğlu, Erdoğan\'a “Bir tarafta askıda ekmek var bir tarafta 50 bin dolarlık çanta... Ben bunu eleştiremeyecek miyim?” yanıtını verdi.

Erdoğan-Kılıçdaroğlu arasında “aile üzerinden siyaset” tartışması sürerken Hürriyet’te Hande Fırat, Emine Erdoğan’ın Hermes marka çantasının orijinal değil, “imitasyon” olduğunu savunan bir yazı yazdı. Hande Fırat’ın, “Emine Erdoğan çantalara asla büyük paralar vermiyor. Daha çok yerli malını tercih ediyor. Orijinalin yerine çakma yani imitasyonlarını alıyor” ifadesi bir açık kaynağa dayanmıyordu. “Bana aktarılan bilgiler” demekle yetinmişti.

Oysa Cumhurbaşkanı eşinin çakma ya da korsan ürün kullanması da fikri haklar ve patent hakları açısından doğru bir davranış olarak sunulamaz. Çanta gerçekten çakma ise de bunun açıklaması Hayrünnisa Gül’ün yaptığı gibi kredi kartı fişi ya da benzeri kanıtlarla birlikte sunulursa inandırıcı olur. 

Üstelik Emine Erdoğan ve Beştepe Sarayı çevrelerinden doğrulama da gelmedi, yalanlama da. Çanta pahalı ve orijinal mi, ucuz ve çakma mı, bu soru havada kaldı. 

“Emine Erdoğan’ın pahalı çantası” tartışmasının önemli bir boyutu da “eşler üzerinden siyaset yapılması” meselesi. Erdoğan ve tabii onu izleyen AKP sözcüleri daha önce de ailenin siyaset konusu yapılmaması, siyasetçilerin eş ve çocuklarıyla ilgili konuşulmaması gerektiği yönünde görüş belirtmişlerdi.

Aslında Erdoğan, sadece aile üzerinden siyasete karşı çıkmakla kalmıyor, medyada ailesiyle ilgili haber yapılmasının da doğru olmadığına inanıyor. Aile fertlerini “mahrem alanı” kabul ediyor. İktidara geldiği ilk yıllarda aile fertleriyle ilgili haber yayımlayan medya patron ve yöneticilerini nasıl uyarmış, sert mesajlar göndermişti. 

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu yaklaşımı demokrasilerde kabul edilemez. Bütün siyasetçilerin özellikle de devlette görev alanların aile fertleri hem siyasetin konusudur hem de medyanın. 

Batıda siyasilerin eş ve çocukları da kamunun önünde oldukları, onlarla ilgili siyasi tartışmaların, haberlerin ne kadar yaygın olduğu herkesin malumudur. Türkiye’de de geçmişte Nazmiye Demirel’den Semra Özal’a ve hatta Özer Çiller’e kadar bütün lider eşleri siyasetin ve medyanın konusu oldu. Ahmet Özal’dan Mert Çiller’e kadar da çocuklar geçmişte hep yazıldı. 

Çünkü siyasetçilerin ve özellikle de liderlerin eş ve çocukları da yürütülen kamusal faaliyetin parçasıdır. Kamu gücünü ve kamu kaynaklarını doğru biçimde kullanıp kullanmadıklarının siyasetin ve medyanın konusu olması kaçınılmazdır. Onların hareketleri de toplum tarafından bilinmek durumundadır.  

Bu konuda en önemli örnek aslında kısa süre öncesine kadar Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tı. Aynı zamanda Erdoğan ailesinin damadı olmasının bu göreve gelmesinde hiçbir etkisi olmadığı söylenemez. Öyleyse haberlerde bakanlık sıfatının yanı sıra “damat” olduğunun da gerektiğinde vurgulanması yanlış olamaz.

Kuşkusuz lider eşleri ve çocuklarının özel yaşam alanları vardır ama bu alan diğer insanlara göre daha dardır. Kamusal alanlardaki faaliyetleri de özel yaşam alanı sayılamaz. Nasıl ki, Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu vakıfların etkinliklerine katılması haberse, kamu kayaklarının bu vakıflara aktarılması da haberdir. 

Emine Erdoğan’ın açılış konuşmaları, mesajları, engelli bir köpeği sahiplenmesi, mutfağında yemek pişirmesi özellikle bilgi verilip medyada haber yaptırılıyorsa, G-20 zirvesi nedeniyle gittiği Tokyo’da çok pahalı bir çanta kullanması da haber konusudur. 

Aileyle ilgili olumlu, sevimli halkla ilişkiler haberleri yayımlanırken ses çıkarmayıp, eleştirel haberler yayımlandığında itiraz etmenin tutarlı bir yaklaşım olmadığı açık. Üstelik Emine Erdoğan’ın hiçbir kamusal etkinliğe katılmayan, gözlerden ve kamusal faaliyetlerden uzak durmaktan hoşlanan bir lider eşi olmadığı da ortada.

Semra Özal’ın YSL işlemeli çorabının ve Hayrünnisa Gül’ün kırmızı tabanlı ayakkabısının yazılması ne kadar doğalsa Emine Erdoğan’ın 50 bin dolarlık Hermes marka çanta tutkusunun medyanın konusu olması da o kadar doğaldır.

Bu yazı Faruk Bildirici’nin kişisel sayfasından alınmıştır